Jump to content

Feneroin

Yönetici
  • İçerik sayısı

    700
  • Kayıt tarihi

  • Son ziyareti

  • Kazandığı günler

    6

Feneroin last won the day on 25 Mayıs

Feneroin had the most liked content!

Son profil ziyaretçileri

2.148 profil görütülenme

Feneroin üyemizin başarıları

Yükselen yıldız

Yükselen yıldız (9/14)

  • Bir yıl oldu Nadir
  • Mesaj makinası Nadir
  • İlk mesaj
  • Ortak Nadir
  • Adanmış Nadir

Son rozetler

9

Sitemizdeki itibarı

  1. Çekmeköy ve Sarıyer'de ormanlık alanlara yakın binalarda kahverengi kokarca böceği görüldü. Bölgede yaşayan vatandaşlar, 'Kokarca böceği nedir, nasıl mücadele edilir?' sorusuna yanıt aramaya başladı. İstanbul'un Çekmeköy ve Sarıyer ilçelerindeki ormanlık alanlara yakın evleri saran kahverengi kokarca böceği nedeniyle birçok kişi şikayetçi. Çin'den Amerika'ya Amerika'dan da Türkiye'ye geldiği belirtilen bu böcekler, ciltte alerjik reaksiyonlara sebep olabiliyor. Öldürüldüğü zaman kötü koku yayması ile bilinen kahverengi kokarca böceği, tarım ürünlerine de zarar veriyor. Böcekler nedeniyle bölgede oluşan kokudan rahatsız olan vatandaşlar, pencerelerini açamıyor, balkona adım atamıyor. Hal böyle olunca kokarca böceği ile mücadele etmenin yöntemleri araştırılıyor. Peki kokarca böceği nedir, nasıl mücadele edilir? İşte detaylar... KOKARCA BÖCEĞİ NEDİR? İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa, Orman Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Erdem Hızal, kokarca böceği ile ilgili şu açıklamalarda bulundu: ''Bu tür istilacı bir tür, anavatanı Uzakdoğu ülkeleri olarak geçiyor. Türkiye'ye iki giriş noktası var gibi görünüyor, Artvin ve İstanbul. Şu anda Karadeniz sahil hattı boyunca çok yerde görülmekte. Önemli bir istilacı tür. Üç yüzden fazla bitki türü ile beslendiği tespit edilmiş. Bu türün en önemli özelliği, sokucu, emici ağız yapısına sahip olması. Böylelikle besleneceği bitkinin içerisine bu ağız yapısı ile giriyor, salgıladığı enzimlerle bu bitkinin protein, yağ ve liflerini emerek bitkiye zarar veriyor. Özellikle tohumlarda ciddi kayıplara sebep olabiliyor.'' ''BİNALARDAKİ ISI DEĞİŞİMLERİ ONLARI CEZBEDİYOR'' Özellikle eylül sonu ekim başı, havaların soğumaya başladığı dönemde yer arıyor. Binalardaki ısı değişimleri onları cezbediyor ve oralara gidebiliyor. Özellikle binalar daha korunaklı, evlerin içi, çatı altları, kapı arkaları, kitaplık arkaları çok ciddi saklanabileceği yerler. Bu tür tabii ki, insanlar için rahatsızlık verici olabiliyor. Oldukça büyük bir tür, uçarken çıkardığı ses, ayrıca dokunulduğunda ve ezildiğinde kötü bir koku yayması insanlar için hoş karşılanmıyor. Özellikle evin içerisinde dolaşması rahatsızlık veriyor. KOKARCA BÖCEĞİ İLE NASIL MÜCADELE EDİLİR? Doç. Dr. Erdem Hızal, kokarca böceği ile mücadele etme yöntemlerini de aktardı: Bu oldukça sıkıntılı bir durum yaratabiliyor. Bunlarla mücadele yöntemleri arasında değişik yöntemler var. Kimyasal mücadele, biyolojik mücadele ancak kimyasal mücadele şöyle bir dezavantajı var. Attığınız ilaç hedef türümüz olan bu tür dışında başka canlıları da öldürme durumunda olduğu için kimyasal mücadele sıkıntılı. Biyolojik mücadele, yıllarca yapılan çalışmalarda yumurta paraziti üzerine, yani bu böceğin koyduğu yumurtaya arız olan ve onunla beslenip popülasyonu düşüren canlılar üzerine çalışmalara başlandı. Bunun birkaç türü var ama Türkiye'de doğal tür olarak bulunmuyor. Yurt dışından getirilmesi planlanıyor. Bunun da başarılı olmama ihtimali var. Çünkü Türkiye doğasında olmadığı için bu böceklerin uyum sağlaması önemli. Uyum sağlarsa başarılı olacağız.'' ''POPÜLASYON BİRAZ AZALTILABİLİR'' Ev içlerinde çok sayıda olması durumunda torbalı elektrik süpürgeleriyle bunların çekilerek çıkartılıp bir poşete konduktan sonra sıkıca da ağzı kapandıktan sonra çöpe atılabilir. Üç dört şekilde mücadele ediliyor. Ama biter mi, bitmez. Popülasyon biraz azaltılabilir. Çünkü bu sadece park bahçelerde değil, ormanlık alanlarda da bulunduğu için ormanlık alanlardan park bahçelere, park bahçelerden ormanlık alana geçiş yapıyor. Şu yapılabilir, ergin dönemlerinde uçma dönemlerinde fenomen tuzakları asılarak en azından park bahçelerin çevresindeki binalarda yaşayan insanlar için bir fayda sağlanabilir.''
  2. Sony'den yeni bir Xperia Pro telefon. Xperia Pro-I ('I', Imaging=Görüntüleme anlamına gelir), Japonya dışında faz algılamalı otomatik odaklamalı 1 inç kamera sensörü sunan ilk telefon oldu. 120 Fps'de 4K video, 240fps'de ise 2K video çekebiliyor Pro-I 6,5" 4K 120 Hz Oled ekran SnapDragon 888 ve 12 Gb Ram 512gb dahili hafıza 4500mAh batarya Aralık ayında Avrupa'da piyasalarda olacak. Fiyatı ise 1799 euro
  3. Ordu’da yeni stadın ilk maçında Kur’an-ı Kerim sayfaları ve Türk bayrağı parçaları konfeti şeklinde sahaya fırlatıldı. Olayla ilgili gözaltına alınan 4 kişiden 3'ü adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı, bir kişi karantinaya alındı. Ordu’da oynanan ve aynı zamanda Yeni Ordu Stadının açılış maçı olan Orduspor 1967 ile Kırıkkale Büyük Anadoluspor arasındaki TFF 3. Lig 3. Grup müsabakasının 52. dakikasına özel bir hazırlık yapıldı. Plaka numarası 52 olan Ordu’nun bu simgesini vurgulamak amacıyla maçın 52. dakikasında maraton tribününden sahaya konfeti fırlatıldı. Maça giden bir vatandaşın sosyal medya hesabında paylaştığı görüntülerde, Kur’an-ı Kerim ayetlerini içeren sayfaların parça parça kesilerek konfeti olarak sahaya fırlatıldı görüldü. Durumu fark eden vatandaşlar, emniyet görevlilerine haber verdi. Polisler, stat çalışanları ve bazı taraftarlar yerdeki Kur’an sayfalarını topladı. VALİLİKTEN AÇIKLAMA GELDİ Büyük tepki toplayan olayla ilgili soruşturma başlatılırken, sahaya konfetileri fırlattığı belirlenen 4 kişi gözaltına alındı. Ordu Valiliğinden konuyla ilgili yapılan açıklamada şöyle denildi: “Yeni Ordu Stadyumunda 23 Ekim 2021 tarihinde oynanan Orduspor 1967 Futbol İşletmeciliği SK-Kırıkkale Büyük Anadolu Spor 3. Lig futbol müsabakasının 52. dakikasında sahaya atılan konfeti ve kağıtlar arasında Kur'an-ı Kerim'den ayetler yazılı ve Türk bayrağı parçaları görülmesi üzerine Emniyet Müdürlüğümüzce olayla ilgili tahkikat ivedi yapılmış; Ş.