Jump to content

Feneroin

Yönetici
  • İçerik sayısı

    745
  • Kayıt tarihi

  • Son ziyareti

  • Kazandığı günler

    6

Everything posted by Feneroin

  1. Aracınızı sürekli olarak çeyrek depo ya da çeyrek deponun altında yakıtla kullanıyorsanız muhakkak okumanız gereken, bilgilendirici bir yazı. iStock ustaların da tavsiyesidir bu; aracınızda mutlaka çeyrek depo yakıt bulundurmak zorundasınız eğer aracınızı sürekli 30-40 liralık yakıt ile kullanıyorsanız da o çeyrek deponun üzerine devam etmelisiniz. yani çeyrek depo yakıtı deponuzda demirbaş olarak görmelisiniz. zorda kalmadıkça o yakıtı harcamamalısınız. eğer çeyrek depo bırakmayıp, sürekli olarak boş depoya 30-40 liralık yakıt almaya devam ederseniz; ileride yakıt pompanızı yanmış vaziyette elinize alırsınız. çünkü yakıt pompası, deponun içinde bulunuyor ve görevi depodaki yakıtı belli bir basınç ile motora iletmek. siz depoya sürekli minimum yakıt aldığınızda pompa kısmen kuru çalışmaya devam edecek ve ileride benzin pompasındaki motorun aşırı ısınmasına sebep olarak, yanacaktır. belirtileri ise - araç marş alıyor fakat çalışmıyorsa, - araç çalışıyor fakat gaz yemiyorsa, - araç hareket halindeyken tekleme yapıyorsa, - araçta yakıt az iken devire girmiyorsa, - aracın yakıt tüketimi arttıysa... lpg'li araç kullanan sürücüler için de elzem bir konudur araç ilk çalıştırma esnasında benzinle çalışmaya başlar. motor soğutma suyu belirli bir sıcaklığa ulaşana kadar lpgye geçiş olmaz. motor su sıcaklığı uygun değere geçince lpg yakıtına otomatik geçiş yapılır ki bu dediğim olay yeni nesil enjektörlü motorlar için geçerli bir durumdur. eski nesil karbüratörlü motorlarda bu durum sürücünün şahsi tercihine bağlı olarak manuel kumanda edilebilir. sürekli lpg ile çalışan bir araçta (günümüz türkiye'sinde her 100 lpg'li aracın en az 95'i bu şekilde kullanılır) motor lpg ile çalışır vaziyette iken, benzine her hangi bir ihtiyaç yokken bile ilgili motorun orijinal çalışma mantığı benzine göre düzenlendiği için benzin pompası sürekli çalışır haldedir. benzin pompasının kullanılmasına ihtiyaç olmadığı halde çalışır durumda olması uzun vadede lpg'li araçlar için arıza olarak geri dönüş sağlar. bu tür bir arıza ile karşılaşmamak için yapılması gereken en önemli kullanıcı tedbiri, araç deposunda mümkünse asgari çeyrek deponun üzerinde benzin bulundurmak ve benzin pompasının sürekli çalışmasından kaynaklı olarak ısınarak bozulmasının önüne geçebilmektir. depoda ne kadar çok benzin varsa benzin pompası içinden geçen düşük sıcaklıktaki benzin miktarı da o kadar fazla demektir. tersini düşünürsek depoda 2 lt benzin var ve benzin pompası sürekli olarak bu 2lt benzini devridaim yapacak ve düzenli olarak aşırı ısınmaya maruz kalacaktır. öte yandan bu türden arızaların önüne geçebilmek adına araç lpg de çalışır iken benzin pompasının çalışmasını engellemek için röle koymak gibi değişik ve mantıklı uygulamalar mevcuttur. dizel araçlarda ise durum benzindekinden farklılık arz eder tek tür yakıt sistemi ile çalıştığı için dizel araçlarda mazot pompasının ısınması haricinde depo dibindeki tortular ve hava yapma riski gibi riskler mevcuttur. özellikle sürekli inişli çıkışlı yollarda yapılan seyahatler dizel araçlarda da çeyrek deponun üzerinde yakıt bulundurma gerekliliğini ispatlayan durumlardır. aracın kullandığı yakıttan bağımsız olarak depoyu sürekli dolu tutmanın bir diğer avantajı ise özellikle yaz aylarında daha çok gözlenen depodan yakıt buharlaşmasını minimuma indirmektir. sürekli kullanılmayan araçlarda depoyu full doldurmanın yakıt buharlaşmasını azalttığı tecrübe edilmiştir. öte yandan sürekli olarak 10-20 liralık benzinle gezen araçlarda bu buharlaşmanın daha fazla olduğu bilinen bir gerçektir. yine bir dipnot olarak eklemek gerekirse aracınıza hangi yakıtı alırsanız alın ancak yakıt aldığınız zaman dilimindeki sıcaklığa dikkat edin. özellikle yaz kış farketmez mümkünse araç deponuzu gece yarısı saatlerinde yani günün en düşük sıcaklığının olduğu saatlerde doldurmayı tercih edin. çünkü benzin istasyonlarındaki yakıt doldurma prensibi litre bazında bir ölçüm tekniğine dayalıdır. düşük sıcaklıkta görece olarak daha çok veya daha zengin yakıt almış olacağınızı göz önünde bulundurunuz. en nihayetinde son söz olarak ister dizel ister benzinli olsun aracınızda kısa ve uzun vadede sorun yaşamak istemiyorsanız mutlaka çeyrek deponun üzerinde yakıt bulundurunuz
  2. ABD’de yayınlanan ve tüm dünya popüler olan çizgi dizi, yaşanan birçok önemli olaya daha öncesinde bölümlerinde yer vermesiyle ünlenmişti. Peki, The Simpsons çizgi dizisinin 2022 yılı kehanetleri neler? İşte 2022 yılında gerçekleşmesi öngörülen tahminler... Kehanetleriyle geçtiğimiz yıllara damga vurmayı başaran The Simpsons animasyon dizisi bugüne kadar birçok olayı önceden bildi ve seneler öncesinden yayınladı. 32 yıldır ekranlara gelen ve geniş bir hayran kitlesine sahip olan dizi, Disney’in Fox’u satın alması, Trump’ın başkanlığı, Kamala Harris’in başkanlığı, Kolomb heykelinin başının kesilmesi, akıllı saatler, ebola virüsü, korona virüsü, eski Beatles mektubu, 11 Eylül Saldırıları ve Lady Gaga’nın Super Bowl’da havaya uçması gibi olayları bilmişti. The Simpsonlar’ın 2022 yılında gerçekleşmesi muhtemel kehanetlerini sizler için araştırdık. HOLOGRAM İLE POSTA GÖNDERMEK The Simpsonlar’da yayınlanan bir bölümde postacının getirdiği bir gönderi açıldığında kişilerin karşısına hologram çıkıyor. Teknolojik gelişmeler göz önüne aldığında serinin hayranları hologramlı postaların insanlık için uzak bir ihtimal olmadığını düşünüyor. BEBEKLERİN CÜMLELERİNİ TERCÜME ETMEK Simpsonlar dizisinde gösterilen cihaz bebeğin söylediklerinin yetişkinler tarafından anlaşılmasına yardımcı oluyor. 2022 yılı için bu icat konusunda bilim insanlarının harekete geçeceği öngörülüyor. KORONAVİRÜS SALGINININ BİTİŞİ 2019 yılından itibaren dünyayı etkisi altına alan koronavirüs salgınının başlangıcını öngören Simpsonlar bu sefer de bitişine ilişkin kehanetleriyle gündeme geldi. Popüler animasyon dizisine göre salgın 2022 yılında insanlığın hayatından çıkacak.
