Everything posted by Feneroin
-
Boşnak Turşusu 'Soka' Tarifi
Soka, Boşnakların hem kahvaltı sofralarında hem de akşam yemeği sofrasında meze olarak yerini alan biber ve kaymağın muhteşem uyumu. Boşnak turşusu olarak da bilinen soka nasıl yapılır? Boşnak Turşusu Soka TarifiMalzemeler: 2 kg Boşnak biberi (Acı, küçük dolmalık biber) 2 kg kaymak (Çırpılmış süt kreması da olabilir) 750 g beyaz peynir ya da lor peyniri Aldığı kadar süt Tuz Hazırlanışı : Biberleri güzelce yıkayıp çekirdeklerini çıkarın. İçlerini ıslak kalmayacak şekilde kurulayın. Ardından biberlerin içerisini bolca tuzlayıp bir tepsinin içerisine dizin. ( Tuzlarken peynirin de tuzlu olduğunu dikkate alarak tuzlayın.) Biberleri tuzla ister bir gece önceden hazırlayıp bekletin. Dilerseniz 4-5 saat bekletmeniz de yeterli gelecektir. Ardından tuzdan dolayı içleri su dolan biberlerin sularını içlerinden boşaltın. Bu sırada sakın yıkama yapmayın. Biberler böylelikle hazır duruma gelirken başka bir kapta kaymak ve peyniri birbirine karıştırırken bir taraftan da peyniri çatalla ezin. Biberleri dörde bölüp hazırladığınız kaymaklı harcı bir kapta harmanlayarak cam bir kavanozun içerisine sık bir şekilde yerleştirin. (Biberleri ister dörde bölerek isterseniz bütün halinde içlerini doldurarak yapabilirsiniz.) Ardından doldurduğunuz cam kavanozların içerisine üzerlerine çıkana kadar süt ekleyin. Kavanozun ağzını sıkıca kapayın. Buzdolabına koyup 20-30 gün arası beklettikten sonra yemeğe hazır hale gelecektir. Afiyet Olsun…
-
Makaron nasıl yapılır? Makaron tarifi
Makaron, Fransız mutfağının en lezzetli tatlılarından biridir. İki beze arasına fındık, ceviz, badem, gül yaprağı vb malzemelerden yapılmış krema ile dolu lezzetli bir tatlıdır. Gelin hep birlikte evde makaron nasıl yapabiliriz öğrenelim. Malzemeler 80 gram yumurta akı 90 gram toz Antep fıstığı 160 gram pudra şekeri 50 gram toz şeker 1/4 çay kaşığı tuz Kreması için:120 gram beyaz çikolata 50 gram krema 60 gram iri çekilmiş Antep fıstığı Hazırlanışıİlk olarak yumurta akı ve tuzu bir kapta yüksek devirde çırpın. Yumurta akı köpürdükten sonra yavaş yavaş toz şekerini ilave edin. Krema kıvamı alana kadar çırpın. Toz Antep fıstığını ve pudra şekerini bir elek yardımıyla eleyin. Şekerli Antep fıstığı karışımını üç parçaya bölün. Birini çırptığınız yumurta akına katın. Yumurta aklarının sönmemesi için karıştırırken tahta kaşık kullanmanız bu noktada önemli olacaktır. Şekerli Antep fıstığının kalanını da iki postada yumurta akına yedirin. Hazır olan karışımı sıkma torbasına alın ve yağlı kağıt serdiğiniz tepsiye güzelce sıkın. Makaronları oda ısısında 1 saat kadar üzerlerinin kuruması için bekletin. 150 derecede önceden ısıttığınız fırında 20 dakika kadar pişirin. Pişen makaronların soğuması için oda ısısında bekletin. Makaronlar soğurken siz kremayı kısık ateşte bir sos tenceresine alın ve kaynatın. Ardından beyaz çikolatayı küçük parçalara bölüp kremanın içine atın ve erimesini sağlayın. İri çekilmiş halde olan Antep fıstığını krema karışımına katıp soğuması için başka bir kaba alın. İç harcı ılınınca buzdolabına iyice kıvam alması için koyun. Bir makaron alıp üzerine kremasından sürün ve diğer bir makaron ile üzerini kapatın. Çay veya kahve ile servis yapabilirsiniz. Afiyet olsun
-
Yengeç Köftesi tarifi
Yengeç etinden güzel bir köfte tarifi. Maydanozlu soğanlı hazırlayabileceğiniz yemeklerinizin salatalarınızın yanına yakışacak güzel bir köfte tarif… Malzemeler 4 dal yeşil soğan 1 yemek kaşığı mayonez 1 yemek kaşığı limon kabuğu rendesi 1/4 yemek kaşığı taze biber Tuz 1 yemek kaşığı kıyılmış maydanoz 1 adet yumurta 2/3 fincan ekmek kırıntısı 500 gram yengeç eti Zeytinyağı HazırlanışıYengeç etini 5 dakika kadar kırmızı rengini alana kadar pişirin. Bir kasenin içine yumurtayı alıp çırpın. Ardından içerisine tuz, karabiber, limon kabuğunun rendesi, ekmek kırıntıları, ince kıyılmış maydanozu, taze biber ve taze soğanı ince kıyarak ilave edin. Bu karışımın içine son olarak da yengeç etlerini ve mayonezi ilave edip homojen bir karışım olana kadar güzelce karıştırın. Karışımdan istediğiniz şekilde köfteler yapın. Bir tavaya bol miktarda koyduğunuz yağı kızdırın. Hazırladığınız yengeç köftelerini kızgın yağın içinde güzelce kızartın. Afiyet Olsun
-
En sağlıklı balık pişirme teknikleri
Ülkemiz ve dünya çok ciddi koronavirüs sürecinden geçiyor. Böylesi bir dönemde ise, sağlıklı beslenmenin en önemli besin kaynağı olan balık için pişirme tekniklerini sizler için derledik. Ülkemiz ve dünya çok ciddi koronavirüs sürecinden geçiyor. Böylesi bir dönemde ise, sağlıklı beslenmenin en önemli besin kaynağı olan balık için pişirme tekniklerini sizler için derledik. Özellikle, Omega-3, D Vitamini deposu olan ve içindeki minerallerle uzmanlar tarafından tavsiye edilen balığı her zamankinden daha fazla tüketme zamanı geldi. Kemik ve kas gelişiminden tutun da, bağışıklık sisteminin güçlendirilmesine, yine kalp sağlığından zihinsel fonksiyonlara kadar vücudumuza güçlü bir besin değeri sunan balık için pişirme tekniklerine şöyle bir bakalım. Özellikle balığın hassa bir dengede pişirilmesi gerektiğini asla unutmamalıyız. Onun için balık pişirilirken daha dengeli bir ateşle ve teknikle yemeğimizi misafirlerimize ve kendimize sunabiliriz. Poaching ve Buharda Pişirme: Poaching, balığın su veya süt içerisine gömülerek fırında pişirilmesi yöntemidir. Buharda pişirme ise balığın sürekli buharlaşan suyun etkisiyle pişirilmesidir. Her iki yöntemde de pişirme için daha düşük sıcaklıklar kullanıldığından balığın besin değeri korunur ve zararlı bileşenlerin oluşumu azaltılır. Fırınlama: Bu iki yöntem de balığa yüksek sıcaklıklarda kuru ısı verilmesiyle gerçekleşiyor. Her iki yöntemde de hiç yağ kullanmadan lezzetli balıklar pişirilebiliyor. Fakat her iki yöntemde de balığı açık ateşte pişirmekten kaçınmak, pişirme zamanını olabildiğince kısa tutmak ve balığı yakmamak sağlığınız için önem arz ediyor. Izgara: Izgaradan önce balığı marine etmek, balığın yanmasını ve vücudunuzda istenmeyen etkilerin oluşmasını önleyecektir. Bazı çalışmalar balığı fırında pişirmenin kızartma ve mikrodalgaya göre daha az omega-3 yağı kaybına sebep olduğunu gösteriyorlar. Mikrodalga: Besinlerin enerji dalgaları kullanılarak pişirildiği mikrodalga tekniği, diğer tekniklere göre daha hızlı ve düşük sıcaklıklı bir pişirme yöntemi. Düşük sıcaklık, balığın içerisindeki Omega-3 yağ asitlerinin ve diğer besin öğelerinin büyük oranda korunmasını sağlıyor. Yağda Kızartma: Toplumumuz tarafından en çok kullanılan yöntem olan yağda kızartmada ise bekletilen bir yağ tercih edilmemelidir. Ve yine balıkları fazla kızartıp besin değerlerini öldürmemekte en önemli ayrıntı olarak bilinmelidir. Tüm otoriterler tarafından haftada iki gün mutlaka soframıza koymamız gereken balık için şimdiden teknikleri masaya yatırarak güzel sofralar kurmanız dileğiyle