Ö isimli Forza Fidangör taraftar grubu lideri tarafından orta ve lise öğrencilerinden kullanmadıkları ders kitaplarını getirmelerini istedikleri, öğrencilerin bu kitapları C.D ve Ü.T isimli şahıslara getirerek teslim ettikleri, bu iki şahsın da toplanan kitapları B.M. isimli şahsa teslim ettikleri ve iki ayrı matbaada kestirerek konfeti haline getirdikleri tespit edilmiştir. İlgili 4 şahıs kısa sürede gözaltına alınmış olup konu ile ilgili adli ve idari tahkikat devam etmektedir. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.” 3'Ü SERBEST, BİRİ KARANTİNADA 4 şüpheliden 3'ü emniyetteki sorgularının ardından adliyeye sevk edildi. Hakim karşısına çıkan Ş.Ö., C.D., Ü.T., adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Şüphelilerden B.M.'nin ise sağlık kontrollerinde corona virüs testinin pozitif çıkması sonucu evde karantinaya alındığı, karantinasının bitmesinin ardından hakim karşısına çıkacağı öğrenildi. ORDUSPOR 1967 KULÜBÜ: İSTENMEYEN GÖRÜNTÜLER OLUŞTU Orduspor 1967 Spor Kulübü, Yeni Ordu Stadının açılış maçında Kur’an-ı Kerim sayfalarının konfeti şeklinde sahaya atılmasıyla ilgili açıklama yaptı. Orduspor 1967 Spor Kulübünden yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi: "Maçın 52. dakikasında konfeti atılmıştır. Orduspor tribünlerinden gelen herkesin bildiği ve katıldığı bu görsel etkinlikte ne yazık ki bu akşam oynadığımız maçta istenmeyen görüntüler oluşmuştur. Taraftar grubumuz tarafından konfeti parçalarında Kuran-ı Kerim sayfaları olduğu tespit edilmiş, bu bilgi tarafımıza iletilmiştir. Taraftar grubumuzun dini değerlerimize yapılan bu saygısızlığa karşı bu durumu gündeme getirmesi bir yana ayrıca konu hakkında da soruşturma başlatılması için emniyet güçlerine destek olmuşlardır. Şehrimize, takımımız üzerinden halkımızı kutuplaştırmaya çalışan bir kitlenin varlığı herkes tarafından bilinmektedir. Ordulu ve Ordusporlu olan herkesin, emniyet güçlerimiz tarafından olay sonuçlandırılana kadar sağduyulu olması gerekmektedir. Konunun incelenmesi ve açığa çıkartılmasında emniyet güçlerimizle birlikte hareket eden, her türlü bilgiyi emniyete ileten taraftarlarımıza, konunun yayılarak gündeme gelmesinde emeğe geçen halkımıza teşekkür ederiz. Yapılan her kötülüğe karşı iyilikle gitmeye devam edeceğiz."
  4. 6,71" AmoLed ekran 120Hz yenileme hızı ve 1440 x 3120 piksel çözünürlük Optik ekran altı parmak izi tarayıcı 4x optik yakınlaştırma yapabilen 48 MP telefoto modülünün yanı sıra OIS özellikli 50 MP ana kamera ve 12 MP ultra geniş açılı kamera 5nm özel Tensör çip ve 12GB RAM Çıkış tarihi: 1 Kasım(2021) Fiyatı: İngiltere'de 849 pound, Abd'de 898 dolar ve Avrupa'da 899 euro
  5. Ticari araç markası Anadolu Isuzu, elektrikli midibüsü Novociti Volt'un ilk yurtdışı teslimatını gerçekleştirdiğini duyurdu. Fransa'da toplu taşıma hizmetlerinde kullanılacak Novociti Volt'ta 211kWh'lık kapasiteli bataryanın araca 300 km'ye kadar menzil sağladığı kaydedildi Anadolu Isuzu, elektrikli midibüs Novociti Volt''un ilk yurtdışı teslimatını gerçekleştirdi. Yapılan açıklamaya göre, Anadolu Isuzu'nun belediyelerin ihtiyaçlarını dikkate alarak ürettiği Novociti Life platformu üzerinde geliştirilen araç, sürdürülebilir bir yaşam için doğanın korunmasına yönelik önemle geliştirildi. 8 metrelik uzunluğa elektrikli midibüste yer alan ve tavana yerleştirilen 211kWh'lık kapasite bataryalar, araca 300 km'ye kadar menzil imkanı sunuyor. Yolcu kapasitesi 52'ye kadar yükseltilebilen araçta, rejeneratif frenleme sisteminin de araç menziline ve toplam güç yönetimine katkı sağladığı belirtildi. Anadolu Isuzu Genel Müdürü Tuğrul Arıkan konuyla ilgili olarak, "Yurtdışı pazarlara ve Avrupa normlarına yönelik ürün geliştirme ve üretim yapma gücümüzle ihracata devam edeceğiz. Sürdürülebilir bir yaşam için doğanın korunmasına yönelik üretim süreçlerimizde geliştirdiğimiz uygulamalar ve çevre dostu araçlarımızla yurtdışı pazarlardaki konumumuzu güçlendirmeyi ve ihracat rakamlarımızı artırmayı hedefliyoruz. Dünya belediyelerinin güncel taleplerini tam olarak karşılayan, çevre dostu, sessiz, konforlu ve modern ulaşım çözümlerinde giderek daha fazla tercih ediliyoruz" dedi
  6. Adalar Belediyesi resmi sosyal medya hesabından bir kullanıcının Başkan Erdem Gül'le ilgili yorumuna yanlışlıkla, "Geldiğinden beri tek icraatı yemek içmek" yanıtı verildi. Yapılan yorum dakikalar içinde silinse de vatandaşın aldığı ekran görüntüsü, sosyal medyaya bomba gibi düştü. Adalar Belediye Başkanı Erdem Gül'ün İBB Meclisi'ndeki konuşması Adalar Belediyesi'nin resmi sosyal medya hesabından paylaşıldı. Paylaşımın altına bir vatandaş "Adaya geldiğinde zayıf kuru biriydi. Maşallah kilo almış, eline yüzüne kan gelmiş, göbek bile çıkmış. Ada havası yaramış başkana" diye yorum yapınca resmi belediye hesabı ise "Geldiğinden beri tek icraatı yemek içmek" yanıtını verdi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclisi Ekim ayı 2'nci oturumu Dr. Kadir Topbaş Gösteri ve Sanat Merkezi'nde gerçekleşti. Mecliste söz alan Adalar Belediye Başkanı Erdem Gül'ün yaptığı konuşma, Adalar Belediyesi resmi sosyal medya hesabından da paylaşıldı. Belediyenin resmi hesabı: Geldiğinden beri tek icraatı yemek içmek Konuşma paylaşımının hemen altına bir vatandaş "Adaya geldiğinde zayıf kuru biriydi. Maşallah kilo almış, eline yüzüne kan gelmiş, göbek bile çıkmış. Ada havası yaramış başkana" diye yorum bıraktı. Adalar Belediyesi resmi sayfası ise bu yoruma çok ilginç bir yanıt vererek "Geldiğinden beri tek icraatı yemek içmek" ifadelerini kullandı. Verilen yanıt dakikalar içinde silindi Bu yanıt resmi belediye hesabı tarafından dakikalar içinde silinirken olayın ekran görüntüsü ise ilk yorumu yazan vatandaş tarafından kaydedildi. Söz konusu vatandaş, paylaşımında şunları söyledi: "Dün gece Adalar Belediye Başkanı Erdem Gül'ün konuşması Adalar Belediyesi resmi sosyal medya hesabından yayımlandı. Ben de altına yorum yaptım. Adalar Belediyesi resmi hesabını yöneten şahıs bana cevap yazdı ancak hemen sildi. Ama ekran görüntüsünü çoktan almıştım. Öncelikle Adalar Belediyesi'nde çalışan sayfa yöneticisini tebrik ederim. Gerçek duygularını paylaştığı için silmek zorunda kalsa bile Erdem Gül'ün işe yaramaz biri olduğunun farkında. Adam boş beleş yaşayıp bir de maaş alıp hak, hukuk ve adaletten bahsediyor"
  7. Elektrikli araçta lider olan Toyota'nın Mirai modeli, tek şarjla tam 1360 km yol yaparak Guiness Rekorlar Kitabı'na girdi. Aynı modelin ilk versiyonları 647 yol yapıyordu yani yine ortalamanın üstünde idi zaten fakat elektrikli araçların öncesi Toyota, kendini büyül şekilde geliştirmiş oldu.