  3. Esrarın ana maddesi olan kenevir bitkisi, koronavirüs bulaşmasına karşı gerçekten koruma sağlıyor mu? ABD'deki araştırmacılar, kenevirin bazı bileşenlerinin koronavirüs bulaşmasını engellediğini savunuyor. Ancak tıbbi amaçlı esrar kullanımının yaygın olduğu Hollanda'daki bilim insanları bu iddiaya kuşkuyla yaklaşıyor. ABD'deki Oregon Üniversitesi'nde Prof. Dr. Richard van Breemen tarafından yapılan araştırmaya göre, kenevirin iki bileşeni olan "CBGA" ve "CBDA", koronavirüsün bulaşmasını engelleyebiliyor. Farmakoloji uzmanı van Breemen, "Ağız yoluyla alınabilen bu bileşenlerin, koronavirüs enfeksiyonunu önleme ve tedavi etme potansiyeline sahip olduğunu" savunuyor. Ancak Hollanda'daki Wageningen Üniversitesi'nden Prof. Dr. Renger Witkamp aynı görüşte değil. Beslenme ve farmakoloji uzmanı Renger Witkamp, "Test tüpünde bir şeyin işe yaraması, insan vücudunda aynı etkiye sahip olduğu anlamına gelmez" diyor. AD gazetesine konuşan Hollandalı profesöre göre, ABD'deki araştırma sonuçları kulağa hoş gelse de, Covid'e karşı etkili bir ilaç konusunda daha katedilmesi gereken çok uzun bir yol var. Koronavirüse karşı son iki yılda laboratuvarlarda binlerce maddenin test edildiğini belirten Witkamp, şöyle devam ediyor: "Ve sık sık bir etki görürsünüz. Bu nedenle, takip araştırması için sunulan uzun bir madde bekleme listesi vardır. Arada sırada gerçekten işe yarayan bir şey olduğu gerçeğini göz ardı etmiyorum. Bu durumda bile etkili bir ilaç için çok uzun süre gerekli." Witkamp, kenevirin CBGA ve CBDA konsantrasyonlarının ağızdan ilaç yoluyla elde edilip edilemeyeceğinden de şüpheli. Prof. Dr. Witkamp, esrar içerek koronavirüse karşı koruma sağlayacağını düşünenlerin hayal kırıklığına uğrayacağını vurgulayarak, "Araştırma, kenevirin esrara dönüşmemiş bileşenleri ile ilgili" diyor. ABD'de yapılan araştırma sonunda, CBGA ve CBDA maddeleri, laboratuvarda kendilerini koronavirüs üzerindeki protein dikenlerine bağlayarak, insanları enfekte etmek için kullandığı bir etkeni bloke etmeyi başardığı açıklanmıştı. Amerikalı bilim insanları, laboratuvar testlerini virüsün alfa ve beta varyantı üzerinde gerçekleştirdi.
  4. ABD'nin dünyaca ünlü üniversitesi Massachusetts Institute of Technology'de (MIT) görev yapan profesör Max Tegmark'tan Selçuk Bayraktar'la ilgili skandal bir çıkış geldi. Türkiye’nin teknolojik olarak bağımsızlaşması amacıyla yerli ve milli üretimden yana çalışan Baykar, geçtiğimiz 35 yıl içinde Türkiye’de savunma ve havacılık alanında dönüşüm olacak bir ivmenin öncüsü haline geldi. Türk İHA-SİHA'ları dünyada tüm dengeleri bir anda değiştirdi. Türkiye'nin gücüne güç katan BAYKAR'ın ürettiği Bayraktar TB2 ve AKINCI TİHA'lar tüm dünyada konuşulmaya devam ederken, çok sayıda ülke Türk SİHA'larına sahip olmak için sıraya girdi. Bu başarı hikayesinde, Massachusetts Institute of Technology'de de eğitim gören Baykar Teknoloji Lideri Selçuk Bayraktar önemli bir yere sahip. MIT Profesöründen skandal çıkış Baykar ve Selçuk Bayraktar'ın başarısı dünyadaki büyük yankı uyandırırken, kendi alanında dünyanın en iyi üniversitelerinden olan Massachusetts Institute of Technology’deki (MIT) fizik profesörü İsveç kökenli ABD'li Max Tegmark'tan skandal bir çıkış geldi. Max Tegmark, Almanya'da günlük yayımlanan Handelsblatt Gazetesi'ne verdiği röportajında, ''Selçuk Bayraktar'a burada eğitim verdiğimiz için utanıyorum.” ifadelerini kullandı. Bayraktar'ın MIT (Massachusetts Institute of Technology) eğitimi Selçuk Bayraktar, yüksek lisans eğitimini tamamladıktan sonra çalışmaları esnasında göstermiş olduğu üstün başarılardan dolayı MIT (Massachusetts Institute of Technology)’de burslu olarak yüksek lisans-doktora teklifi aldı. Bayraktar, MIT’deki eğitimi sürecinde İnsansız Helikopter Sistemlerine agresif manevra yapma kabiliyeti kazandıracak otomatik uçuş kontrol algoritmaları alanında çalışmalar yürüttü. 2006’da MIT Havacılık ve Uzay Mühendisliği bölümünden ikinci yüksek lisans diplomasını aldı. MIT sonrası Georgia Institute of Technology’de (Georgia Tech) devam ettiği doktora çalışmalarını 2003 yılında Baykar bünyesinde başlayan milli ve özgün insansız hava aracı teknolojileri geliştirme faaliyetlerini yürütmek için dondurarak 2007’de Türkiye’ye döndü. Selçuk Bayraktar, 2007 yılından bu yana Baykar bünyesinde teknoloji liderliği görevini yürütüyor
  5. Lokman Hekim'in şifa kaynağı olarak nitelendirdiği yiyeceklerden biri de kızılcık. Kızılcık, ortalama 1 metreye kadar uzayabilen kısa boylu ağaçlarda yetişen bir meyvedir. Lokman Hekim'in şifa kaynağı olarak nitelendirdiği yiyecek Asırlar öncesine ait tarihi meyvelerden biri olan kızılcık Doğu Avrupa, Anadolu ve Asya kültürüne aittir. Dünyanın büyük bir bölümünde bilinmeyen meyve yüzyıllar önceki hali ile kalmış olabildiğince doğal nadir besinlerden biridir. Kızılcık bitkisi Yunanistan, Sırbistan, Moldova, Bulgaristan, Hırvatistan ve Türkiye’de yetişir. "Kızılcığın tüketildiği yerde hekime gerek yoktur" diyen Lokman Hekim bu meyve türünün önemini belirtmiştir. Kanserden enfeksiyona birçok hastalığa şifa olan kızılcık sağlık saçıyor. Lokman Hekim'in şifa kaynağı olarak nitelendirdiği kızılcık meyvesinin faydaları nelerdir? Kızılcığın faydaları nelerdir? -Kan basıncını dengelemeye yardımcı olur yüksek tansiyonu önler. Bu