-
Türkiye'deki Zerzevan kalesi ve Mithras tapınağı, turistlerin yeni gözdesi
Diyarbakır'ın Çınar ilçesinde bulunan Zerzevan Kalesi'ndeki kazı ve restorasyon çalışmalarına, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Dicle Üniversitesi'nin desteğiyle Doç. Dr. Aytaç Coşkun başkanlığında 2014 yılında başlandı Turistlerin yanı sıra turizmcileri de dikkatini çekmeye başlayan Zerzevan Kalesi'ne ilgi, her geçen gün artıyor "ZİYARETÇİLER 300 BİNİ GEÇTİ"Kazı Heyeti Başkanı Doç. Dr. Aytaç Coşkun, Zerzevan Kalesi ile çevresine 1400 yıl boyunca el değmediğini belirterek, "Zerzevan'da bir kalenin varlığı biliniyordu. Bunun dışında hiçbir bilgi ve hiçbir çalışmanın yapılmadığı bir yer. Ve burası ziyaret edilmeyen bir noktaydı. Şu an dünyanın her yerinden Zerzevan Kalesi'ne ziyaretçiler var ki; şu an 300 bin rakamını geçti. Yıl sonuna kadar 400 bini bulacak" dedi. Salgının sona ermesi ile Zerzevan Kalesi'ne ziyaret sayısının 1 milyon kişiyi aşacağını belirten Coşkun, şunları söyledi: "Hem yurt içinden hem de yurt dışından 1 milyon ziyaretçi beklentimiz var. Birçok tur programında Zerzevan Kalesi ve Mithras Tapınağı bulunuyor. Bölgede sadece Zerzevan Kalesi ve Mithras Tapınağı'na yönelik turlar da yapılmaya başladı. Şu an dünyanın aslında en önemli destinasyonlarından birisi haline geldi. Bunun sebebi de dünyanın en iyi korunmuş garnizonlarından birisi olması" "3 bin yıllık tarihi burada görebiliyorsunuz" diyen Coşkun, "Zerzevan Kalesi'ndeki çalışmaların hem ekonomiye hem de istihdama büyük faydası var. Ziyaretçi sayısı da her geçen gün daha da artıyor. Zerzevan Kalesi sadece Diyarbakır'ı değil; Mardin, Şanlıurfa ve Batman gibi çevre kentleri de etkileyebilecek bir potansiyele sahip" diye konuştu "HEM YER ÜSTÜ HEM YER ALTI ŞEHRİ BULUNMAKTA"Dünyanın en iyi korunmuş askeri yerleşiminden, son olarak Mithras'ın çıkarıldığını hatırlatan Coşkun, bu yapının Roma'nın doğu sınırındaki ilk tapınak olduğunu belirterek şöyle konuştu: "Zerzevan Kalesi ve Mithras Tapınağı; ilimizin, bölgemizin ve ülkemizin turizmi açısından son derece önemlidir. 1200 metre uzunluğunda, 12-15 metre yüksekliğinde surlarla çevrelenmiş askeri yerleşimde, kamu yapılarının bulunduğu güney alanda, 21 metre yüksekliğinde gözetleme ve savunma kulesi (güney kule), kilise, yönetim binası, arsenal, kaya sunağı gibi mimari kalıntılar yer almaktadır" "Kuzeyinde de caddeler, sokaklar ve konutlar takip edilebilmektedir. Konutların bulunduğu alanda aynı zamanda su sarnıçları, yer altı kilisesi, yer altı sığınağı, dünyada bulunmuş son, Roma'nın doğu sınırındaki ilk Mithras Tapınağı tespit edilmiştir. Surların dışında da yerleşime su sağlayan kanallar, sunu çanakları ve taş ocakları; nekropol alanında ise kaya mezarları ve tonozlu mezarlar dikkati çekmektedir. Zerzevan Kalesi'nde hem yer üstü hem de büyük bir yer altı şehri bulunmaktadır"
-
Hititlerden günümüze "Perge Antik Kenti"
Türkiye’nin en kalabalık şehirlerinden olan Antalya’ya 18 km uzaklıkta ki bir mesafede Aksu ilçesinde bulunan Perge Antik kenti Hitit Döneminde varlığını sürdürdüğüne inanılan kentlerdendir. 2009 senesinde UNESCO Geçici Mirası Listesine alınan Perge Antik Kenti mimarisi ve heykelleriyle göz alıyor. Hititlerden Günümüze “Perge Antik Kenti” Perge Antik Kenti HakkındaPerge Antik Kenti, Erken Tunç Çağın’dan beri yerleşim yeri olarak kullanılmıştır. Hitit yazılı kaynaklarında kentin ismi Parha olarak geçmektedir. Kendi içerisinde Helenistik Dönem, Roma İmparatorluğu Dönemi ve Doğu Roma İmparatorluğu Dönemi olarak üç ana dönem geçirmiştir. Perge en parlak zamanını Helenistik dönemde yaşamıştır. Perge Kentin, doğu-batı ve kuzey-güney yönünde iki ana caddeden oluşmaktadır. Perge’nin içerisinde tiyatro, stadyum, agora, sütunlu cadde, Helenistik Kapı ve Güney hamamı bulunmaktadır. Perge Kentinin ilk kazı çalışmalarını 1946 yılında Ord. Prof. Dr. Arif Müfid MANSEL başlatmıştır. 1970’li yıllarda Prof. Dr. Jale İNAN’ın devraldığı kazı çalışmalarını 1990’lı yıllarda Prof. Dr. Haluk ABBASOĞLU devralmıştır. Perge Şehrinde Bulunan Tarih KalıntılarıTiyatro Hititlerden Günümüze “Perge Antik Kenti” “Tiyatro” 13 bin kişilik kapasitesi bulunana Perge Tiyatrosu; seyirci oturma alanı, orkestra ve sahne olmak üzere üç ana bölümden oluşmaktadır. Bir zamanlar Perge tiyatrosunda orkestra alanının korkuluklarla çevrilmiş olmasından dolayı burada gladyatör ve vahşi hayvan dövüşlerinin de yapıldığı düşünülmektedir. Tiyatronun sahne binasında büyük hasarlar olmasına rağmen şarap tanrısı Dionysos’un hayatının kabartmalarla anlatıldığı bölüm hala anlaşılır durumdadır. StadyumAntik dünyadan bu güne korunarak gelmiş en iyi stadyumlardan biridir. Perge kentinin stadyum oranın özel taşı olan konglomera bloklarından yapılmıştır. 12 bin kişilik olan stadyumun M.S 1. yüzyılda yapılmaya başlandığı söylenmektedir. AgoraPerge Kentinin ticari ve politik merkezidir. Agoranın çevresi dükkanlar ile kaplıdır. Sütunlu Cadde Hititlerden Günümüze “Perge Antik Kenti” “Sütunlu Cadde” Helenistik Kapı Hititlerden Günümüze “Perge Antik Kenti” “Helenistik Kapı” Helenistik surun, doğu, batı ve güney de üç kapısı bulunmaktadır. M.Ö 2. Yüzyılda yapıldığı düşünülen Helenistik kapı, dört katlı iki yuvarlak kuleden oluşan oval avlulu bir plana sahip olan bir yapıdır. Güney Hamamı Hititlerden Günümüze “Perge Antik Kenti” “Güney Hamamı” İçerisinde, soyunma, soğuk banyo, ılık banyo, sıcak banyo ve beden hareketleri olarak farklı işlevler için ayrılan bölümlerin hala durduğu kentin en iyi korunmuş yapısıdır. Güney hamamına, M.S. 1. yüzyıldan 5. yüzyıla kadar farklı dönemlere ait inşaat, değişiklikler ve eklemeler yapılmıştır