  8. Apple bugün, akıllı telefon ve akıllı saat platformlarında iOS 15.0.2 ve watchOS 8.0.1 güncellemelerini yayınladı. iOS 15.0.2, mevcut hataları düzeltmek için yayınlandı. Bu düzeltmeler şu şekilde: Albümünüze Mesajlar'dan kaydedilen fotoğraflar, ilişkili konu veya mesaj kaldırıldıktan sonra silinebilir MagSafe özellikli iPhone Deri Cüzdanın Find My'a bağlanmama hatası giderildi AirTag, Öğelerimi Bul sekmesinde görünmeyebilir CarPlay, oynatma sırasında ses uygulamalarını açamayabilir veya bağlantıyı kesebilir iPhone 13 modelleri için Finder veya iTunes kullanılırken cihaz geri yükleme veya güncelleme başarısız olabilir watchOS 8.0.1, Apple Watch Series 3 modelleri için hata düzeltmeleri içerir. Bu düzeltmeler aşağıdaki gibidir: Bazı Apple Watch Series 3 kullanıcıları için yazılım güncelleme ilerleme durumu doğru şekilde görüntülenmeyebilir Erişilebilirlik ayarları bazı Apple Watch Series 3 kullanıcıları için mevcut olmayabilir
  9. Araştırmalar sonucu cevizin vücuda etkisi ortaya çıktı! Uzmanların açıklamalarına göre, ceviz, tüketildiği andan itibaren etkisini göstermeye başlıyor. Kalp sağlığını koruyan ve damarları temizleyen ceviz, linoleik, alfa linoleik ile birlikte vitamin E ve B6 vitaminlerini içerdiğinden dolayı sinir sitemlerine olumlu yönde etkiliyor. Dr. Muammer Yıldız ceviz tükettikten sonra vücutta meydana gelen mucizevi değişimleri sıraladı. Damarları temizleyen en etkili besin! Tükettiğiniz anda etki ediyor... Düzenli olarak ceviz yemek ya da ceviz yağı içmek, riski yüksek oranda düşürüyor ve sizi kalp krizine karşı düzenli olarak koruyor. Araştırmada insanlar bir avuç ceviz yedikten 4 saat sonra, kan damarlarının esnekliğinde ve kolesterol seviyelerinde iyi kan akışına yardımcı olacak düzeyde bir gelişme kaydedildi. Cevizin ve ceviz yağının kalbe faydalarını ortaya koyan araştırmanın sonucu; bunların düzenli tüketiminin bizi kardiyovasküler hastalıklardan koruduğu yönündeydi. Pennsylvania'da Penn State University'nin beslenme profesörü Dr. Penny Kris Eterton, "Ve sadece bir avuç ceviz ya da ceviz yağını haftada 4 gün tüketerek kalp krizi riskini anlamlı bir şekilde azaltabilirsiniz" diyor. Bu çalışmada özellikle; daha sağlıklı olabilmeniz için her gün ihtiyacınız olan porsiyon belirlendi. Sadece 3 yemek kaşığı (51 g) ceviz yağını içerseniz kan damarlarınızın kondisyonunu 4 saat içinde geliştirmiş oluyorsunuz. Ceviz yağının özellikle endotelyal hücrelerin sağlamlığı için çok faydalı olduğu kanıtlandı. Bu hücreler kan damarlarını hizalıyor ve damarların esnekliğinde önemli bir rol oynuyor. KALP VE DAMARLARA FAYDALARI Sağlıklı bir yaşamın parçası olarak ceviz yemek kalp için iyidir. Doymamış yağ asitleri ve diğer besinleri içeren ceviz önemli bir aperatif yiyecektir diyebiliriz. Eğer kalp ile ilgili sorununuz varsa doğru tüketilmesi durumunda cevizin faydasını göreceksiniz. KEMİKLERE FAYDALARI Bazı uzmanlar cevizde bulunan kalori miktarının kiloya neden olacağını iddia ediyor fakat buna karşılık büyük bir çoğunluk ise aşırı şekilde beslenilmediği sürece cevizin içerdiği kalorinin kemiklerin güçlenmesine katkı sağladığını belirtmektedirler. Ayrıca ceviz tüketiminden sonra meydana gelen kalorinin vücut tarafından depolanmadığı belirtiliyor. CİLDE FAYDALARI Omega 3 yağı ve zengin bakır içeren cevizin cilde de çok faydası vardır. Her gün 2-3 ceviz tüketimi cildin elastikliğini arttırır ve ciltteki hücrelerin canlı kalmalarına yardımcı olur. BEYİNE FAYDALARI Ceviz linoleik, alfa linoleik ile birlikte vitamin E ve B6 vitaminlerini içerdiğinden dolayı sinir sitemlerine olumlu yönde etki yapar. Bazı bilim adamları besin maddelerinin hangi organımıza benziyor ise o organa faydalı olduğu yönünde iddiaları var ki ceviz de görüntü olarak beyine benziyor. Fakat cevizin beyine benzemenin ötesinde ciddi anlamda beyine faydaları var. Özellikle stres ile mücadelede antidepresan görevini üstlenen ceviz, uyku sorunu olanlar için de şifadır. Yatmadan önce yenilen ceviz, içerdiği triptofan yardımı ile uyku sorununuzu çözebilir. DİYABETE FAYDALARI Diyabet hastalığında karşılaşılan en sık sorun kan şekerinin yükselmesidir. Ceviz ise kan şekerinin makul seviyelerde kalmasına yardımcı olmaktadır. Böylece diyabet hastalarının kalp hastalığına da yakalanma riskini düşürmektedir. KOLESTEROLE FAYDALARI Günlük 4-5 tane ceviz tüketiminin kolesterolü düşürür. İyi kolesterol seviyeni yükseltir ve kötü kolesterol yükselmesine engel olur.
  10. Ülkemiz ve dünya çok ciddi koronavirüs sürecinden geçiyor. Böylesi bir dönemde ise, sağlıklı beslenmenin en önemli besin kaynağı olan balık için pişirme tekniklerini sizler için derledik. Ülkemiz ve dünya çok ciddi koronavirüs sürecinden geçiyor. Böylesi bir dönemde ise, sağlıklı beslenmenin en önemli besin kaynağı olan balık için pişirme tekniklerini sizler için derledik. Özellikle, Omega-3, D Vitamini deposu olan ve içindeki minerallerle uzmanlar tarafından tavsiye edilen balığı her zamankinden daha fazla tüketme zamanı geldi. Kemik ve kas gelişiminden tutun da, bağışıklık sisteminin güçlendirilmesine, yine kalp sağlığından zihinsel fonksiyonlara kadar vücudumuza güçlü bir besin değeri sunan balık için pişirme tekniklerine şöyle bir bakalım. Özellikle balığın hassa bir dengede pişirilmesi gerektiğini asla unutmamalıyız. Onun için balık pişirilirken daha dengeli bir ateşle ve teknikle yemeğimizi misafirlerimize ve kendimize sunabiliriz. Poaching ve Buharda Pişirme: Poaching, balığın su veya süt içerisine gömülerek fırında pişirilmesi yöntemidir. Buharda pişirme ise balığın sürekli buharlaşan suyun etkisiyle pişirilmesidir. Her iki yöntemde de pişirme için daha düşük sıcaklıklar kullanıldığından balığın besin değeri korunur ve zararlı bileşenlerin oluşumu azaltılır. Fırınlama: Bu iki yöntem de balığa yüksek sıcaklıklarda kuru ısı verilmesiyle gerçekleşiyor. Her iki yöntemde de hiç yağ kullanmadan lezzetli balıklar pişirilebiliyor. Fakat her iki yöntemde de balığı açık ateşte pişirmekten kaçınmak, pişirme zamanını olabildiğince kısa tutmak ve balığı yakmamak sağlığınız için önem arz ediyor. Izgara: Izgaradan önce balığı marine etmek, balığın yanmasını ve vücudunuzda istenmeyen etkilerin oluşmasını önleyecektir. Bazı çalışmalar balığı fırında pişirmenin kızartma ve mikrodalgaya göre daha az omega-3 yağı kaybına sebep olduğunu gösteriyorlar. Mikrodalga: Besinlerin enerji dalgaları kullanılarak pişirildiği mikrodalga tekniği, diğer tekniklere göre daha hızlı ve düşük sıcaklıklı bir pişirme yöntemi. Düşük sıcaklık, balığın içerisindeki Omega-3 yağ asitlerinin ve diğer besin öğelerinin büyük oranda korunmasını sağlıyor. Yağda Kızartma: Toplumumuz tarafından en çok kullanılan yöntem olan yağda kızartmada ise bekletilen bir yağ tercih edilmemelidir. Ve yine balıkları fazla kızartıp besin değerlerini öldürmemekte en önemli ayrıntı olarak bilinmelidir. Tüm otoriterler tarafından haftada iki gün mutlaka soframıza koymamız gereken balık için şimdiden teknikleri masaya yatırarak güzel sofralar kurmanız dileğiyle