iki özelliği ile de kalp ve damar hastalılarına yakalanma riskini azaltır. -Kalp ve damar hastaları, felç ve kalp krizi geçirenlerin iyileşme sürecini hızlandırır. -Kızılcık ve şeker hastalığı arasında olumlu bir ilişki vardır. Kızılcık tüketiminin diyabeti ve kolesterol yüksekliğini önlediğini gösteren çalışmalar vardır. -Kızılcık bitkisinin faydaları arasında vücudun gücünü artırması da vardır. Kızılcık kirazı bağışıklık sistemini destekleyerek vücudun hastalıklara karşı direncini artırır ve vücudu mikroplardan korur. -Kızılcık bilimsel faydaları tez çalışmalarına da konu olmuştur. Antioksidan maddeler içeren kızılcık, vücutta yer alan zararlı maddelerin dışarıya atımını kolaylaştırır. -Kızılcığın içeriğinde yer alan melatonin hormonu, uykusuzluk problemini önlemede etkindir uyku düzenini sağlar ve vücudun biyoritmini düzenler. -Kızılcıkta yer alan proantosiyanidin maddesi diş etlerinin üzerinde koruyucu bir tabaka oluşturarak dişleri korur. Özellikle tartar, plak gibi diş rahatsızlıklarını engeller ve asitli yiyecek tüketimi sonucu dişlerde görülen rahatsızlıkları minimuma indirir. -Vücutta oluşan iltihapların tedavisinde önemli rol oynar. Yaraların daha çabuk iyileşmesine katkıda bulunur ve idrar yolu enfeksiyonlarının tedavisinde etkindir. -Kanser hücrelerinin oluşumunu ve oluşan kanser hücrelerinin yayılmasını önler. -Aşırı yemek yeme ve yediklerini sindirememe problemlerini ortadan kaldırır. Hatta ülser gibi mide rahatsızlıklarının üstesinden gelmeye yardımcı olur. -Kızılcık cilde faydaları ile özellikle kadınların gözde meyveleri arasındadır. -Antioksidan içeriği sayesinde cilde zarar veren ajanları yok ederek cildin parlamasına ve yaşlanma etkilerinin minimuma inmesini sağlar. Evde kolayca hazırlayabileceğiniz kızılcık maskesi ile cildinize sağlıklı bir dokunuş sağlayabilirsiniz. -Kızılcık böbrek taşı oluşumunu engeller. Böbrek taşlarını düşürmek için kızılcık suyu tüketilmesi önerilir. En verimli sonuçların alınması için doğal kızılcığın çiğ tüketilmesi ya da kızılcık suyunun doğal yöntemlerle hazırlanması önerilmektedir. Ciddi kronik rahatsızlığı olanlar, hamile olanlar veya kızılcığa alerjisi olanların doktora danışmadan kullanmamaları gerekir. Kızılcık suyu nasıl yapılır? Kızılcık suyu tarifi için malzemeler Yarım kilogram kızılcık 1 su bardağı toz şeker 1 litre su Doğal kızılcık suyu tarifi nasıl yapılır? Kızılcığı ayıklayın ve yıkayın. Orta ateşte 15 dk suyla pişirin. Sonra şekeri ekleyin ve 20 dk daha çok kısık ateşte pişirin. Süzgüden geçirin. Tahta kaşıkla çekirdekleri üste, püresi ve suyu da alttaki kaba geçsin. Afiyet olsun. Kızılcık şerbeti tarifi Malzemeler 500 gram kızılcık 1,5 litre sıcak su 4 su bardağı toz şeker 2 adet karanfil (arzuya göre) Kızılcık şerbeti tarifi nasıl yapılır? Sap ve yaprak kısımları ayıklanmış bol suda yıkadığınız kızılcıkları derin bir tencereye alın. Sıcak su ilave ettiğiniz kızılcıkları, kısık ateşte kaynamaya bırakın. Kaynamaya başlayan kızılcıkları karanfil ilavesiyle 15-20 dakika kadar pişirin. Kaynayıp yumuşayan kızılcıkları, bir tülbent ya da ince delikli bir süzgeçten geçirin. Kızılcıkların özünü bıraktığı sulu karışıma toz şeker ekleyip tahta bir kaşıkla karıştırın. Cam bir sürahiye aldığınız şerbet karışımını buzdolabında soğuttuktan sonra sevdiklerinizle paylaşın. Kızılcık şerbeti faydaları Bronşlarda rahatlama sağlar. Kızılcık şerbeti üşütmeden kaynaklanan boğaz ağrıları ve iltihaplarına iyi gelir. Nezle ve grip gibi hastalıkların tedavisinde tıbbi amaçlı kullanılabilir. Kızılcık şerbeti mide ülserine iyi geldiği gibi genel anlamda sindirim ve boşaltım sistemi sağlığına mükemmel katkıda bulunur
  6. 1165 ve 1240 yılları arasında yaşadığı bilinen Endülüs doğumlu Muhyiddin İbnü'l-Arabî'nin, 'Saatlerin Hazinesi' kitabında yer verdiği 2022 öngörüşleri tüyler ürpertti. Çiçek hastalığının artacağından, sırt ve boğaz hastalıklarının da artacağına, Yemen, Irak ve Şam ülkelerinde şiddetli pahalılık başlayacağına ve boşanma olaylarının artacağına dair bir çok kehanette bulunan Muhyiddin İbnü'l-Arabî, 2022 yılı için başka hangi öngörüşlerde bulunmuş? İşte onlar... İŞTE KORKUTAN 2022 ÖNGÖRÜŞLERi ''Bu sene içinde rüzgarlar kuvvetlice eseceği gibi kar yağışı ve soğuklar da uzayıp artar.'' ''Şayet yeni sene Cumartesi günü ile başlarsa, günün çıkış yeri ve kısmeti Zühal yıldızıdır. Bu sene, sürü hayvanları için iyi olmayan bir senedir.'' "Boşanma olayları artar.'' ''Ekin ve ziraat işleri geriler, zayıflar.'' ''Bu sene uğursuz bir sene sayılır çünkü Zühal yıldızının çıkış ve kısmeti budur. Bu yıldızdaki uğursuzluk, kabirleri ölülerle doldurur.'' ''Denizlerde gemiler batar, garb (Batı) memleketlerin hükümdarlarından biri ölür.'' ''Öte yandan hububat ve meyve mahsulleri artar ve bollaşır.'' ''Yemen, Irak ve Şam ülkelerinde şiddetli pahalılık başlar.'' ''Bu sene içinde çiçek hastalığı artar.'' ''Bununla birlikte sırt ve boğaz hastalıklarının da arttığı görülür.'' ''Ariz olan bir hastalıktan hayvanların eşek cinsi çok telefat verir. Küçükbaş hayvan yavrularında zaiyat olur.'' ''İnsanlar arasında ölüm olayları artar.'' ''Çekirge afeti başlar, kulları helak eder ancak dağ başında oturanlar kendilerini bu afetlerden koruyabilirler.'' ''Bu sene içinde kuşlar fazlaca ürer, özellikle sığırcık kuşları çoğalır.''