-
Gürgenç (Köhne Ürgenç)
Birçok medeniyete ev sahipliği yapmış ve her dönemde kendinden söz ettiren tarihi şehir Gürgenç… Türkmenistan’ın kuzeydoğusunda Ceyhun Nehrinin güney kıyısında yer almaktadır. Ticaret yolları güzergâhında bulunan tarihi Gürgenç şehri; her dönemde kendinden söz ettiren güzel yerleşim yerlerinden biri olmuştur. Sâmânîler döneminde şehre İslamiyet’in gelmesiyle ilk olarak devlete bağlı valiler tarafından idare edilmiştir. Daha sonra Afrigoğulları hanedanlığına son veren Me’mûnîler şehri kendilerine merkez yaparak, şehrin her açıdan gelişmesini sağlamışlardır. Ardından sırasıyla Gazneli Mahmûd, Şahmelik’in idaresinde kalan şehir; son olarak Selçuklu hükümetinin eline geçmiştir. Selçuklular’ın o dönemde ki Sultanı Sencer Bey’in; şehre atadıkları valilerle Gürgenç’in gelişmesine katkı sağlamışlar, imar faaliyetlerinde bulunmuşlardır. Şehir gerçekleşen gelişmeler sayesinde büyük şehir haline gelen Gürgenç; hanedanın başkenti ve ilim merkezi olma yönünde Selçuklu payitahtı olan Merv ile boy ölçüşecek derecede gelişme göstermiştir. Çok güzel ve müreffeh bir yerleşim yeri olan Gürgenç, bir süre sonra Moğolların istilasına uğramıştır. Birçok şeyh ve âlimi de içerisinde barındıran şehir kısa sürede istila edilmiş ve binlerce insana mezar olmuştur. Moğollar şehri yakıp yıkmış, güzel binaları ve köşkleri viraneye, gül bahçelerini çöplüğe çevirmişler, Amuderya’nın suyunu tutan bendi yıkarak şehri sulara boğmuşlardır. Köhne Ürgenç (Gürgenç) Sultan Tekiş’in türbesi…Ancak zamanla bu Türk-İslâm şehri tabiri caizse küllerinden yeniden doğmuştur. Harezmşahlar Devleti sayesinde çok kısa zamanda aynı bölgede tekrar kurulan şehir Altın Orda hâkimiyetinde ticaret merkezi olmuştur. Yeniden camileri, medreseleri, hankâhlarıyla İslam medeniyetinin önemli merkezi olan Gürgenç, bu önemini 1400’lü yıllara kadar devam ettirmiştir. 1646 yılında şehrin insanları yeniden İslam şehri olan bu bölgeye (Taze Ürgenç’e) taşınınca, önceki şehir “Köhne Ürgenç” (Eski Ürgenç) olarak anılmaya başlanmıştır. 11. yüzyıl ve 16. yüzyıldan kalma bir dizi kalıntı bulunan şehrin en önemli yapıları; bir cami, bir kervansaray kapısı, kaleler, türbeler ve bir minaredir. Kalıntılar, mimari ve sanat alanında etkisi; İran, Afganistan ve daha sonra 16. yüzyıl Hindistan’ındaki Moğol İmparatorluğu’na kadar uzanan başarıların bir belgesidir. Şehirde aynı zamanda; Harezmşah İl Aslan’ın ve Sultan Tekiş’in türbesi (Gökgömmez – Mavi Kubbe olarak bilinir) ile camisi bulunmaktadır. Ayrıca Harzemşahların sarayı olarak kullanılan Türebeg Hanım Türbesi yer alır
-
Bozkırın parlayan incisi 'Harezm'
Sağında Kızılkum, solunda Karakum gibi iki ıssız bozkır uzandığı halde Amuderya nehrinin kollarına sararak hayat verdiği bu topraklar gerçekten de bu tanımı hak ediyor. Harezm, günümüzde OrtaAsya coğrafyasında bulunan ve kendileri de bizler gibi Türk soyundan gelen Özbekistan Cumhuriyeti’nin bir bölgesi. Gürgenç ve Hive gibi iki önemli şehri bulunuyor. Ülke topraklarının güneyinde yer alıyor ve sahip olduğu büyük kültür ve tarih birikimini keşfetmemiz için bize kucak açıyor. Harezm İsmi Nereden GeliyorRivayet o ki; Harizm kavmi şark padişahının hizmetinde olduğu halde padişahın gazabına uğrayarak yerlerinden sürülmüşler. Sonraları haklarında bilgi edinmek isteyen padişah, maiyetinden birilerini görevlendirerek Harizm kabilesine göndermiş. Görevliler tekrar ülkelerine döndüklerinde padişaha Harezmlileri anlatırken balık tuttuklarından ve ateşte pişirerek yediklerinden söz etmişler. Hârizm dilinde ete hâr, oduna da rizm/rezm denildiğinden buraya Hâr-rizm adı verilmiş. Şehrin TarihçesiHarezm, tarih boyunca küçüklü büyüklü pek çok devlet ve hanlığa ev sahipliği yapmış bir yer. Büyük İskender’in kurduğu Helen İmparatorluğu’na tabi olmuş, Emeviler döneminde girişilen fetih hareketleri sonucunda İslam dünyasıyla tanışmıştır ki tarihteki o şanlı yerini bundan sonra almaya başlayacaktır. Ardından bölgeye Gazneliler, Selçuklular ve isimleri de bölgeyle anılan Harzemşahlar hükmetmiştir. Bu dönem boyunca Harezm, medreseleri ve yetiştirdiği ilim adamlarıyla öne çıkarken ticari açıdan da bir çekim merkezi haline geldi. Öyle ki İran, Çin, Hindistan, Sibirya ve taa İskandinav ülkelerinden gelen büyük kervanlar burada mallarını satışa çıkarırmış. Gelin görün ki bu hareketli ve zengin topraklar Moğollarında ilgisini çeker. Akın akın gelen Moğol istilasına karşı kahramanca direnen Harzemşahların son hükümdarı Celaleddin Harzemşah mücadelesinden ölünceye dek vazgeçmemiştir. Ölümünün ardından Moğollar Harezm’i işgal etmiş ve şehrin yönetim merkezi Gürgenç yerle bir edilmiştir. Moğollardan sonra Timurlar, Timurların ardından da mahalli idarelerin hakimiyetinde bölge eskisi kadar olmasa da bir canlılık kazandı. Harezm’de Keşfedilecek YerlerKalta Minare, Muhammed Emin Han medresesinin bir parçası olarak bölgenin en büyük ve uzun minaresi olarak planlanmışken Muhammed Emin Han vefat edince 26 metrede yarım kalmış. Bu nedenle küçük minare anlamına gelen Kalta Minar ismiyle anılmış. Turkuaz renkli çinileriyle göz alıcı bir güzelliğe sahip. Kalta Minare Cuma Mescidi 52 metrelik minaresiyle dikkat çekiyor. Düz damlı olan cami; ahşap ustalarının elinden çıkmış, her biri sanat eseri değerinde 212 ahşap sütunla desteklenmiş. Ayrıca sıcaktan bunalanları serinletmek için içeride kar havuzu düşünülmüş. Cuma Mescidi’nin ahşap sütunları İslam Hoca Minaresi de yine İslam Hoca Medresesinin bir parçası olarak inşa edilmiş. 57 metre uzunluğuyla Orta Asyanın en yüksek minaresi ayrıca en tepe noktasına 117 basamakla çıkılıyor. İslam Hoca Minaresi Taş Avlu Sarayı, 1841’de inşa ediliyor. Allah Kulu Han için yaptırılan bir saray. Misafir ve elçilerin kabulü için bir bölüm, adalet divanı ve haremden meydana geliyor. Han ve maiyeti burada kalıyorlar. Saray genel olarak geniş avlulardan ve bu avluların etrafına sıralanan odalardan oluşuyor. Turkuaz rengin hakimiyetini burada da görmek mümkün. Taş Avlu Sarayı İçan Kale, eski Hive’yi çevreleyen kaleye verilen isim. İç kale anlamına geliyor. Tarihi milattan önce beşinci yüzyıla kadar gidiyor. 2 kilometre uzunluğunda ve 7 metre yüksekliğe sahip kerpiç bir duvardan oluşuyor. 4 kapısı mevcut. İçerisinde 50 medrese, pek çok cami ve tarihi yapı bulunmaktadır ve Dünya Unesco Mirası listesinde yer almaktadır. İçan Kalesi Harezm’in Üç Önemli İsmiBiruni; matematik ve doğa bilimleri alanında yaptığı çalışmalarla tanınan bir bilim insanı. Harezmi; cebir ve algoritmanın kurucusu ve sıfır rakamının mucididir. Pehlivan Mahmut ise 13. yüzyılda yaşamış, pehlivanlığının yanında şairliğiyle de tanınmış bir halk kahramanı. Sırtının hiç yere gelmediği ve kazandıklarını hep yetimlere dağıttığı söylenir. Türbesi halkın uğrak yerlerinden biri