  11. Dünyanın meyve veren en yaşlı anıt zeytin ağacı! Manisa'nın Kırkağaç ilçesinde yapılan inceleme sonucu 1659 yaşında olduğu belirlenen ancak Hollandalı araştırmacı Ticia Verveer'ın Hz. İsa ile yaşıt olduğunu iddia ettiği dünyanın meyve veren en yaşlı 'anıt zeytin ağacı'nda hasat yapıldı. Kırkağaç Ziraat Odası Başkanı Emin Özarı "Geçen yıl 200 kilogram zeytin topladık. 50 litre zeytinyağı çıktı. Bu yıl da aynı rekolteyi bekliyoruz" dedi Kırkağaç ilçesi Bakır Mahallesi Emirahmet mevkisinde, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'nca 2013 yılında tescillenerek koruma altına alınan ve 1659 yaşındaki 'anıt zeytin ağacı'nda hasat yapıldı. Gövde çapı 10,6 metre, tepe çapı 13 metre, boyu ise 6,84 metre olarak tescil edilen dünyanın en yaşlı ürün veren ağacı olma özelliğine sahip 'anıt zeytin ağacı', üzerinde Edremit, Gemlik, Uslu ve Domat tipi olmak üzere 4 farklı zeytin türü barındırıyor. Roma döneminde dikilen ağacın yaşı, Hollandalı araştırmacı Ticia Verveer'a göre Hz. İsa ile yaşıt. Kırkağaç Ziraat Odası Başkanı Emin Özarı, son yıllarda bölgedeki zeytin hasadını sembolik olarak 'anıt zeytin ağacından' başlattıklarını söyledi. Özarı, "Ağacımız resmi olarak 1659 yaşında. Bu, Anıtlar Kurulu tarafından yapılan bilimsel araştırmalarla kanıtlandı ve kayıt altına alındı. Hollandalı araştırmacı TiciaVerveer, yaptığı karbon testinde ağacın 2019 yaşlarında olduğunu söylüyor. Hatta ve hatta Hz. İsa ile yaşıt olduğunu söyleyenler de var. Rivayete göre, Hz. Meryem, Bergama'dan Efes'e giderken buradan geçiyor ve elindeki zeytin fidanını görmüş olduğunuz bu yere dikiyor. 'Dünya var oldukça bu zeytin fidanı da yaşamını sürdürsün' diyor. Bunu ispatlatabilir miyim? Hayır ama bu halk arasında söylenegelmiş bir hikayedir. Hollandalı araştırmacı TiciaVerveer'in çalışması ise bu hikayeyi destekliyor" diye konuştu. 'AĞAÇTA 4 ÇEŞİT ZEYTİN TÜRÜ VAR' Elde edilen gelirin yine ağacın bakımı için kullanılacağını söyleyen Özarı, "Anıt ağacımızda Gemlik, Edremit, Domat ve Uslu tipi olmak üzere 4 çeşit zeytin türü var. Aşılanma sonrası uzun yıllardır, bu şekilde verimini veriyor. Geçen yıl 200 kilogram zeytin topladık. 50 litre zeytinyağı çıktı. Bu yıl da aynı rekolteyi bekliyoruz. Bunu bu sene ziraat odası olarak yapmayı düşünüyoruz. Elde edeceğimiz zeytinyağını odamızın yapmış olduğu yöresel gıda satışlarımız arasında değerlendirerek, elde ettiğimiz gelirle ağacın bakımını yapmayı düşünüyoruz" diye konuştu. İstanbul'dan İzmir'e giderken 'anıt zeytin ağacı'nı ziyarete gelen inşaat mühendisi Hakan Ataköy (56), "Ağacın hikayesini duymuştum. İzmir-İstanbul arası çok yol yapıyorum. Bugün uğramak istedim. Etkileyici bir ağaç, hikayesi güzel. Hala yaşıyor ve meyve veriyor olması çok daha güzel. İyi ki gelmişim" dedi.
  12. Fenerbahçe'nin eski golcüsü Moussa Sow, Bölgesel Amatör Lig takımlarından Babaeskispor'a asbaşkan oldu. Fenerbahçe'nin eski futbolcusu Moussa Sow, Kırklareli'nde Bölgesel Amatör Lig'de mücadele elen Babaeskispor'un ikinci başkanı oldu. Bir dönem Fenerbahçe forması giyen Senegalli futbolcu Moussa Sow'un kardeşi Amadou Sow, kulübün başkanlığına getirildi. Amadou Sow, Babaeski Belediye Başkanı Abdullah Hacı'yı makamında ziyaret etti. Babaeskispor Yönetim Kurulu Üyesi Bahadar Akçan, burada yaptığı açıklamada, Sow kardeşlerle anlaştıklarını, Amadou Sow'u başkan, Moussa Sow'u da ikinci başkan yaptıklarını söyledi. Akçan, Moussa Sow'un yakın bir zamanda ilçeye gelerek takımı çalıştıracağını kaydetti. Belediye Başkanı Hacı ise ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getirerek, Babaeski halkı olarak çok heyecanlandıklarını kaydetti. Takımın teknik heyeti ile tanışıp ilk antrenmanını da izleyen Amadou Sow, gazetecilere, Babaeskispor'u ligde şampiyon yapmak istediklerini söyledi. Daha önceki yıllarda olduğu gibi Babaeskispor'u profesyonel liglerde görmek istediklerini belirten Sow, "Çok farklı sürpriz projelerimiz ve gerekli olduğu yerlerde de sürpriz transfer düşüncelerimiz var." diye konuştu
  13. İnsan sağlığına birçok faydası olan papatyanın, sakinleştirici ve sindirim kolaylaştırıcı özelliğinin yanı sıra cilt bakımında da büyük bir etkiye sahiptir. Gaz giderici, sakinleştirici ve sindirim sistemini rahatlatan etkilere sahip papatya aynı zamanda cilt temizliğinde kullanılmaktadır. Kaşıntılı ve iltihaplı cilt lezyonlarını rahatlatmaya yarayan bu bitki ayrıca egzama döküntülerine de iyi gelmektedir. Cilt Bakımında Papatya Kullanımı Cilt lezyonları üzerinde oldukça büyük bir etkiye sahip olan papatya; egzama, kaşıntılı ciltler, hemoroit, kuru ve döküntülü ciltler için çok faydalıdır. Aynı zamanda antimikrobiyal etkiye sahip olan bu bitki sayesinde cilt enfeksiyonlarının da önüne geçilmektedir. Cilt Temizliği İçin Papatya Suyu Tarifi; Malzemeler; 2 yemek kaşığı papatya Kaynamış su Hazırlanışı; Önceden kaynattığınız suyu derin bir kabın içerisine aldığınız papatyaların üzerine ekleyin ve ağzını kapatın. Su tamamen soğuyuncaya kadar demlendirin. Ardından papatya suyunu süzgeçten geçirin. Elde ettiğiniz su ile sabah akşam bir pamuk yardımıyla cildinizi temizleyin