  7. Çin'in karantina altındaki Şi'an kentinde gıda sıkıntısı kaygıları devam ederken, kent sakinlerinin son günlerde yiyecek değiş tokuşuna başladığı bildirildi. Sosyal medya paylaşımlarında, bazı kent sakinlerinin yiyecek karşılığında malzeme ve hatta teknolojik cihazlar önerdiği görülüyor. 13 milyon nüfuslu kentte halk 23 Aralık'tan bu yana evlerinde karantinada ve yiyecek satın almak için dışarı çıkamıyorlar. Son günlerde birçok kent sakini sosyal medyada çeşitli şikayetler dile getirmeye başladı. Yetkililer hanelere bedava gıda sağlarken, bazıları yiyeceklerinin bittiğini ya da hiç yardım almadıklarını söyledi. Sosyal medya platformu Weibo'da paylaşılan video ve fotoğraflarda, lahana karşılığı sigara, bulaşık deterjanı karşılığı elma ve hijyenik ped karşılığı sebze değiş tokuş edenler görülüyor. Bir videoda da bir genç Nintendo Switch oyun konsolunu bir paket hazır makarna ve iki çörek karşılığında verirken kaydediliyor. Wang soyadlı bir kent sakini RFA Haber'ea yaptığı açıklamada "İnsanlar aynı binadakilerle değiş tokuş ediyor, çünkü yeterli yiyecekleri yok" derken, bir adamın pirinç karşılığında akıllı telefonunu ve tabletini verdiği bildirildi. Bir Weibo kullanıcısı da "Çaresiz vatandaşlar, değiş tokuş çağına geri döndü. Kulak çubuğu patatesle değiştiriliyor" derken, bir kullanıcı da durumu "ilkel topluma geri dönüş" diye tanımladı. Ancak duruma daha iyimser bakanlar da kendileriyle yiyeceklerini paylaşan komşularının nezaketinden bahsediyor. Şi'an şu anda Çin'de Covid salgınının merkez üssü ve yetkililer çok sert önlemlere başvurdu. Salgın, sıfır vaka stratejisi güden Çin'de görülen en kötü durum. Hükümet, Çin Yeni Yılı gelecek ayki Pekin Kış Olimpiyatları öncesi vakaları yok etmeyi amaçlıyor.
  8. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ekonomi danışmanı Prof. Dr. Göksel Aşan, AK Parti hükümetinin enflasyona karşı garanti vermeye hazırlandığını öne sürdü. 18,60 seviyesine çıkan dolar kuru, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın açıkladığı -haram olan- hazine garantili kur korumalı TL mevduatı sistemiyle 11 TL'nin altına gerilemişti. Dolar kurunun yeniden 13 TL'nin üstüne çıkmasının ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan kura yeni müdahale sinyali geldi. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın B planını açıklayan ekonomist Şeref Oğuz, kur korumalı TL mevduat sistemi işe yaramazsa 'enflasyon korumalı mevduat sistemi'ne geçilebileceğini söylemişti. Oğuz'un açıklamasının ardından Erdoğan'ın danışmanı Prof. Dr. Göksel Aşan da AK Parti hükümetinin enflasyona karşı garanti vermeye hazırlandığını söyledi. Japon gazetesi Nikkei Asia'ya konuşan Cumhurbaşkanlığı Finans Ofisi Başkanı Prof. Dr. Göksel Aşan, Erdoğan'ın ülkeyi cari fazla verme yoluna sokacak Türk Lirası bazlı bir dizi yeni finansal araç hazırlığında olduğunu belirtti. Sinan Tavşan imzalı haberde, "Hazine ve Maliye Bakanlığı enflasyona endeksli enstrümanlar üzerinde çalışıyor. Bunun, kur korumalı lira mevduat ürünü ile rekabet eden yeni bir banka mevduat ürünü olacağını düşünmüyorum" diye konuşan Aşan'ın doğrudan ifade vermeden tahvil ihracını işaret ettiğini öne sürüldü. Haberde ayrıca Asan'ın yastık altında olduğu değerlendirilen 5 bin ton altın ve altın takının fiziki altına dönüştürülebilir altın sertifikaları yolu ile finansal sisteme getirilmesi için çalışmaların devam ettiğini vurguladığı da belirtildi. Kur korumalı mevduata yatırımcıların gösterdiği ilgiden memnun olduklarını aktaran Asan "Kişisel olarak bu yeni mevduat enstrümanları ile dövize endeksli lika hesaplarına bir ayda 150 milyar lira toplanmasını, aynı dönemde ek 5 milyar dolarında standart döviz hesaplarından liraya döndürülmesini bekliyorum" dedi. Konuyla ilgili olarak Piri Reis Üniversitesi ekonomi profesörü Erhan Aslanoğlu, "Çok yüksek bir enflasyon dönemine gireceğimiz düşünüldüğünde enflasyona endeksli tahviller, dolar alma isteğinin bir kısmını engelleyebilir" dedi.