-
Mardin-Kasımiye Medresesi
700 yıllık bir tarihe sahip olan Kasımiye Medresesi, Mardin'in güneybatısında bulunur. Medresenin eğitim verdiği dönemde Kasımiye Medresesi en önemli eğitim merkezlerinden biriydi. Mardin “Kasımiye Medresesi” Hakkındaİlk gün ki yapısını bozulmadan koruyan Kasımiye Medresesinin yapımına Artuklular döneminde başlanmıştır. Timur döneminde ki Moğol saldırıları sonucunda yarım kalan medrese 15. yüzyılın sonlarına doğru Akkoyunlu sultanı olan Kasım ibn Cihangir döneminde tamamlanmıştır. 1. Dünya Savaşı sırasında kapanmıştır. İki katlı olan medrese tek ve açık avludan oluşmuştur. Mardin Kasımiye Medresesi’nin avlusu Mardin yapılarının en büyüklerinden olan Kasımiye Medresesinin içerisinde iki mescid ile bir türbe, medresenin avlusunda ise bir çeşme ve bir havuz bulunmaktadır. On biri alt katta on ikisi üst katta olmak üzere medresede 23 oda bulunmaktadır. Bir rivayete göre medresenin yapımını tamamlayan Kasım Paşa burada katledilmiştir. Kız kardeşi Kasım Paşa’nın kanlı gömleğini alıp eyvanın duvarlarına sürmüştür. Hala duvara su döküldüğü zaman Kasım Paşa’nın kız kardeşinin duvara sürdüğü o kan izlerinin ortaya çıktığı söylenir. Kasımiye Medresesini Nasıl Gidilir?Kasımiye Medresesi’ne Mardin’in güneybatısındaki Mardin Şehir Stadyumunu geçtikten sonra İtfaiye garajından sağa sapılarak 250 metre gidildikten sonra ulaşabilirsiniz
-
Yıldızların dünyaya en yakın gözüktüğü yer Türkiye'de!
Tarihi antik kentleri, eşsiz manzaraları ve doğal güzellikleriyle herkesi kendine hayran bıraktıran Kaş.Antalya’nın en turistik ilçelerinden olan Kaş; doğal güzellikleri ve eşsiz manzaraları ile en gözde seyahat bölgelerindendir. Turistik açıdan çok zengin olan bu bölge; mas mavi denizi, antik kentleri ve yıldızların dünyaya en yakın gözüktüğü yer dikkat çekiyor. Kaş – AntalyaKaş, Antalya ilinin en batısında yer alan en turistik ilçelerdendir. Arnavut kaldırımlı sokakları, dört mevsim pırıl pırıl güneşi, berrak deniziyle tam bir cennettir. Aynı zamanda Herodot’un da söylediği gibi “Yıldızların dünyaya en yakın olduğu yer”dir. Gezilip, görülüp, keşfedilmesi gereken o kadar çok yeri vardır ki herkesin bunu mutlaka deneyimlemesi gerekmektedir. Kaş’ta gezilecek birçok yer vardır. Aşağıda anlattıklarımız dışında eğer vaktiniz var ise gezilecekler listesine; Kaş ve Elmalı arasında bulunan Kıbrıs Kanyonu; Kaş’a 60 kilometre uzaklıkta bulunan Gömbe Yaylası ile 60 metre yüksekten çağlayan Uçarsu Şelalesi eklenebilir. Buralara Kaş yayla turları düzenlenmektedir. Ayrıca Kaş’ta yapılacak aktiviteleri arasında; Yamaç paraşütü, tekne turları, mavi tur, tüplü dalış, jeep safari yer almaktadır. Mutlaka Görülmesi Gereken YerlerKaş MerkezKaş ilçe merkezi, Kaş’ın en canlı ve hareketli bölgesidir. Ortasında geçen, eski cumbalı konaklarla dolu Uzun Çarşı, Kaş sokakları içerisinde en güzelidir. Begonvillerle sarmalanmış ahşap evlerin olduğu taş zeminli sokak, eşsiz manzarasıyla, mekânlarıyla, konuklarını kendine hayran bıraktırıyor. Küçük butikler, antikacılar, hediyelik eşya dükkanları, kuyumcu ve halıcıların olduğu sokaklar da yoğun ilgi görüyor. Kaş Merkez Kaputaş PlajıKaputaş Plajı, Kaş ile Kalkan arasındaki sahil yolu üzerinde bulunan, son yılların en popüler plajlarındandır. Bir kanyon ağzı plajı olan Kaputaş, yer altından akmakta olan suyun deniz kıyısından, kumlar arasına süzüldüğünden dolayı en çok merak edilen plajlardandır. Masmavi suyu ve etrafındaki eşsiz manzarasıyla Kaputaş plajı, son yılların en gözde plajlarındandır. Kaputaş Plajı Meis AdasıKaş’ın her yerinden görülebilen Meis Adası kendine hayran bıraktıracak güzellikleriyle dikkat çekiyor. Tertemiz sahili, tarihi evleri ve doğasıyla Kaş’ta mutlaka gidilmesi gereken yerlerdendir. Kaş’a sadece 2,1 km uzaklıkta yer alan Meis Adası, aynı zamanda Yunanistan‘ın ana karaya en uzak adalarından biridir. Meis Adası Uzun ÇarşıKaş ilçe merkezinde, çarşı içerisinde yer alan ve Kaş’ın en güzel sokaklarından biri olan uzun Çarşı; Kaş’ın en turistik noktasıdır. Begonvillerle süslü cumbalı evleri, en tatlı butikler ve samimi esnafı ile en güzel alışveriş noktalarındandır. Aynı zamanda çarşının sonunda Kaş’ta görülmesi gerekenler arasında yer alan; Likya Medeniyeti dönemlerinden kalma Aslanlı Lahit sizi karşılıyor. Bunun dışında, Antiphellos Antik Kenti de Kaş Merkez’de görebileceğiniz yerlerdendir. Uzun Çarşı Antik KentleriAntik dönemde Antiphellos ismi ile bilinen Kaş, oldukça köklü bir tarihe sahiptir. Bu nedenle bölgede birçok tarihi bölge ve antik kent bulunmaktadır. Kaş’ın en ünlü tarihi yerlerinin başında ise Batık Şehir gelir. Sular altında görülebilen etkileyici bir yerdir. Kaş’ta bulunan ve görülmesi gereken diğer antik kentler ise şunlardır; Antiphellos, Myra, Phellos, Xanthos, Patara, Aspendos, Pirha (Bezirgan), Letoon, Nysa ve daha fazlası: Patara Antik Kenti | Antalya Aspendos Antik Kenti
-
Sosyal medyayı sallayan mesajlaşmalar / yazışmalar
- Sosyal medyayı sallayan mesajlaşmalar / yazışmalar
- Sosyal medyayı sallayan mesajlaşmalar / yazışmalar