  14. Fotoğraflar: Alamy Kafadanbacaklılar familyasının ahtapot, kalamar gibi üyelerini yakından tanıyoruz. Ama ailenin bir üyesi var ki bilim insanlarına göre zekayı anlamanın sırrını onlar saklıyor. Mürekkep balıklarının büyüleyici dünyasına hoş geldiniz... Akvaryumlarda ve kapalı havuzlarda yaşayan mürekkep balıkları, Yemek yerken bir eğlenceye ihtiyaç duyuyor. Tıpkı birçoğumuzun yemeğe başlamadan önce kumandanın düğmesine basıp en sevdiği dizinin son bölümünü başlatması gibi, mürekkep balıklarının da biraz harekete ihtiyacı var. Mürekkep balıkları etçiller ve balık, karides gibi türlerle besleniyorlar. Doğada avları canlı halde olduğundan, hareket de kendiliğinden geliyor. Ancak kapalı alanlarda yaşayan mürekkep balıklarının iştahının açılması için birilerinin karidesleri bir çubuğun ucuna takıp dans ettirmesi gerekiyor. İşin asıl heyecan verici kısmı da burada başlıyor. Mürekkep balıkları karidesi dans ettiren çubuğun diğer ucunda bir insan olduğunu zamanla öğreniyor ve bir insan figürü akvaryuma yaklaştığı anda yemek zamanının geldiğini anlayıp hareketlenmeye başlıyor. Minnesota Üniversitesi'nde mürekkep balıklarının görme duyuları üzerine çalışan Biyolog Trevor Wardill, "İçeri bir insan girdiği anda hepsi akvaryumun ön tarafına yüzüp 'Bana yemek ver' diyor" diye konuşuyor. YEMEK ZAMANINDA GELMEYİNCE SİNİRLENİYORLAR Sekiz kısa bacakları iki de uzun duyargaları olan mürekkep balıkları uzaktan bakıldığında ışıldayan büyük yumurtalara benziyor. Bir de su püskürtmelerine yarayan ve sifon adı verilen organları var. Mürekkep balığının yemek beklentisini karşılamayan insanlar bu sifonlardan püsküren suyun hedefi olabiliyor. Cambridge Üniversitesi'nden karşılaştırmalı psikoloji uzmanı Alexandra Schnell, daha önce birkaç kez yiyecek vermekte geciktiğinde üzerine su püskürtüldüğünü hatırlıyor. Bu da araştırmacıların bu hayvanlarla ilgili enteresan bir sonuca ulaşmasını sağlıyor: Mürekkep balıkları karakter sahibi hayvanlar. Ancak maalesef akrabaları olan ahtapotlar ve kalamarlar kadar iyi tanındıklarını söylemek zor. Hatta mürekkep balıkları üzerine çalışan bilim insanlarından bazıları bile bu hayvanlarla çok geç tanışmış. Örneğin Columbia Üniversitesi'nde görev yapan nörobilimci Tessa Montague, mürekkep balıklarıyla yüksek lisans çalışmaları sırasında bir akvaryum ziyaretinde tanışmış. Montague, "Ahtapotlar birçok çocuk kitabının kahramanlarındandır ama mürekkep balıklarının adını bile duymayız" diyor. ÜÇ KALP, YEŞİL KAN, OLDUKÇA BÜYÜK BİR BEYİN Montague, Massachusetts'in Woods Hole şehrinde Deniz Biyolojisi Laboratuvarı'nda "kafadan bacaklılar gurusu" olarak nitelendirdiği Bret Grasse'ın bir konferansını dinledikten sonra hayatının değiştiğini de şu sözlerle anlatıyor: "Üç kalpleri olduğunu, kanlarının yeşil aktığını ve omurgasız hayvanlar arasında en büyük beyinlerden birine sahip olduklarını söyledi. Üstelik kaybettikleri organlarını yeniden geliştirebiliyorlar ve kamufle olabiliyorlardı. 30 saniye içinde bütün hayat planımı yaptım. Öğle yemeği arasında Grasse'ın bu hayvanları ürettiği tesise gittim. Bilim dünyasındaki geleceğim gözlerimin önünden bir film şeridi gibi geçti. 'İşte bu' dediğimi hatırlıyorum, 'Uzun zamandır aradığım şey bu'." Bu aydınlanmanın ardından Montague da mürekkep balıklarının kamuflajdan avlanma hızına nice büyüleyici özelliğini inceleyen bilim insanları arasına katılmış. İYİSİNİN GELECEĞİNİ BİLDİĞİNDE, KÖTÜ YİYECEĞİ YEMİYOR Son yıllarda mürekkep balıklarının bilişsel kapasitelerine odaklanan birçok bilimsel makale yayımlandı. Örneğin ünlü marshmallow testinin bir benzeri de bu hayvanlar üzerinde yapıldı ve ilginç bir sonuç elde edildi. Mürekkep balıkları gelecekte daha iyi, daha lezzetli yiyecekler geleceğini düşündüklerinde, kendilerine verilen basit yiyecekleri reddediyor. Bunu yapan tek hayvanlar mürekkep balıkları değil elbette. Şempanzelerden kargalara birçok hayvan da benzer davranışlar sergiliyor. Ancak mürekkep balıkları ile bu hayvanlar arasındaki evrimsel mesafe düşünüldüğünde, bazı bilim insanları, bu 10 kollu canlıların, bu zihinsel becerilerin evrimini anlamada kilit rol oynayabileceğine inanıyor. Mürekkep balıkları tür olarak insanlardan çok böceklere yakınlar. Vücutlarında kemik bulunmuyor. Sadece içi havayla dolu bir iç kabukları var ve bu kabuk sayesinde suyun dibine çökmeden hareket edebiliyorlar. Kanlarındaki oksijen hemoglobin yerine hemosiyanin ile taşınıyor. Bu nedenle bizim gibi kırmızı değil mavi-yeşil tonda bir kana sahipler. En küçükleri 2,5 santimetre kadar, en büyükleri ise 60 santimetreyi geçebiliyor. Birçok tür tek başına yaşıyor. Dünyanın tüm denizlerinde karşımıza çıkabiliyorlar. DAHA YUMURTA AŞAMASINDA ÖĞRENMEYE BAŞLIYORLAR Laboratuvarlarda özellikle Sepia officinalis türü mürekkep balıkları üzerine çalışmalar yürütülüyor. Örneğin Deniz Biyolojisi Laboratuvarı'nın deneyimli uzmanlarından Roger Hanlon ve çalışma arkadaşları, yaklaşık 40 yıldır her sene Sepia officinalis üretiyor. Laboratuvarda üretilen binlerce Mürekkep Balığı bugüne kadar çok sayıda makaleye konu oldu. Mürekkep balıkları birçok ahtapot ve kalamarın aksine bir larva aşamasına sahip değil. Yetişkin hallerinin minyatürü olarak doğuyor ve değişmeden büyüyorlar. Bu sayede beslenmeleri ve bakımları da daha kolay oluyor. Yukarıda da dediğimiz gibi mürekkep balıkları tüm omurgasızlar arasında en büyük beyne sahip olan türlerin başında geliyor. Fransız araştırmacı Ludovic Dickel ve ekibi, bu hayvanların öğrenmeye daha yumurtadayken başladığını keşfetti. Yumurta aşamasında şeffaf duvarlı akvaryumlarda tutulan mürekkep balıkları komşu akvaryumlarda bulunan av hayvanlarını görebiliyor ve yumurtadan çıktıkları andan itibaren daha önce görmüş oldukları avları tüketmeye eğilimli oluyor. Yumurtadan çıktıktan kısa bir süre sonra avlanmaya ve kendilerini kamufle edip kolayca saklanmaya da başlıyorlar üstelik... DERİLERİ İNANILMAZ ÖZELLİKLERE SAHİP Hanlon'a göre, bir mürekkep balığının en büyüleyici özelliği derisi. Bu deri milyonlarca küçük kırmızı, sarı ve kahverengi pigment kesesini saran kaslardan ve sinirlerden oluşuyor. Kaslar kasıldığında keseler düzleşip, piksel benzeri renkli disklere dönüşüyor. Her bir kasılma farklı bir görüntü ortaya çıkarıyor. Deride pigment tabakasının altında beyaz ışığın dağılmasını sağlayan yapılar ile mavi ve yeşil reflektörler bulunuyor. Mürekkep balığı kayalar ve yosunlardan oluşan bir bölgede yüzerken, nöronlar harekete geçiyor, kaslar kasılıyor ve mürekkep balığı bir anda arka planın renkleri arasında kayboluyor. Üstelik papilla adı verilen pütürleri sayesinde çevresindeki varlıkların dokularını bile taklit edebiliyor. Deri altındaki papillalar küçük şemsiyeler gibi açılıyor ve çeşitli çıkıntılar oluşturuyor. Wardill'in tahminine göre her bir papillada insanın bir parmağına denk sayıda kas ve sinir bulunuyor. Wardill, "Bir şeyden binlerce parmak çıktığını hayal etmeye çalışın. İnanılmaz. Şaka yapmıyorum, gerçekten bu kadar karmaşık" diyor ve ekliyor: "Ve tamamen yumuşaklar. Hiç kemik yok." RENKTEN RENGE GİRİYOR AMA RENKLERİ GÖRMÜYOR Mürekkep balığı bir balığın yanından hiç fark edilmeden geçip organlarını bir anda açarak avını hapsedebiliyor. Yunus ya da köpek balığı gibi bir avcıyla karşılaştığında da yosunların arasına girip fark edilmez oluyor. Bu kamuflaj becerisi, mürekkep balıklarının renk körü olduğu düşünüldüğünde daha da inanılmaz bir hal alıyor. 