  9. Avrupa Parlamentosu Milletvekili Moritz Körner, yeni tip koronavirüs salgınına karşı Kovid-19 aşısını geliştiren BioNTech şirketinin kurucuları Prof. Dr. Uğur Şahin ve eşi Dr. Özlem Türeci’nin resimlerinin avro banknotlarının üzerinde yer almasını teklif etti. Körner, "Onların (Uğur Şahin ve Özlem Türeci) çalışmaları milyonlarca Avrupalının hayatını kurtardı" ifadelerini kullandı. Alman Hür Demokrat Partili (FPD) siyasetçi Körner, Welt am Sonntag gazetesine yaptığı açıklamada, yeni avro banknotlarının üzerinde BioNTech şirketinin kurucuları gibi önemli Avrupalı şahsiyetlerin yer alması gerektiğini belirtti. "ONLAR MİLYONLARCA AVRUPALININ HAYATINI KURTARDI" Körner, "Onların (Uğur Şahin ve Özlem Türeci) çalışmaları milyonlarca Avrupalının hayatını kurtardı" dedi. Siyasetçi Körner, Şahin ve Türeci'nin entegrasyon, girişimcilik, bilimsel mükemmellik ve açık bir göç toplumunun potansiyeline ilişkin etkileyici hayat hikayesine sahip olduklarını kaydetti. 1 Ocak 2001'de avro bölgesinde resmi para birimi olarak yürürlüğe giren avronun 20. yılında avro banknotların yeniden tasarlanması talep ediliyor
  10. Son dönemlerde oldukça popüler olan ve özellikle sosyal medyada çok sık rastlanan şeffaf sabun nedir? Faydaları nelerdir? Cilt bakımına olan faydaları ile çok konuşulan şeffaf sabun mucizevi etkileriyle ölümsüz mantarı olarak da bilinmektedir. Oldukça popüler olan bu sabun hakkında sizler için ufak bir araştırma yaptık. İşte şeffaf sabun hakkında bilinmesi gerekenler. Çok eski dönemlerden beri kadınların cilt temizliğinde kullandıkları Reish mantarının (kırmızı mantar) özlerinden üretilmiş olan şeffaf sabun; içerisinde 200 fazla faydalı bileşenler içermektedir. Antibiyotiklerin yaptığı görevi üstlenen özlerden oluşan ve faydaları araştırmalarla sabitlenen bu sabunun; antioksidanca zengin olduğu, vücuttaki toksinlerin atılmasına ve vücudun hücrelerini yenileyip kan dolaşımını harekete geçirdiği bilinmektedir. Birçok cilt problemine iyi gelen şeffaf sabun; cilt hastalıklarında, sivilce, akne problemlerinde ve güneş lekelerinde, cansız ciltlerde ve egzama problemlerinde çok iyi fayda sağlamaktadır. Şimdiye kadar cilde herhangi bir yan etkisi görülmeyen şeffaf sabun; aynı zamanda cildin pH dengesini süzenler ve ölü hücrelerden arındırarak ciltteki oksijen oranını artırmaktadır. Şeffaf Sabun (Transparent Soap) Faydaları Nelerdir? Cildin ihtiyaç duyduğu bakımı sağlayan, leke görünümünü azaltan ve cildi besleyen şeffaf sabun aynı zaman göz altı morluklarına da fayda sağlamaktadır. Cildin pH dengesini düzenler, Ve cildin renk tonunu eşitler. Sivilce, akne ve güneş lekelerine giderir Aynı zamanda cildi gençleştirir, zindelik ve tazelik sağlar Kırışıklık görünümünü azaltır Ayrıca tahriş olmuş cildi iyileştirir Cilde ihtiyaç duyduğu nemi kazandırır Gözaltı morluklarını azaltır Cilde dolgunluk kazandırır Cildi ölü hücrelerden arındırır Sedef ve egzamaya iyi gelmektedir. Nasıl Kullanılır? Normal sabunlardan oldukça farklı olan şeffaf sabun, doğrudan suya temas ettirilerek kullanılmamaktadır. Aynı zamanda düzenli kullanımla birlikte, oldukça kısa bir süre içerisinde faydalarını fark edeceğiniz şeffaf sabunun kullanım şekli ise şu şekildedir: Öncelikle eller temiz bir şekilde yıkanmalıdır Ardından eller ıslakken sabun köpürtülmeye başlanmalıdır Daha sonra suyla temas olmadan köpürtülen sabun yüze uygulanmaya başlanmalıdır Sabunun uygulanmasından sonra 15-20 dakika bekletilmelidir Hemen ardından yüzünüzü su ile nazikçe temizleyebilirsiniz
  11. Geceleri oluşan şiddetli göz ağrısıyla kendini gösteren ve “göz migreni” diye adlandırılan ağrı, çoğunlukla erkeklerde görülüyor. Göz migreninin kullanılan bazı ilaçlarla kısa sürede önlenebileceğini belirten uzmanlar, göz migreninin her yıl belli dönemlerde nüksedebildiği uyarısında da bulunuyor. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Barış Metin, göz migrenine ilişkin bilgi verdi. Prof. Dr. Barış Metin, “göz migreni” diye adlandırılan rahatsızlığın aslında bir çeşit migren değil, daha çok bir küme baş ağrısı olduğunu söyledi. Göz migreninin çoğunlukla erkeklerde görüldüğünü ifade eden Metin, “Göz migreni geceleri oluşan şiddetli göz ağrısı ile kendini göstermektedir” dedi. İlaçla tedavisi mümkün Göz migreni tedavisinin klasik migrenden biraz daha farklı olduğunu kaydeden Prof. Dr. Barış Metin, klasik migrende olduğu gibi 4-5 aylık bir tedavi sürecine ihtiyaç olmadığını söyledi. Prof. Dr. Barış Metin, “Kullanılacak birtakım ilaçlarla ağrı kısa sürede önlenebilir. Ancak bu tip ağrılar genellikle senenin belli bir zamanına kümelenme eğilimindedir. Her yıl belli dönemlerde ağrı nüksedebilir” uyarısında bulundu
  12. Şapka dayatması nedeniyle Mustafa Kemal’i dönemin Diyanet İşleri Başkanı Rıfat Börekçi’ye şikayet eden din adamlarına Börekçi’nin “Dininizi değiştirin de dese tereddüt etmeyin” dediği ileri sürüldü. Hasan Ünder’in “Atatürk İmgesinin Siyasal Yaşamdaki Rolü” adlı kitabındaki bu bilgi “Eğer doğruysa korkunç bir şey. Eğer doğruysa, Börekçi bunun hesabını şimdi nasıl veriyor?” yorumlarına sebep oldu. Solak camianın son dönemde Diyanet İşleri Başkanlığı’nın hedef alan girişimleri akıllara Cumhuriyet tarihinde yaşananları getiriyor. Hasan Ünder’in 2004 yılında İletişim Yayınları’ndan çıkan “Atatürk İmgesinin Siyasal Yaşamdaki Rolü” adlı kitabındaki bazı iddialar Türkiye’nin nasıl süreçlerden geçtiğini bir kez daha gözler önüne serdi. “Dininizi değiştirin derse tereddüt etmeyin” Kitapta aktarılan bilgilere göre Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk Diyanet İşleri Başkanı Rıfat Börekçi’nin, şapka kanunu nedeniyle şapka takmaya zorlanan din adamlarının Mustafa Kemal’i kendilerine şikayet etmesi üzerine sarf ettiği sözler akıllara durgunluk getirir cinsten. Börekçi’nin şapka dayatmasını kabul etmeyerek Mustafa Kemal’den dert yanan din adamlarına “Efendiler, onun (M.Kemal’in) her yaptığı doğrudur. Eğer dininizi değiştirin derse; tereddüt etmeyin, onda da bir hikmet vardır.” cevabını verdiği bilgisi aktarıldı. Börekçi’nin verdiği iddia edilen bu akıl almaz cevap “Eğer doğruysa korkunç. Eğer doğruysa şimdi nasıl hesabını veriyor?” yorumlarına neden oldu.