WhatsApp'tan kız arkadaşına mesaj gönderdi babası cevap verdi! Sosyal medyayı sallayan mesajlaşmaÇok popüler olan mesajlaşma programı WhatsApp'ta yapılan konuşmalarda zaman zaman küçük kazalar yaşanıyor. Eğlenceli konuşmaların dışında üzüntülerin de yaşandığı uygulamada bazı sohbetler sosyal medyayı salladı. Kız arkadaşına mesaj yazan bir genç aldığı cevap karşısında şoke olurken verdiği cevap görenleri güldürdü. Milyarlarca kişinin kullandığı WhatsApp'ta gün içinde birçok komik diyaloglara da imza atılıyor. Bazıları sosyal medyayı sallamayı başardı. Sosyal medyaya düşen komik WhatsApp konuşmaları herkesi güldürüyor. Özellikle Türkiye'de WhatsApp'ta yapılan komik sohbetler ise sosyal medyaya yansıdı. İşte son örneği, sevgilisine yazan genç adamın cevap veren baba ile sohbeti.- Ter kokusu önleyici krem tarifi
Unutulmamalıdır ki herkes terler. Bu nedenle ter kokusu da hemen hemen herkesin yaşadığı doğal ve genel bir problemdir. Ancak terlediğiniz zaman temiz kokmakta mümkün. Günümüzde kullanılan roll-on ve deodorantlar bunun için bir çözüm gibi gözükebilir. Ancak içeriğinde bulunan alüminyum ve paraben yüzünden zararları oldukça fazladır. Yani bu tarz kişisel ürünler maalesef ki kanserojen toksinler içermektedir. Bu sebeple içerisinde hiçbir zararlı madde barındırmayan, tamamen doğal malzemeler ile hazırlayabileceğiniz ter kokusu önleyici krem yapabilirsiniz. Bu doğal içerikli krem sayesinde tüm gün ter kokusu sorunu yaşamadan geçirebilirsiniz. Malzemeler; 1,5 çorba kaşığı Hindistan cevizi yağı 1 çorba kaşığı karbonat 1 çorba kaşığı mısır nişaştası (isteğe bağlı) Limon kabuğu yağı Hazırlanışı; 1,5 çorba kaşığı Hindistan cevizi yağını cam bir kaba alıp benmari usulü eritin. (Eğer yağınız sıvı haldeyse bu işlemi yapmanıza gerek yok) İçine 1 çorba kaşığı karbonatı ekleyin ve iyice karıştırın. Ardından 1 çorba kaşığı mısır nişastasını da ekleyip karıştırmaya devam edin. İyice karıştığına emin olduktan sonra içerisine Limon kabuğu yağını ilave edin ve karıştırın. Daha sonra hazırladığınız kremi cam bir kaba alıp buzdolabında katılaşmasını bekleyin. Ve ter kokusu önleyici kreminiz kullanıma hazır. Not: Kremi yaz aylarında buzdolabında muhafaza ediniz. Aksi taktirde Hindistan cevizi yağı hızla eriyeceğinden kreminiz sıvılaşacaktır. Kullanımı; Ter kokusu önleyici kreminin kullanımı ise; duş aldıktan sonra kremini buzdolabından çıkartıp 2-3 dakika bekletin ve spatula veya parmağınızla kremi alıp, temiz koltuk altınıza sürün. Gün boyu ferah ve temiz bir koltuk altına sahip olun- Ötv'siz araçlar ve fiyat listesi - Emekliye ötv'siz araç
Türkiye'de yaklaşık 17 milyon emekliyi yakından ilgilendiren "ÖTV'siz araç" konusu, son günlerde yeniden kamuoyunun bir numaralı maddesi haline geldi. Özellikle bayram ikramiyeleri ve maaş promosyonlarının ardından, ulaşım kolaylığı sağlamak adına emeklilere bir defaya mahsus ÖTV muafiyeti tanınacağı iddiaları heyecan yarattı. Konuyla ilgili kanun teklifi Meclis komisyonunda yer alırken, emekliler ise ÖTV muafiyeti beklemeye başladı. Peki, emekliye ÖTV'siz araç verilecek mi? Meclis'te yer alan kanun teklifinin ardından sosyal medyada yayılan iddialara göre, belirli bir hizmet yılını doldurmuş veya belirli bir yaş sınırının üzerindeki emeklilere, yerli üretim araçlarda geçerli olmak üzere kademeli bir ÖTV indirimi yapılması gündeme geldi. ÖTV'SİZ ARAÇ TEKLİFİ KOMİSYONA SUNULDUEmekliler için verilen ve ÖTV'siz araç almalarını sağlayacak kanun teklifi Meclis'te komisyonda olsa da henüz görüşmeleri gerçekleşmedi. Kanun teklifinin hayata geçeceğine dair emareler bulunmuyor. Milyonlarca emekliyi beklentiye sokan bu durum nedeniyle internette dolaşan ve asılsız gelişmelere itibar edilmemesi gerekiyor. YÜZDE 40 VE ÜZERİ ORTOPEDİK ENGELLİYE ÖTV'SİZ ARAÇÖzel Tüketim Vergisi Kanunu'nda yapılan değişiklikle, engel oranı yüzde 40 ve üzeri olan ortopedik engellilerden ortopedik engelleri nedeniyle hakkında sürücü belgesi alamayacağına karar verilen engelli bireylere de Kanun kapsamında belirlenen taşıtların ilk iktisabında 10 yılda bir defaya mahsus olmak üzere ÖTV istisnası uygulanacak. Muafiyet kapsamında satın alınan araçlar belirli bir süre boyunca satılamıyor. Bu süre dolmadan yapılan satışlarda ödenmeyen ÖTV tahsil edilebildiğinden, araç sahipliği planlamasını baştan dikkatli yapılması gerekiyor. Yeni düzenlemeyle ortopedik engeli bulunan ve bu nedenle sürücü belgesi alamayan yüzde 40 ve üzeri engeli olan kişiler de ÖTV muafiyetiyle araç alabilecek. ÖTV'SİZ ALINACAK ARAÇLAR VE FİYAT LİSTESİ- Burun damlası orucu bozar mı?
Tedavi amacıyla buruna damlatılan ilacın bir damlası, yaklaşık 0,06 cm3’tür. Bunun bir kısmı da burun çeperleri tarafından emilmekte, çok az bir kısmı mideye ulaşmaktadır. Bu da, mazmazadan (ağzı su ile çalkalamadan) sonra ağızda kalan rutubette olduğu gibi orucu bozacak düzeyde görülmemiştir. Kaldı ki bu işlem yeme içme yani gıdalanma anlamı da taşımamaktadır. Dolayısıyla burun damlası orucu bozmaz (DİYK 22. 09. 2005 tarihli karar).- Uçakla seyahat eden oruçlu kişi iftarını nereye göre yapar?
Seyahate çıkan kişilerin, imsak ve iftarları o anda bulundukları yere göre yapmaları gerekir. Uçakla seyahat eden oruçlu kişiler de uçuş esnasında uçağın üzerinde bulunduğu yere göre imsak ve iftar yapmalıdırlar. Ancak çok hızlı uçaklarla kıtalar arası yolculuk yapılması durumunda, imsak ile iftar arasında süre, anormal ölçüde kısa veya uzun olabilmektedir. Bu durumda, yolculuk yapacak kişi orucunu kazaya bırakabilir. Ancak oruca başlamış ise, bir takdir yaparak (mesela oruç tutmaya başladığı yerin akşam vaktinde) iftar edebilir.- Sahur yapmadan oruç tutmanın zararları
Bir şeyler atıştırmadan bütün gün aç kalmak bazı hastalıkları beraberinde getirmektedir. Sahur Yapmadan Oruç Tutmanın Zararları Nelerdir?Ramazan ayının olmazsa olmazları sahur ve iftar anlarıdır kuşkusuz. Ramazan da sahura kalkmadan oruç tutmak isteyen bir çok kişi oluyor. Fakat sahura kalkmamak sağlık açısından oldukça tehlikelidir. Çünkü bir şeyler atıştırmadan bütün gün aç kalmak bazı hastalıkları beraberinde getirmektedir. Yazımızda sahura kalkmadan oruç tutmanın zararlarını sizler için derledik. Kan şekerini düşürür. Tansiyonu etkilediğinden gün boyu halsizlik yaşanır. Kilo alımına sebep olur. Kas kaybına neden olmaktadır. Ani tansiyon yükselmeleri yaşanır. Bağışıklık sistemi zayıflar. Sıvı alınmadığından baş ağrısıyla birlikte baş dönmeleri yaşanır. Karaciğere ve mideye çok zararı dokunur. Metabolizma hızı düşebilir. Konsantrasyon bozukluğuna sebep olur- İlaç içmek orucu bozar mı?