1996 yılında Justin Marshall ve John Messenger, mavi ve sarı damlacıklardan oluşan bir zemin üzerine yerleştirdikleri mürekkep balıklarının tamamen nötr bir renk aldığını ve iki renk arasındaki farkı anlayamadığını ortaya koydu. Bunun sebebi mürekkep balıklarının değiştiklerinde rengi algılamıyor olması olarak açıklandı. Bunun yerine mürekkep balıkları çevrelerinden yansıyan ışığın yoğunluğunu hissediyor. Bu da hayatta kalmalarına yetecek kadar başarılı arka plan taklitleri yapmaları için yeterli. Tabii ki taklit yeteneklerinin çok keskin olduğunu söylemeye gerek yok. Avustralya'nın Queensland Üniversitesi'nde bir deniz biyoloğu olan Marshall, "Arka planı doğru taklit edemediklerinde öldüler" diye konuşuyor. ERKEKLER KENDİLERİNİ DİŞİ GİBİ GÖSTERMEYİ BAŞARDI Vücutlarının görünümünü kontrol edebilme becerileri, üreme süreçlerinde de oldukça etkili. Birçok mürekkep balığı tek başına yaşıyor. Üremek istedikleri zaman üçlü dörtlü gruplar halinde bir araya geliyorlar. Ancak 1990'ların sonunda Avustralya'nın Whyalla kasabasında yaşanan bir olay istisnalar olduğunu da gösteriyor. Kasaba halkının Haber verdiği bilim insanlarının analiz ettiği olayda, yaklaşık 200 bin adet dev Avustralya mürekkep balığı kıyıda bir araya geldi. Erkeklerin sayısı dişilerden çok daha fazlaydı. Büyük erkekler eşlerini kaybetmek istemediklerinden diğer eş adaylarıyla kavgalara giriyorlardı. Ancak küçük erkekler bir şekilde üremenin yolunu buldular. Bir kollarını geri çekip diğer üç tanesini de dişi mürekkep balıklarına has bir şekilde kıvırıp kendilerini dişi gibi göstermeyi başardılar. Böylece büyüklerden dayak yemekten kurtuldular. Ardından spermlerini suya salıp birçok dişiyi hamile bırakmayı başardılar. Koşullara bunca başarıyla uyum sağlayabilen mürekkep balıklarının ömrü ise bir, en fazla iki sene. Ne kadar gelişmiş hayvanlar olsalar da maalesef çok fazla yaşayamıyorlar. Hanlon, "Ancak çoğu kafadanbacaklının yaptığı şey o kadar farklı ki insanların kafasını karıştırıyor" diyor. Üstelik sıra dışı özellikleri, yaşamın en uç noktalarına dair biraz merakı olan herkesin ilgisini çekiyor. Özellikle de karşılaştırmalı psikologların... ÇALI KARGASI KADAR ZEKİ OLABİLİRLER Mİ? Bunlardan biri olan Nicola Clayton, kariyerine, mürekkep balıklarını inceleyerek başlamadı. Cambridge Üniversitesi'nde profesör olan Clayton, geçmişte daha sonra yemek için yiyeceklerini saklayan çalı kargalarının olağanüstü davranışlarını inceliyordu. 1998 yılında kuşların, yiyecekleri saklamalarının üzerinden ne kadar zaman geçtiğini hatırlayabildiklerini ortaya koydu. Gelecek planları yapıyorlar, daha sonra acıkacaklarını düşünmeleri için hiçbir sebep olmayan yerlerde yiyeceklerini saklıyorlardı. Birçok hayvan bir düğmeye bastığında ya da parçaları yerlerine yerleştirdiğinde yiyecek veren mekanizmaları çalıştırmayı öğrenebiliyor. Ama çalı kargalarının davranışları bundan çok daha gelişmiş düzeyde. Şempanzeler ve diğer kargagiller ailesinin diğer birkaç üyesi dışında çok az hayvan çalı kargalarının sergilediği zihinsel potansiyele sahipler. Ancak mürekkep balıkları ve diğer kafadanbacaklılar, bu özelliğin test edilmesi açısından oldukça ilginç örnekler. Deniz biyologları mürekkep balıklarının ve ahtapotlarının avlandıklarında iki gün üst üste aynı rotayı takip etmediklerini keşfetti. Bunun üzerine bir karşılaştırmalı psikolog olan Christelle Jozet-Alves, bu hayvanların da tıpkı kargagiller gibi hafızaya sahip olabileceklerini ve geçmişte başlarına gelenleri yeniden tecrübe ediyor olabilecekleri fikrini ortaya attı. GÖRÜNÜŞE BAKILIRSA, EVET… 2013 yılında Jozet-Alves, Clayton ve bir meslektaşlarının yayımladıkları çalışma, Jozet-Alves'in teorisinin doğru olduğunu ortaya koydu. Bunun üzerine Clayton, Schnell ve diğer meslektaşları şu soru üzerine kafa yormaya başladı: Mürekkep balıklarının gelecek ve yakın geçmiş algısı var mı? Gelecekte yaşanmasını muhtemel gördükleri şeyler hakkında karar verebiliyorlar mı? Ahtapotların zekası ve hesapçılığı insanları çok uzun zamandır hayrete düşürüyor. Örneğin bir ahtapotun Hindistan cevizi kabuklarını sırtlayıp, muhtemelen daha sonra araç olarak kullanmak üzere yuvasına götürdüğü anların videosu, YouTube'da 2 milyondan fazla kez izlendi. Kalamarlar da büyük beyinlere ve oldukça gelişmiş davranışlara sahipler. Ancak Schnell, mürekkep balıklarının kalamarlara kıyasla laboratuvarda daha kolay üretildiğini, ahtapotların ise araştırmacıyla iş birliği yapmayı sevmeyen burnu havada hayvanlar olduğu için birlikte çalışma anlamında tercih edilmediğini söylüyor. Schnell'in altını çizdiği bir diğer önemli nokta da "Houidini faktörü". 1800'lerin sonu 1900'lerin başında yaşayan ve "tarihin en büyük illüzyonisti" olarak anılan Harry Houdini'ye atıfla kullanılan bu ifadeyi Schnell şu sözlerle açıklıyor: "Ahtapotlar kapalı yerlerden kaçma konusunda çok iyiler. Bir önceki gece akvaryumların kapaklarını ne kadar sıkı kapatırsanız kapatın, sabah laboratuvara geldiğinizde ahtapotları yerlerde dolanırken buluyorsunuz." Mürekkep balıkları söz konusu olduğunda böyle bir şeyin asla yaşanmadığını da ifade eden Schnell, "Belki de havayla dolu iç kabukları dar alanlardan sıkışıp geçmelerini zorlaştırıyordur" diye konuşuyor. KARİDES GELECEKSE YENGECİ KİMSE YEMİYOR Araştırmacılar, mürekkep balıklarının geçmiş tecrübelerine dayanarak geleceğe dair kararlar verip veremediklerini görmek için iki deney tasarladı. Sonuçları 2020'de yayımlanan deneylerde mürekkep balıklarına her sabah Yengeç verildi. Geceleri ise bazı mürekkep balıklarına düzenli olarak yengece kıyasla daha çok sevdikleri karides yedirildi. Diğer mürekkep balıklarına ise ancak ara sıra karides verildi. İkinci gruptakiler yengeçleri yemeye devam ettiler. Sürekli karides yiyebilen gruptaki mürekkep balıkları ise bir noktada yengeçleri yemeyi