  13. Dünyanın önde gelen ekonomi gazetelerinden Japonya merkezli Nikkei Asia, Türkiye'nin ekonomik ve siyasi durumu ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın politikalarını değerlendiren bir makale yayınladı. Japon ekonomi gazetesi Nikkei Asia'da yayınlanan makalede Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın kalıpları yıktığı belirtilerek Türkiye'nin dış politikada oyun kurucu olmak istediğini yazdı. Şef Editör Ken Moriyasu ve Editör Sinan Tavşan tarafından kaleme alınan analizde, Türkiye'nin jeopolitik bir güç olma hedefi güttüğü belirtilerek, "Erdoğan yönetimindeki Türkiye hafife alınmamalı. Uzun zamandır NATO'nun uysal bir üyesi, Avrupa'nın çevresinde sessiz, laik bir ülke olarak görülen ve sabırla Avrupa Birliği'ne katılmayı bekleyen Türkiye, artık kendi jeopolitik emelleri ve özgür diplomatik hamleleriyle bölgesel bir güç olmayı hayal ediyor" ifadelerine yer verildi. Erdoğan'ın, Türk siyasetindeki onlarca yıllık Batı yanlısı politikanın kalıplarını yıktığı ifade edilen analizde, Türkiye'nin askeri operasyon gücüne de yer verildi. Washington Yakın Doğu Politikaları Enstitüsü Türkiye Araştırmaları Programı Direktörü Soner Çağatay'ın "Ankara sert güce başvurduğunda, elini pek çok kişinin beklediğinden daha fazla güçlendirdi” görüşleri aktarılırken, makalede en geniş yer bulan konu ise Türkiye'nin geliştirdiği insansız hava araçları oldu. TÜRK SİHA'LARINA ÖVGÜ "Bayraktar kardeşlerin Türkiye'deki imajı, ABD'deki Elon Musk'ın imajıyla karşılaştırılabilir" ifadelerine yer verilen yazıda, Türkiye'nin insansız hava araçları için şu ifadeler kullanıldı: Baykar üretimi TB2 insansız hava aracı için "Türkiye'nin yeni keşfedilen sert gücünün bir simgesi" denilen analizde, Baykar firması ve Bayraktar kardeşlerin eğitim ve görevlerinden bahsedildi. "Türkiye'nin insansız hava araçları ucuz ama etkili. 2020'nin sonlarında Azerbaycan ile Ermenistan arasında yaşanan silahlı çatışmalarda Bayraktar TB2 insansız hava aracı hem keşif hem de saldırı aracı olarak önemli rol üstlendi. Daha pahalı olan İsrail insansız hava araçlarının yanı sıra düzinelerce Ermeni tankını imha etti. Türk İHA’ları Türk ordusu tarafından kullanıldığı kadar, Ankara'dan silah satın alan devletler tarafından kullanıldığı Azerbaycan, Libya ve Suriye'deki askeri çatışmalarda savaşın sonucunu şekillendirdi. Baykar'ın insansız hava araçları Türkmenistan gibi Orta Asya ülkeleri de dahil olmak üzere 10'dan fazla ülkeye ihraç ediliyor.
  14. Asgari ücret ile ilgili son dakika açıklaması! Asgari ücrette ek ödeme tutarları belli oldu. En düşük yol ve yemek ücretleri ortaya çıktı. Maaş bordalarında gerçekleşecek olan değişimin hesabı yapıldı. Söz konusu tebliğde, aynı zamanda işverenler tarafından çalışanlara yemek verilmek suretiyle sağlanan menfaatlere ilişkin istisna tutarı, 2022 takvim yılı için 34 TL ve çalışanların işyerine gidip gelmesi için sağlanan menfaatlere ilişkin istisna tutarı da 17 TL olarak belirlendi. Şu an 5.500 TL brüt ücret alan bir çalışan, yeni destekle birlikte 2022 yılının ocak ayında 4 bin 608 lira para geçecek. İşte asgari ücret ile ilgili tüm detaylar.. Hafta başında 2022 yılında uygulanacak asgari ücret tutarına bağlı olarak değişen parametreleri ele almıştım. Bugün, bordro parametreleri açısından işverenleri yakından ilgilendiren, değişen diğer tutarları sizlerle paylaşacağım. Ayrıca, çalışanların tümü için büyük önem taşıyan tüm ücret ve maaşların asgari ücrete kadar olan kısmının vergi dışı bırakılmasına ilişkin düzenlemenin yer aldığı Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi de TBMM Genel Kurulu'nda kabul edildi. Yazımda bu konuya da yer vereceğim. Gelir vergisi dilimleri değişti 21 Aralık 2021 tarihli Resmî Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren 317 Seri No'lu Gelir Vergisi Genel Tebliği'nde 2022 yılı için yeni gelir vergisi dilimleri belirlendi. Buna göre, 2022 yılı için gelir vergisi dilimleri şu şekilde: Yemek ve yol yardımı Söz konusu tebliğde, aynı zamanda işverenler tarafından çalışanlara yemek verilmek suretiyle sağlanan menfaatlere ilişkin istisna tutarı, 2022 takvim yılı için 34 TL ve çalışanların işyerine gidip gelmesi için sağlanan menfaatlere ilişkin istisna tutarı da 17 TL olarak belirlendi. Engelli indirim tutarı Engellilerin çalışma hayatında var olmalarını artırabilmek amacıyla uygulanan politikalardan biri de gelir vergisi indirimleri. Bu kapsamda, engelli çalışanların engellilik oranlarına göre gelir vergisi matrahına esas ücretleri üzerinden belirli oranlarda indirim yapılıyor. Gelir Vergisi Tebliği'nde 2022 yılı itibarıyla engelli çalışanlar için belirlenen indirim tutarları şu şekilde: I. derece engelliler için 2.000 TL, II. derece engelliler için 1.170 TL, III. derece engelliler için 500 TL. 2 SORU 2 YANIT Birebir örneklerle yeni asgari ücret Soru 1 - 2022 yılıyla birlikte işyerleri yasal olarak asgari 4.250 TL ücret verecekler değil mi? Bu tutarın aşağısında kimse çalıştırılamayacak... Yanıt 1 - Evet doğru. İşyerlerinde net olarak 4.253,40 TL’nin altında ücret ile kimse çalıştırılamayacak. Soru 2 - Şu an 5.500 TL brüt ücret alan bir çalışan, yeni destekle birlikte 2022 yılının ocak ayında ne kadar maaş