Ramazan ayında çoğu kişinin kafasında bir çok soru işareti oluyor. İşte bu sorulardan biri olan ilaç içmek orucu bozar mı? sorusunun cevabı…Diyanetten alınan bilgilere göre oruçlu bir kimsenin geçerli bir mazereti olmaksızın ilaç yutması orucu bozar. İki ay kadar ceza orucu tutması gerekir. Ancak oruç tutmayı mübah kılacak bir rahatsızlık, hastalık sebebiyle ilaç alınmış ise oruç bozulur. Sadece bir gün kaza orucu tutması gerekir. Bir kimse oruç tuttuğu takdirde hastalanacağı veya hastalığının artacağı tıbben tecrübe ile biliniyorsa tutmayabilir. İyileşince yalnız yediği günler kadar kaza orucu tutması gerekir- Ramazan günü aybaşı (regl) olan kadın orucunu bozabilir mi?
Ramazan Günü Aybaşı Olan Kadın Orucunu Bozabilir mi? sorusunun cevabı. Ramazan aylarında kadınların ve annelerin akıllarını karıştıran, sıkça sordukları soruların cevaplarını sizler için araştırdık. İşte Ramazan Günü Aybaşı Olan Kadın Orucunu Bozabilir mi? sorusunun cevabı. Kefaret Gerekir mi? Ramazan günü oruçlu iken kadın; gün ortasında regl olması halinde, gün ortasında yemek yiyebilmektedir. Yemek yemesi de kefareti gerektirmez- İftar sofrasının göz bebeği 'Hurma'nın faydaları
Binbir derde deva olan hurmanın faydaları saymakla bitmiyor!Ramazan geldi. İftar sofraları kuruldu. Hurma her zamanki yerine iftar sofrasında aldı. Peki çok severek yediğimiz hurmanın faydalarını biliyor muyuz? Kırmızı etin iki katı enerji verir100 gr yağsız kırmızı et yaklaşık 150 kalori, 100 gr hamsi 108 kalori, 100 gr palamut 160 kaloridir. 100 gr hurma ise yaklaşık 300 kaloridir. Görüldüğü gibi hurma, aynı miktardaki kırmızı etin 2 katı, balık etinin 2-3 katı kadar enerji vermektedir. Bu haliyle hurma tam bir enerji deposudur ve ağır işlerde çalışan, yorgunluk, halsizlik hisseden kişiler için oldukça faydalıdır. Vitamin hapı yerine hurmaHurma, özellikle son zamanlarda yaygınlaşan vitamin ve enerji takviyesi yapay suplemanların (vitamin ve mineral takviyesi ilaçlar) doğal halidir. Dolayısıyla supleman takviyesi yerine hurma yemek çok daha sağlıklıdır. Gebelikte annenin bebeği ve kendisi için vitamin ve mineral ihtiyacı artmakta ve gebelerin yüzde 90’ı supleman takviyesi kullanmaktadır. Oysa hurma ayrı ayrı kullanılan yapay suplemanların hepsinin içerdiği vitamin ve mineralleri doğal yoldan karşılayabilmektedir. Doğal demir ilacıYoğun demir oranıyla anemi (kansızlık) hastalığını tedavi eden doğal bir demir ilacıdır. 5 adet hurma, bir kadının günlük demir ihtiyacının yüzde 11’ini karşılayabilir. Özellikle anne karnındaki bebeğin “nöral tüp defekti”ne karşı korunması için yeterli miktarda olması gereken folik asit (folat) vitamini hurmada bolca bulunmaktadır. Sütü az anneler hurma yemeliOksitosin, doğumda kas kasılmasını uyaran bir hormondur. Modern tıpta doğumu kolaylaştırıcı ilaç olarak kullanılır. Hurmada bolca oksitosin bulunur ve bu hormon doğumdan sonra süt salınımını da uyardığından emziren annelerin süt salgısını arttırmaları için hurma yemeleri son derece uygundur. Hurma diğer meyvelere oranla yoğun miktarda lif içerir. Lif, sindirim sisteminin sağlığı için en önemli besin maddelerindendir. Lifli besinler bağırsakların artık maddelerden arınmasını, bağırsak hücrelerinin kanserden korunmasını, hazmın kolaylaşmasını sağlar. 100 gr (5-6 adet) hurma günlük lif ihtiyacının yüzde 30’unu tek başına karşılayabilmektedir. Kalp krizine karşı korurAraştırmalar, sinirleri güçlendiren B6 vitamini ve magnezyum mineralinin hurmada yüksek miktarda bulunduğunu ortaya çıkarmıştır. B6, sinir vitamini olarak adlandırılır. Vücutta magnezyum minerali ile birlikte çalışır ve kasların çalışmasında önemli rol oynar. Bu sayede kalp krizine karşı koruyucudur. Kanserden korurAraştırmalar, sinirleri güçlendiren B6 vitamini ve magnezyum mineralinin hurmada yüksek miktarda bulunduğunu ortaya çıkarmıştır. B6, sinir vitamini olarak adlandırılır. Vücutta magnezyum minerali ile birlikte çalışır ve kasların çalışmasında önemli rol oynar. Bu sayede kalp krizine karşı koruyucudur. Hurmanın içerdiği selenyum minerali antioksidan bir mineraldir. Ciddi bir kanser koruyucudur ve yine antioksidan bir vitamin olan E vitamininin de vücutta işlev görmesi için gereklidir. Arap ülkelerinde kanser insidansının/vakasının düşük olması, hurmanın fazla olması ve yenilmesi ile alakalıdır. Açken yenilmeliHurmanın vücutta en yüksek oranda kullanılabilmesi için aç iken yenilmesi daha uygundur. Gün içinde aç karna 5 adet hurma 1 porsiyon meyve değişimi olarak diyette tercih edilebilir. Çocuk, ergen, yetişkin, yaşlı, erkek, kadın bütün gruplar için yenilmesi uygun ve faydalıdır.” Cildi güzelleştiriyorHurmanın antioksidan içeriği hücrelerin yenilenmesini sağlıyor. Bu sayede dokusu yenilenen cilt daha genç bir görünüme kavuşuyor. B vitamininden de zengin olan hurma, bu özelliğiyle cilt üzerinde oluşan tahriş ve yaraların hızla iyileşmesinde yararlı oluyor. Cildin ihtiyacı olan nemi de sağlayarak daha elastiki bir yapıya sahip olmasına katkıda bulunuyor. Kalp sağlığını koruyorKan basıncını (tansiyon) dengeleyen ve kalp ritmini düzenleyen yaşamsal minerallerden biri olan potasyumdan zengin olan hurma, hiç kolesterol içermemesi nedeniyle kalp dostu besinler arasında yer alıyor. Güçlü bir antioksidan olması sayesinde kalbi zararlı bakterilerden ve mikroplardan koruyarak, damar tıkanıklıkları riskini düşürüyor. Hafızayı güçlendiriyorA ve B vitamininden zengin olması ve içerdiği yüksek miktardaki magnezyum sayesinde hafızanın güçlenmesini destekliyor. Bu durum, özellikle yaşlılık ve çocukluk döneminde düzenli hurma tüketiminin hafıza güçlenmesinde faydası olabileceğini düşündürüyor. Son yapılan çalışmalarda, hurmada yüksek oranda bulunan A vitaminin bir türü olan B-karotenin düzenli olarak tüketilmesinin hafıza kaybının önlenmesinde faydalı olabileceği gösterilmiş. Zayıflamaya yardımcı oluyorLif oranın yüksek olması, midede uzun süre kalarak sindiriminin yavaş olmasını sağlıyor. Böylece kendimizi daha uzun süre tok hissederek, besin tüketimini azaltmış oluyoruz. Beslenme ve Diyet Uzmanı Özge Güneş içerdiği yüksek orandaki potasyum ve demir minerallerinin de metabolizmayı hızlandırıcı etkileriyle kilo verme sürecinde yardımcı olduklarına dikkat çekerek, “Ancak unutmamak gerekir ki 4 adet hurma bir porsiyon meyveyle eşdeğer olup, ortalama 