bıraktı çünkü akşam saatlerinde daha çok sevdikleri yiyeceğin geleceğini öğrendiler. Karideslerin 48 saat aralıkla verildiği durumlarda bile, sürenin sonu yaklaştığında yengeçleri yemeyi bırakıp midelerinde karidesler için yer açıyorlardı. Schnell ve meslektaşları 2021 yılında bir başka makale daha yayımladı. Bu kez çocuklarda uygulanan ve kişisel nefis kontrolünü ölçen marshmallow testinin bir benzerini mürekkep balıkları üzerinde gerçekleştirdiler ve bu hayvanların sevdikleri yiyeceği yiyebilmek uğruna daha kolay ulaşabilecekleri yiyeceklerden feragat ettiklerini gördüler. Tayvan'da bulunan Ulusal Tsing Hua Üniversitesi'nden C.C. Chiao da 2020 yılında benzer bulgular elde etmişti. Chiao ve arkadaşlarının çalışmalarında, geçmişte daha küçük yiyeceği tercih ettiği için ödüllendirilen mürekkep balıklarının ilerleyen zamanda da daha küçük yiyeceği seçmeye devam ettiği ortaya çıkmıştı. BANA GELECEK PLANLARINDAN BAHSET, SEVGİLİ MÜREKKEP BALIĞI Bu araştırmalar mürekkep balıklarının nefislerini kontrol edebildiklerini ve geçmiş deneyimlerini hatırladıklarını gösteriyor. Bir sonraki aşamada bilim insanları, mürekkep balıklarının da çalı kargaları gibi gelecek bilinci olup olmadığını ve öngördükleri gelecek senaryolarına dair plan yapıp yapmadıklarını inceleyecek. Schnell, "Şempanzelerde ve kargagillerde yapılmış olan deneyleri mürekkep balıklarına uyarlıyoruz. Böylece 550 milyon yıl önce bu soydan ayrılmış olan hayvanların aynı kapasiteye sahip olup olmadığını göreceğiz" diye konuşuyor. Eğer bu kapasiteye sahip oldukları anlaşılırsa, mürekkep balıkları zekanın nasıl ve ne zaman evrimleştiği sorusunu aydınlatma konusunda önemli bir rol oynayacak. Kargagiller ve insanlar dahil bazı primatlar, geleceği planlama becerisine sahipler. Ancak görünen o ki bu beceri ortak bir atadan miras kalmadı, her türde ayrı ayrı gelişti. Hem primatlar hem de kargagiller karmaşık sosyal hayatlara ve öğrenmelerini sağlayan uzun ömürlere sahipler. Bu ortak noktalar biyologların hangi özelliklerin ya da çevresel koşulların zekayı bir organizma için iyi bir yatırım haline getirdiği sorusunu yanıtlamasını zorlaştırıyor. UZUN YAŞAMIYORLAR, SOSYAL DEĞİLLER, O ZAMAN NEDEN ZEKİLER? Mürekkep balıkları Zeka araştırmalarına yeni bir boyut katıyor çünkü bu hayvanlarda zekanın tamamen farklı bir bağlamda gelişmesi gerekiyor. Clayton, "Kargagillerin aksine uzun zamanları yok. Yine kargagillerin aksine sosyal hayvanlar değiller" diyor ve ekliyor: "Evrimin itici gücünün sosyal zeka olması çok düşük bir ihtimal." Ancak halen yapılması gereken çok sayıda test var. Mürekkep balıkları şempanzeler ve kargagillerle aynı becerilere mi sahip yoksa kapasiteleri çok daha kısıtlı mı orası belli değil. Ancak eğer becerileri benzer çıkarsa o zaman zekalarını uzun yaşamın ya da sosyal ilişkilerin değil, çok hassas ve kırılgan olmalarının bir sonucu olarak elde ettiklerini söylemek mümkün olabilecek. Mürekkep balıklarının ve diğer kafadanbacaklıların ataları eskiden oldukça sert dış kabuklara sahipti. Aradan geçen uzun sürede bu kabuklar ya tamamen ortadan kayboldu ya da mürekkep balıklarında olduğu gibi iç kabuklara dönüştü. Dahası kapalı alanlarda yaşayan münzevi ahtapotların aksine, mürekkep balıkları açık denizlerde yaşamayı seviyor. Schnell, "Mürekkep balıklarını kısaca okyanusta yaşayan diğer her şeyin ağzına layık birer protein topu olarak tanımlayabiliriz" diyor. Bu hareketli köftelerin hayatta kalmalarını sağlayan en güçlü koruma mekanizmaları da kamuflaj becerileri ve beyinleri gibi görünüyor. MÜREKKEP BALIĞI ÇALIŞMALARI DAHA DA YAYGINLAŞACAK Mürekkep balıkları karşılaştırmalı psikologların çalışmalarıyla daha fazla göz önüne gelirken, bilim insanlarının bu tür üzerinde çalışması da kolaylaşıyor. Massachusetts'te bulunan Deniz Biyolojisi Laboratuvarı'nda 2017 yılında başlayan ve Grasse'ın yürüttüğü bir proje kapsamında şu an beş farklı mürekkep balığı türü yetiştiriliyor. Burada amaç mürekkep balıklarını ve diğer kafadanbacaklıları laboratuvarlarda daha yaygın hale getirmek. Columbia Üniversitesi'nde ise Montague, araştırmacıların mürekkep balıklarının genlerini değiştirmesine yardımcı olacak araçlar geliştiriyor. Daha önce bu çalışmalar sadece fareler ve meyve sinekleri gibi türler üzerinde gerçekleştirilebiliyordu. CRISPR gen değiştirme teknolojisinin ilerlemesiyle, başka türlerin genleri üzerinde çalışmalar yapılması da olası hale geldi. Eğer Montague mürekkep balıkları için CRISPR araçları geliştirebilirse, bu kafadanbacaklılarla ilgili çalışmalarda bir çığır açılmış olacak. Montague, bu sayede mürekkep balıklarının çevrelerine nasıl baktıklarını ve bir saniyeden kısa süre içinde kendilerini ortama nasıl uydurabildiklerini anlamanın mümkün olabileceğini düşünüyor. Montague'nun amacı görsel mesajları beyne ve derinin dışına taşıyan nöronların ışıldamasını sağlayacak bir özellik geliştirebilmek. Eğer bu başarılı olursa bilginin ilerlediği yolun net bir haritası çizilebilecek ve ortam değişikliğinin mürekkep balıklarının sinir dünyalarını nasıl etkilediği anlaşılabilecek. Bu süreçte Montague sanatçılarla, tasarımcılarla ve bilim insanlarıyla çalışıyor. Farklı disiplinlerden gelen bu kişilerin ortak noktasının mürekkep balıklarının sırlarıyla büyülenmiş olmaları olduğunu belirten Montague, "Bu projede çeşit çeşit insan çalışıyor. Bu kadar keyifli olmasının sebeplerinden biri de bu" diye konuşuyor. New York Times'in "Did a Cuttlefish Write This?" başlıklı haberinden derlenmiştir