alacak? Yanıt 2 - Bunu bir tabloyla açıklayalım. Brüt ücret: 5.500 TL olsun. SGK işçi payı: 770 TL İşsizlik sigortası işçi payı: 55 TL Gelir Vergisi matrahı: 4.675 TL (Bundan istisna tutarını, yani asgari ücretin net tutarını düşelim. Kalan tutar üzerinden ilgili vergi diliminden, Ocak ayı yüzde 15 vergi hesaplayalım.) Kümülatif vergi matrahı: 4.675 TL (Ocak ayı için.) Gelir Vergisi (Yüzde 15): 63.24 TL Damga vergisi: 3.76 TL (Brüt ücret tutarından asgari ücretin brut tutarı, yani 5.004 TL istisna, kalan tutar üzerinden yapılan hesaplama 3.76 TL) Kesintiler toplamı: 892 TL Net Ücret: 4.608 TL 5.500 TL brüt ücreti olan bir çalışanın eline ocak ayında 4.608 TL geçecek. (Daha önce çalışanın eline aylık ortalama 4.050 lira gibi bir rakam geçiyordu.) Yıl içinde vergi matrahı yükseldikçe, gelir ve damga vergisi yükseleceğinden eline geçen tutar azalacak. Örneğin, aralık ayına gelindiğinde brüt ücret düzeyi değişmezken net ücreti 4.586,92 TL’ye düşecek. 2022 yılı zamları da brüt ücret üzerinden hesaplanacak. Ama burada önemli bir nokta var. Henüz konuya ilişkin yasal tebliğ çıkmadı. Dolayısıyla, bir değişikliğe gidilmesi durumunda bu yaptığımız hesaplamalar da farklılaşabilir. Asgari ücrette vergi istisnası Tüm ücret ve maaşların asgari ücrete kadar olan kısmının vergi dışı bırakılmasına ilişkin düzenlemenin yer aldığı Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi TBMM Genel Kurulu’nda kabul edildi. Teklifin mevcut haliyle yasalaşması durumunda gerek özel sektörde ücretli çalışanlar gerekse kamu sektöründe istihdam edilen memurlar için ücret ve maaşların asgari ücrete kadar olan kısmı vergi dışında bırakılacak. Düzenlemeye ilişkin detaylar şu şekilde: Ücret gelirinin net asgari ücrete isabet eden kısmından gelir vergisi alınmayacak. Bunun için de Gelir Vergisi Kanunu’nun 23. maddesinde değişikliğe gidilecek. İstisnayı aşan ücret gelirinin vergilendirilmesinde verginin hesaplanacağı gelir vergisi dilim tutarları ve oranları, istisna kapsamındaki tutarlar da dikkate alınarak belirlenecek. Bu anlamda, ödenecek vergi tutarı, bu şekilde bulunan vergi tutarının içinde istisna tutara isabet eden kısım düşülmek suretiyle hesaplanacak. Yani, istisna kapsamındaki tutar da dahil olmak üzere kümülatif vergi matrahının tabi olduğu vergi dilimi ve oranına göre vergilendirme yapılacak. Dolayısıyla, ücret gelirlerinin vergilendirilmesinde sıfır matrah uygulanması söz konusu değil. Tüm ücret düzeylerinde brüt asgari ücrete isabet eden kısım üzerinden damga vergisi alınmayacak. Asgari geçim indirimi (AGİ) uygulaması kaldırılacak. Söz konusu düzenleme, sadece çok uzun zamandır tartışma gündeminde olan asgari ücretin vergi dışı bırakılması ve düşük gelirlilerin korunmasını sağlamakla kalmadı, aynı zamanda ücretli ve maaşlı çalışanların tümü için sosyal yönü güçlü bir fayda ortaya konmuş oldu. Bu gelişme, çalışan kesim açısından son derece önemli bir kazanımdır. Dahası, bu düzenlemenin sosyal tarafların katılımı ve desteğiyle ortaya konmuş olması da sosyal diyalog açısından büyük önem taşıyor
  15. Peter Pan sendromu, büyüme korkusu olan çocuklarda ve yetişkinlikten kaçmaya çalışan bireylerde görülen psikolojik bir durumdur. Çevremizde, yetişkin olduğu halde çocuk gibi hareket eden kişiler gördünüz mü? Eğer gördüyseniz bu kişinin peter pan sendromuna sahip olma ihtimali yüksek. Gelin hep birlikte peter pan sendromunu inceleyelim. Peter Pan Sendromu Nedir? Peter Pan sendromu, büyüme korkusu olan çocuklarda ve yetişkinlikten kaçmaya çalışan bireylerde görülen psikolojik bir durumdur. Peter Pan Sendromu, yetişkin olduğu halde çocukça davranışlar sergileyen kişilerin yaşadığı davranış bozukluklarına verilen isimdir. 1983 yılında Dan Kiley isimli bir psikanalist tarafından keşfedilmiştir. İsmini Peter Pan isimli romandan almıştır. Peter Pan Sendromu, genelde 30’lu yaşlarda yetişkinlik döneminde ortaya çıkan, kadınlara kıyasla erkeklerde daha fazla görülen bir durumdur. Dan Kiley’e göre anne baskısı ve baba otoritesizliğinde büyüyen çocuklarda görülmektedir. Peter Pan Sendromuna sahip bireyler, kişiler arası ilişkilerde ve sorumluluk alması gereken yerlerde olgunlaşmadığını gösteren davranışlar sergilerler. Peter Pan Sendromu Belirtileri İnsan ilişkilerine çok fazla ilgi göstermemek. Kariye inşa etmekte sıkıntılar yaşamak. İş bulmak için çaba göstermemek. Çok para harcamak ve bütçelerini kontrol edememek. Gelecekten korkup, geçmişi özlemek. Sorumluluk alamamak. Birlikte oldukları kişiye bütün sorumluluğu bırakmak. Arkadaşlarını da kendi gibi çocukça hareket eden kişilerden seçmek. Büyük çabalar sarf etmeden iyi yerlere gelebileceklerini düşünürler. Güvenilir değillerdir. Verdikleri sözleri genelde tutmazlar. İşler terse döndüğünde başkalarını suçlamaya başlarlar. Sorumluluk almaktan kaçmak için alkol veya madde kullanırlar