60 kalori içeriyor. Dolayısıyla özellikle zayıflama sürecinde miktarına dikkat ederek tüketilmesi gerekiyor.” diyor. Depresyondan koruyorHurma günümüzde sıkça karşılaşılan stres ve stres tabanlı hastalıkların önlenmesinde de fayda sağlıyor. Yapılan çalışmalar hurmada yüksek miktarda bulunan B6 vitamini ve magnezyumun sinir sistemini güçlendirdiğini göstermiş. Bu içeriğiyle çağımızın önemli sorunlarından olan depresyonun önlenmesinde ve tedavi sürecinde de yardımcı oluyor. Enfeksiyon riskini düşürüyorHurma içeriğindeki A ve C vitamini sayesinde vücudu zararlı bakterilerden ve mikroplardan temizleyen güçlü bir antioksidan. Yüksek besin değerinin yanında, bağışıklık sistemini güçlendiren selenyumdan da zengin olması antioksidan etkisini arttırıyor. Ayrıca içerdiği yüksek orandaki magnezyum sayesinde vücutta oluşabilecek enfeksiyonların riskini düşürüyor. Sindirim sistemini düzenliyor100 gramında 6,7 gram lif içeren hurma yüksek lifli meyvelerin başında geliyor. Lifli yiyeceklerden zengin beslenmek de bağırsak fonksiyonlarının düzenlenmesinde etkili oluyor. Sindirim sisteminin düzenlenmesi de hemoroit, kolon kanseri ve kolit gibi sindirim sistemi hastalıkları riskini azaltıyor. Gözlerimizin dostuHurma gözlerimizin dostu olan beta karotenden zengin bir besin. Beta Karoten gözlerin daha sağlıklı olmasını sağlayarak gece körlüğü gibi rahatsızlıkların oluşum riskini azaltıyor. Bir diğer yönden de katarakt oluşumunu geciktiriyor. Kansızlığa karşı etkili oluyorBeslenme ve Diyet Uzmanı Özge Güneş hurmanın düzenli tüketiminin kansızlık riskini de düşürdüğüne işaret ederek şunları söylüyor: “İçeriğindeki demir, kan hücrelerinde bulunan hemoglobin sentezini artırıyor. Bu sayede kansızlık riskini düşüyor ve demir eksikliğiyle ilgili tedavi gören kişilerde de tedavi sürecini hızlandırıyor. İçerdiği demirin yanı sıra kırmızı kan hücrelerinin üretimini arttıran B2 ve B3 vitaminleri hurmada bolca bulunuyor. Demir eksikliği yaşayan kişilerin günlük 4 adet hurma tüketmeleri öneriliyor.” Kemikleri güçlendiriyorKalsiyum ve fosfattan zengin olan hurma güçlü kemik oluşumu sağlıyor. Kemik yumuşaması, kemik erimesi gibi çeşitli vitamin ve minerallerin eksikliklerinden dolayı gelişebilecek kemik hastalıklarının önlenmesinde etkili oluyor- Dünyanın en büyük Camii'lerinden "Şeyh Zayed Camii"
Dünyanın en büyük camileri arasında yer alan Şeyh Zayed Camii, Birleşik Arap Emirlikleri’nin başkenti olan Abu Dabi’de yer almaktadır. Güzelliği ile herkesi kendine hayran bırakan camide 40 bin kişi aynı anda ibadet edebiliyor. Birleşik Arap Emirlikleri’nin kurucusu ve eski devlet başkanı olan Zeyd bin Sultan el-Nehyan’ın anısına yapılmıştır. Suriyeli mimar Yousef Abdelky tarafından tasarlanan cami, 1996 yılında yapımına başlanmış 2007 yılında ise tamamlanmış ve ibadete açılmıştır. Şeyh Zayed Camii Şeyh Zayed Camii, 82 minareli 40 bin kişi kapasitelidir. 1048 kolon tarafından taşınan caminin tamamı Makedonya’ya özgü olan beyaz sivek mermeri ile kaplanmıştır. Camii, İranlı sanatçı Ali Khaliqi tarafından tasarlanan dünyanın en büyük halısı ile kaplıdır. 45 ton ağırlığında olan bu halı İran’da 1200 kadın tarafından 2 yılda dokunmuştur. Kubbelerden sarkan camiyi aydınlatan üç büyük avizenin ortasındaki dünyanın en büyük avizesidir. Şeyh Zayed Camisinde güvenlik en üst düzeydedir. Girişte güvenlik kontrolünden geçildiği gibi içeride de bir çok güvenlik görevlisi dolaşmaktadır. Camiye girebilmek için kılık kıyafetinizin oldukça düzgün olması gerekir. Çünkü düzgün olmayanlar camiden içeri alınmamaktadır- Ramazan davulu geleneği ne zaman başladı? İlk davulcu kimdir?
Ramazan Ayı, Hicrî takvime göre 9. ay ve İslam dininin inancına göre Muhammed’e Kur’an ayetlerinin inmeye başladığı, aynı zamanda Müslümanlarca oruç tutulmaya ve Terâvih Salat’ına başlanılan aydır. 11 ayın sultanı olarak anılan Ramazan ayı geçmişten günümüze gelen birçok geleneklere sahiptir. Birlik ve beraberlik ayı olan Ramazan; toplu iftar yemekleri, Ramazan topu, hurma, Ramazan pidesi, güllaç tatlısı, mahya gibi birçok geleneğe sahiptir. Bu geleneklerden bir tanesi de Ramazan davulu geleneğidir. Ramazan davulcuları sahur vakti geldiğinde sokaklar arasında dolanarak, yüksek sesle mani söyler ve davul çalarlar. Böylece insanları sahur vaktinin geldiğini ve uyanmaları gerektiğini haber verirler. Peki geçmişten günümüze kadar ulaşan ve hiç eskimeyen Ramazan davulu geleneğini ilk kim başlatmıştır, hiç merak ettiniz mi? Biz merak ettik ve sizler için araştırdık. İşte Ramazan davulu geleneğinin ne zaman başladığı ve ilk Ramazan davulcusu. Geçmiş yıllarda, teknoloji henüz gelişmemişken Ramazan davulu geleneği çok kıymetli bir iş olarak görülmekteydi. Günümüzde sadece gelenek olarak devam ettirilse de o dönemlerde insanları sahura uyandırmak kutsal bir görevdi. Ramazan davulcuları nasıl çalışırlar? Davul çalan kişi kapıların önünde durur, bir mani söyler, açılan kapıdan kendisine bir miktar harçlık verilir, sonra aldığı paranın sevinciyle bir mani daha söyler ve sonraki eve doğru gider. Bu maniler, daha sonra derlenip toparlanıp bir araya getirilerek kitap haline de getirilmiştir ki bunlara da “Ramazanname” adı verilmiştir. Ramazan davulcularının söyledikleri manilere bir kaç örnek verecek olursak; Hakk’tan bize geldi ihsan Müşkil işler oldu âsan Bu gecemiz ibtidâdır Ey mâh-ı sultan merhaba İl teravih, ilk sahur Rabbin huzurunda dur Sahur vaktinde dua Elbette makbul olur Bu aya sultan derler Kaymak ile baldan yerler Ezelden adet kılınmış Bekçiye bahşiş verirler İlk Ramazan Davulcusu Kimdir?Osmanlı döneminde başlatılan bu gelenek 150 yıl öncesine dayandığı düşünülmektedir. Ancak Ramazan davulcusu olarak ilk kimi seçtikleri bilinmemektedir. Ramazan davulu hakkında pek bir kaynak bulunmasa da bir diğer Ramazan geleneği olan ve daha eskilere dayanan Ramazan topu geleneği hakkında kaynaklar vardır. Osmanlı kaynaklarında yazan bilgilere göre Ramazan topu geleneğine; ilk olarak 1821 yılında İstanbul Anadoluhisarı’nda başlanmıştır. 1827 yılından itibaren de Yedikule surlarından atış yapılmıştır. Sonra Baltalimanı, Selimiye Kışlası gibi yerlere yayılmıştır. Osmanlıda her yerde Ramazan ayında top atılması bir gelenek halini gelmiş ve yaklaşık 20-25 yıl kadar sürdürülmüştür- Tilavet Secdesi nedir, nasıl yapılır?