  15. Küresel İklim krizine bağlı ortaya çıkan kuraklık, birçok dünya kentini tehdit etmeye başladı. Susuzlukla boğuşan Londra, Los Angeles, Mumbai gibi metropollerde, halka açık çeşmeler yeniden gündemde. Dünya medyası ise "Halka bedava su sağlamak medeniyet göstergesidir" başlığıyla İstanbul'u yani Osmanlı 'Sebilleri'ni örnek gösteriyor. İşte, özellikle Lale Devri'nde birer sanat eseri olarak medeniyet tarihine armağan edilen ve şimdilerde dünyanın 'zorunlu' olarak tartıştığı sebillerin hikayesi... Dünya genelinde su arzı ve talebi arasındaki fark gittikçe kapanıyor. Küresel iklim değişikliğinin de etkisiyle, yerküremiz kuraklığa doğru hızla ilerliyor. 'Sıfır günü' olarak tanımlanan; muslukların akmadığı, insanların su bulabilmek için yoğun çaba göstereceği 'gün' için bilim insanlarının yanı sıra kamu idarecileri de kafa yoruyor. Birçok bilim insanına göre çare; halkın ulaşabileceği ortak çeşmelerin inşasından geçiyor. DÜNYA METROPELLERİNDE BİRİNCİ GÜNDEM Halka açık 'çeşmeler' Londra, Los Angeles, Mumbai gibi metropollerde de gündemin üst sırasında. Kentte eskiden yapılan ancak şu an atıl durumdaki çeşmeler tartışma konusu. Söz konusu şehirlerde yaşayanlar çeşmelerin ihya edilip kullanıma açılmasını istiyor. İSTANBUL ÖRNEĞİ Halkın temiz ve sağlıklı suya erişebilmesi için tarihteki en büyük fedakarlığı veren devlet olarak tanınan Osmanlı'nın birer sanat şaheseri sebilleri de tartışmalar için 'örnek' gösteriliyor. Son olarak ABD merkezli Bloomberg, İstanbul'daki Osmanlı dönemi sebillerini içeren bir Haber dosyası hazırladı. "BEDAVA SU BÜYÜK BİR MEDENİYETİN GÖSTERGESİ" Haberde “Bedava su sağlamak büyük bir medeniyetin göstergesidir” vurgusuyla, ayrıca birer tarihi eser olan İstanbul'daki Osmanlı dönemi sebilleri mercek altına alındı. Haberde ayrıca; İstanbul başta olmak üzere yurt genelindeki tarihi çeşmelerin yenilenmeye başladığına dikkat çekildi. "Osmanlılar için içme suyu sağlamak deyim yerindeyse bir hayırseverlikti, hatta görevdi. Bu sebeple özellikle İstanbul’da şehri süsleyen yüzlerce tarihi çeşme ile karşılaşıyoruz" tespitinin yer aldığı haberde; su kemeri ve sarnıçlara da vurgu yapıldı. Haberde; Osmanlılarda 14. yüzyıldan beri görülen sebillerin; İngiltere ve ABD gibi ülkelerde ise ancak 19'uncu yüzyılda keşfedildiğine dikkat çekildi. Osmanlı dönemi sebilleri hakkında yaptığı akademik çalışmalarla bilinen Ordu Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şerife Tali, dünyaya örnek gösterilen sebilleri ve son durumlarını anlattı. ÖZEL GÜNLERDE BAL VE ŞERBET AKARDI Türk Mimarisine özgü yapılar olan sebillerin, yoldan gelen geçene parasız, hayır amaçlı su dağıtılan yerler olduğunu hatırlatan Tali, "Sebiller de ayrıca bayram veya kandiller gibi özel gece ve günlerde şerbet, bal şerbeti, çeşitli meyve suları veya iyi içme suyu dağıtılan eserlerdir. Bu amaçların dışında en önemli amaç aslında banilerine sürekli hayır dua getiren yapılar olmasıdır. Bu Osmanlıda beniler için en iyi gerekçedir" diye konuştu. SARAY VE SARAY MENSUPLARI ÖNCÜ OLDU Sebilin sadece 'suyun ulaştırılmasından ziyade' birer de sanat eseri olduğuna vurgu yapan Tali şu tespitlerde bulundu; -Selçuklu mimarisinde gelişmiş bir sebil mimarisi söz konusu değildir, bu dönemde hazır var olan lahit, tekne benzeri hazne görevi gören unsurların kısmen yapıların ön kısmında aynı amaçla değerlendirildiği söylenebilir. Osmanlı döneminde özellikle Lale devri ile birlikte abidevi sebiller meydana çıkarak görünmeye ve gelişmeye başlar. Bunlar içerisinde Topkapı sarayı önündeki III. Ahmet Çeşme-Sebili (1728), Azapkapı Saliha Sultan Sebili (1732-1733), Damat İbrahim Paşa Sebili (1719), Hekimoğlu Ali Paşa Sebili (1734), Eyüp Mihrişah Sultan Sebili (1794) gibi eserlerin isimlerinden de anlaşılacağı üzere banilerin saray ve saraya mensup kişiler ve genellikle ikinci derecede varlıklı yöneticilere ait oldukları görülmektedir. 'ÇOK PARASI OLMAYANLAR DA KÜÇÜK SEBİLLER YAPTIRIRDI' -Banilerin ekonomik gelirleri doğrultusunda sebillerin malzeme, süsleme ve ölçeklerinin değiştiği söylenebilir ama Osmanlı cami mimarisinde uygulanan bazı kısıtlamalar, sebil mimarisi için söz konusu değildir. Hatta geliri çok daha az olan abidevi ölçekte bir sebil yaptıramayacak düzeyde kişilerinde çok daha küçük taşınabilir taş tekneler şeklinde sebiller yaptırarak hayır dua aldıkları belirtilebilir. ZAMANLA ÖNEMLERİNİ KAYBETTİLER "Önemli uygarlıklara başkentlik yapan, bu kültürlerin izlerini bugüne kadar taşıyan İstanbul, sebil mimarisi ile önemli ve tek merkezdir" diyen Profesör Tali, İstanbul’un her bir köşesini süsleyen, halka hizmet amaçlı yapılan hayır kurumları olarak sebillerin bütün ihtişamlarına rağmen kapıları kapatılarak kendi fonksiyonlarında önemlerini kaybettiklerine dikkat çekti. "ÇOĞU BOŞ BİR KISMI BÜFE OLDU" Günümüz İstanbul'unu da yorumlayan Tali şunları kaydetti; -Çoğu boş ve atıl durumdaki sebillerin ağırlıklı olarak büfe, bir kısmı çantacı vs. şeklinde tamamen işlevlerinin dışında kullanılmaktadır. Bazı sebiller, kendi kaderine terk edilirken, bazıları da bakımsızlıktan yok olmakla yüz yüzedir. İstanbul Suriçi ve Surdışı sebilleri içerisinde amacına uygun hizmet veren sebillerin sayısı çok azdır. Modern teknolojinin her alanda kendini gösterdiği bu dönemde sosyal yardımlaşmanın ince birer sanat zevki, geçmişin izleri olan sebillerin hızlı bir şekilde korunması ve bakımsız, kötü durumda olanların da aslına uygun şekilde restore ettirilmesi gerekmektedir. TEK ÖRNEK VALİDE CAMİ SEBİLİ -Bir dönem Eminönü Yeni Cami Hatice Turhan Valide Sultan Sebili restorasyonla birlikte aynı amaçla değerlendirilirken, şimdilerde Üsküdar Yeni Valide Cami Sebili meydanda halka su dağıtılan tek örnektir. Her geçen gün sayıları azalan, nitelikleri değiştirilen sebiller, bilinçsiz bir şekilde kullanılmakta ve mimarileri değiştirilerek özgün dokusundan çok şey kaybetmektedirler. Yapılan restorasyonların artırılarak özellikle bilinçli eller aracılığıyla yapılması eserlerin kimlikleri açısından önem arz etmektedir. -İnsanlık için faydalı olan her uygulama veya bilgi gerektiğinde alınıp güncellenerek kullanılabilir. Bu sebiller içinde söz konusudur. Su hayattır. Onsuz bir yaşam olamaz. Osmanlı su mimarisinde suyun taşınmasından dağıtılmasına veya her türlü kullanımı doğrultusunda insan odaklı akılcı çözümler üretilmiştir. Fonksiyonellikleri ile ön planda tutulan Osmanlı su mimarisinde sebiller ayrı bir yere sahiptir. Hamam, çeşme gibi benzer uygulamalardan farklı olarak sebiller başka kültür ve topluluklarda görülmez. Osmanlı'da da sebiller ağırlıklı olarak başkent İstanbul’da önemli baniler tarafından meydana getirilmiş eserlerdir. -Halkın görebileceği ve kolay ulaşabileceği yerlere konumlandırılan sebiller o dönemde susuzluğa bir çare olarak üretilerek değerlendirilmiştir. Zarif ve bezeme ağırlıklı donanımları ile sebiller aslında suya ihtiyacı olan insanları tüm cömertliği ile davet ederek karşılamaktadırlar. Herhangi bir su kaynağına bağımlılığı olmadan suyun depolandığı ve dağıtıldığı sebiller özgün mimarileri ile önemli çözümler üreten ve sunan yapılardır
×
×
  • Create New...

Önemli bilgi

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için Gizlilik poliçesini inceleyebilirsiniz.