Kur’an-ı Kerim okunurken secde âyetlerini okuyan veya dinleyen kimsenin tilavet secdesi yapması vaciptir. Secde âyeti okuyan kişi namazda değilse, ister âyeti okur okumaz, ister daha sonra kalkıp secdeyi yapar (Mevsılî, el-İhtiyâr, I, 254). Namaz kılan kişinin namazda secde âyeti okuması hâlinde, secde âyetinden sonra üç âyetten daha fazla okumayıp, rükûya eğilecekse, tilavet secdesine niyet ederek rükûya gider. Yapmış olduğu bu rükû aynı zamanda tilavet secdesi yerine de geçer. Şayet üç âyetten daha fazla okuyacaksa, tilavet secdesine niyet ederek doğrudan secdeye gider ve bir defa secde yaptıktan sonra ayağa kalkıp kaldığı yerden kıraate devam eder (el-Fetâva’l-Hindiyye, I, 147). Tilavet secdesi, namaz değilse de; taharet, kıbleye dönmek, niyet etmek, avret yerlerinin örtülü olması gibi namazda aranan şartlar tilavet secdesinde de aranır. Ancak tilavet secdesinde iftitah tekbiri sünnettir. Tilavet secdesi yapacak kişi, ellerini kaldırmadan doğrudan doğruya ‘Allahu ekber’ diyerek bir kere secdeye gidip üç defa “Sübhane Rabbiye’l-alâ” dedikten sonra yine ‘Allahu ekber’ diyerek secdeden kalkar. Böylece tilavet secdesi tamamlanmış olur. Yani tilavet secdesinden sonra teşehhüt miktarı oturmak ve selam yoktur. Tilavet secdesini gerektiren âyetleri işiten kişinin, hemen secde yapmaya fırsat bulamaz ise, “Semi’nâ ve eta’nâ ğufrâneke Rabbena ve ileyke’l-masîr” demesi müstehaptır. O anda yapamadığı secdeyi daha sonra yapar (Şürünbülâlî, Merâkı’l-felâh, s. 183).- Besmele ile başlayamayacağın bir işi yapma!
Peygamberimiz (s.a.s.) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyor: “Bismillahirrahmanirrahim ile başlamayan her anlamlı iş, bereketsiz ve sonuçsuzdur” Peygamberimizin bu ifadesi bizlere her yapacağımız hayırlı işte besmele çekmemiz gerektiğini anlatıyor. Özellikle yeni bir eğitim öğretim döneminin başındayız. İlim öğrenirken de besmele çekeriz; hatta bütün ilimleri öğrenirken besmele ile başlarız. Sadece Kur’an okurken değil, kimya, fizik, matematik, sosyal bilgiler gibi her türlü bilgiyi öğrenirken de “Bismillahirrahmanirrahim” dememiz gerekir. Peygamberimiz (s.a.s.), niçin böyle bir söz söyledi? Bunu ilk inen ayetlere bakarak anlayabiliriz. Yüce Mevla, insanlığın kurtuluşu ve hidayeti için Peygamberlerin sonuncusu olarak bizlere gönderdiği Hz. Muhammed (s.a.s.)’e ilk vahyinde “seni yaratan rabbinin adıyla oku” dedi; Allah Rasulü’de o günden itibaren “Bismillahirrahmanirrahim” ya da “bismillah” diyerek başladı. Allah, “Allah’ın adını anarak başla” diye emretti, Allah Rasulü’de öyle yaptı. “BİR İŞE BAŞLARKEN BESMELE ÇEKİLEMEYECEKSE, O HAYIRLI BİR İŞ DEĞİLDİR” Kur’an-ı Kerim’de bütün surelerin başında besmele vardır. Hanefi mezhebine göre bu besmeleler o surelerden bir ayet değildir, yalnızca iki sureyi birbirinden ayırt etmek için sahabenin koymuş olduğu bir fasıladır. Ancak diğer Cumhuru Ulema’ya; Şafiilere, Hanbelîlere ve Malikilere göre her surenin başındaki besmele, o sureden bir ayettir. Böyle algıladığımız zaman Kur’an’ın 113 suresi besmele ile başlıyor; öyleyse 113 tane besmele ayeti var. Bu kadar tekrar eden başka bir ayet var mı? Yoktur. O zaman bize ne anlatılmak isteniyor? Bize başta Kur’an-ı Kerim’i okumaya ve diğer bütün işlerimize besmele ile başlamamız isteniyor. Biz buna “besmele bilinci” diyoruz. Bunun anlamı şudur: Besmele çekemeyeceğin bir işi yapma. Bir işe başlarken besmele çekilemeyecekse, o hayırlı bir iş değildir. Şimdi kendi hayatımıza bakalım. Peygamberimiz (s.a.s.), “Herhangi biriniz yemek yemeye başlarken Bismillahirrahmanirrahim desin; unutursa bismillahi evvelihi ve ahirihi desin.” Yani başında da sonunda da besmele çekiyorum desin. Çünkü besmele bize verilen nimete şükrün bir edasıdır. Aslında bize verilen nimetleri yemeye başlarken besmele çekeriz, yemeği bitirdiğimiz zamanda elhamdülillah deriz. Yani “bu nimetleri bize veren Rabbimize hamd-ü senalar olsun” deriz. “HER İŞE BAŞLARKEN BESMELE İLE BAŞLARIZ” Demek ki besmele bizim hayatımızın önemli bir parçasıdır. Yine Peygamberimiz (s.a.s.), “Sizden herhangi biriniz evinin kapısını kapatırken besmele ile kapatsın; besmele ile kapatılan evin içerisine şeytan giremez” diyor. Peygamberimiz (s.a.s.), sözüne devam olarak şöyle buyuruyor: Sonra evinizde yediğiniz yemeğin kabının kapağını kapatırken besmele ile kapatın, ya da içtiğiniz suyun kabının kapağını besmele ile kapatın; çünkü besmele ile kapatılan eve şeytan giremez, evin sahibi eve girerken besmele çektiyse şeytan ‘burada bizim bu gecelik yatacak yerimiz yok‘ der” buyuruyor. Peygamberimiz (s.a.s.) şöyle devam ediyor: “Bir kişi yemek yemeye besmele ile başlarsa şeytan ‘bize burada yiyecek bir şey yok’ der.” Peygamberimiz (s.a.s.); “Herhangi biriniz yatağa girdiği zaman şöyle desin: ‘Allahım, senin adını anarak uyurum ve senin adını anarak uyanırım.’” Uyumak küçük bir ölümdür. Biz uykuya daldıktan sonra tekrar uyanırız. Uyandığımız zaman da şu şekilde söylememiz buyuruluyor: “Bizleri uyuduktan sonra uyandıran, küçük ölüm olan uykudan tekrar uyandırıp bize hayat veren Rabbimize hamd-ü senalar olsun. Uyandırmak ve yeniden hayat vermek sadece O’na mahsustur.” Hasılı her işe başlarken besmele ile başlarız. Bizler aslında şöyle bir bilince sahip olmalıyız; ben bir iş yapıyorken bu işe besmele çekebilir miyim, yoksa çekemez miyim? Besmele çekemeyeceğim hiçbir işi yapmamam gerekir. Onun için haram işe besmele çekilmez. Kıymetli anneler-babalar, çocuklarımıza besmeleyi öğretelim. Yemek yemeye başladığında besmele çekmeyi öğretelim, şimdi hayatımızın her anına bir bakalım, besmeleyi ne kadar kullanıyoruz? Mesela Peygamberimiz (s.a.s.) cenazenin kabre konulması esnasında da besmele çekilmesini söylemiştir. Allah’ın adıyla ve Rasulullah’ın dini üzere koyuyoruz bu cenazeyi kabre. Bu bilinç hali içerisinde olursak şunu biliriz: Rabbimiz olmaksızın bizler birer hiçiz. Yani Allah’sız bir hayat tasavvur edilemez. Bizi yaratan bir Rabbimiz var. O’nun adını anmalıyız. Bu bilinçte olmalıyız. - Sosyal medyayı sallayan mesajlaşmalar / yazışmalar