  16. Baş ağrısı hemen hemen her insanın hayatının bir döneminde dahi olsa yaşadığı bir durumdur. Baş ağrısı şiddetine göre yeri geldiğinde yaşam kalitesini bile etkileyebilecek düzeye gelebilmektedir. Bazı baş ağrılarının neden olduğunu kişinin anlaması mümkün olabilir. Gelin hep beraber baş ağrısı tipleri nelermiş inceleyelim… Baş Ağrısı Nedir? Baş ağrısı, başın herhangi bir bölgesinde meydana gelen ağrıların tamamına denir. Genelde baş ağrısı iyi huylu karaktere sahiptir. Fakat kötü huya sahip olan ve erkenden fark edilip tedavi edilmesi gereken baş ağrısı tipleri de vardır. Hastanelere baş vuran kişilerin %3’ü baş ağrısı şikayetleri ile baş vurmaktadır. Baş Ağrısı Tipleri Nelerdir? Baş ağrısının 14 ana grubu ve yüzlerce alt sınıfı mevcuttur. Altta yatan başka bir sebep olmadan ortaya çıkan baş ağrılarına primer baş ağrısı denir. Bu grupta görülen baş ağrıları migren, gerilim tipi, nevraljik ve küme baş ağrısı tipleridir. Altında yatan başka bir sebep olan baş ağrısı grubuna sekonder denir. Sekonder baş ağrısı tipleri ise sinüzit, menenjit, beyin damar hastalıkları, sinir sistemi hastalıkları, beyin tümörleri ve göz hastalıklarıdır. Sekonder baş ağrısı %10 oranında görülen bir durumdur. Gerilim Tipi Baş Ağrısı En yaygın görülen baş ağrısı tipidir. Gerilim tipi baş ağrısı 20 yaş üzeri kadınlarda daha fazla görülmektedir. Bu ağrı boyun ve kafatasında bulunan kasların gerilmesi sonucu oluşur. Hastalar genellikle başlarını etrafında sıkıca bağlanmış bir bant varmış gibi hissettiklerini söylemektedir. Küme Tipi Baş Ağrısı İlkbahar ve sonbahar mevsimlerinde görülebilen ve uzun süren bir baş ağrısı tipidir. Başın tek tarafında oluşur. Küme tipi baş ağrısından 20 ila 40 yaş aralığında bulunana erkekler etkilenmektedir. Migren Tipi Baş Ağrısı Migren yüzün tek bir tarafında oluşan zonklayıcı bir baş ağrısı tipidir. Kendi içerisinde migrenin 6 türü vardır. Migreni diğer baş ağrılarından ayıran özellikler; nöbetler halinde oluşur, bulantı ve kusma eşlik eder, çok seyrek görülebileceği gibi haftada bir kaç kez de görülmektedir. Nevraljik Tipi Baş Ağrısı Sinir uçlarının duyarlılığının artması, dolaşım bozukluğu, kafein ve nikotin etkilerine bağlı olarak nevraljik tipi baş ağrısı gelişebilir. Nevraljik tipi baş ağrısı genel olarak soğuğa maruz kalmaktan oluşur. Bu baş ağrısını yaşayan hastalar ani elektrik çarpması veya şiş sokulması şeklinde ifade ediyor. Gök Gürültüsü Tipi Baş Ağrısı Yoğun yıpratıcı bir etkiye sahip olan gök gürültüsü tipi baş ağrısı 1 saat veya 1 hafta sürebilme özelliğine sahiptir. Hiç bir uyarıcı olmadan aniden başlar. Buz Kıracağı Baş Ağrısı Çok kısa ani ve şiddetli bir baş ağrısı tipidir. Buz kıracağı baş ağrısı daha çok migren veya küme baş ağrısı çeken insanlarda görülür
  17. Makaron, Fransız mutfağının en lezzetli tatlılarından biridir. İki beze arasına fındık, ceviz, badem, gül yaprağı vb malzemelerden yapılmış krema ile dolu lezzetli bir tatlıdır. Gelin hep birlikte evde makaron nasıl yapabiliriz öğrenelim. Malzemeler 80 gram yumurta akı 90 gram toz Antep fıstığı 160 gram pudra şekeri 50 gram toz şeker 1/4 çay kaşığı tuz Kreması için: 120 gram beyaz çikolata 50 gram krema 60 gram iri çekilmiş Antep fıstığı Hazırlanışı İlk olarak yumurta akı ve tuzu bir kapta yüksek devirde çırpın. Yumurta akı köpürdükten sonra yavaş yavaş toz şekerini ilave edin. Krema kıvamı alana kadar çırpın. Toz Antep fıstığını ve pudra şekerini bir elek yardımıyla eleyin. Şekerli Antep fıstığı karışımını üç parçaya bölün. Birini çırptığınız yumurta akına katın. Yumurta aklarının sönmemesi için karıştırırken tahta kaşık kullanmanız bu noktada önemli olacaktır. Şekerli Antep fıstığının kalanını da iki postada yumurta akına yedirin. Hazır olan karışımı sıkma torbasına alın ve yağlı kağıt serdiğiniz tepsiye güzelce sıkın. Makaronları oda ısısında 1 saat kadar üzerlerinin kuruması için bekletin. 150 derecede önceden ısıttığınız fırında 20 dakika kadar pişirin. Pişen makaronların soğuması için oda ısısında bekletin. Makaronlar soğurken siz kremayı kısık ateşte bir sos tenceresine alın ve kaynatın. Ardından beyaz çikolatayı küçük parçalara bölüp kremanın içine atın ve erimesini sağlayın. İri çekilmiş halde olan Antep fıstığını krema karışımına katıp soğuması için başka bir kaba alın. İç harcı ılınınca buzdolabına iyice kıvam alması için koyun. Bir makaron alıp üzerine kremasından sürün ve diğer bir makaron ile üzerini kapatın. Çay veya kahve ile servis yapabilirsiniz. Afiyet olsun
  18. Son yıllarda daha çok ön plana çıkan ve insanlar arasında bilinirliği artan Metaverse nedir? Metaverse’nin gelişim süreci ve üretilme amacı nedir? Metaverse Hakkında Herşey – Geçmişten Geleceğe Metaverse Gelin hep birlikte metaverse’nin ne olduğunu inceleyelim. Metaverse Nedir? 1990’lı yılların başında ortaya çıkan Metaverse kavramı meta ve evren kelimelerinin birleştirilmesiyle oluşturulmuştur. İnsanların, sanal dünyada hiç bir fiziksel çaba harcamadan sadece zihinsel olarak kurdukları dünyaya denir. Sanal gerçeklik cihazları ile insanların birbirleriyle iletişim kurabilecekleri dijital bir dünyadır. Metaverse kavramı ilk olarak Neal Stephenson’ın bilimkurgu romanı olan Snow Crash’de geçmiş ve kurgusal bir dünyayı nitelemiştir. Metaverse Üretim Amacı Metaverse sanal bir kamusal alan oluşturmak istemektedir. İnsanların kendi avatarlarını oluşturabilecekleri ve fiziksel etkileşime girebilecekleri paralel bir siber uzayı işaret ediyor. Metaverse dünyasında kullanılacak olan kripto paralarla ve geliştirilmiş sanal gerçeklik cihazlarıyla kafede oturma, alışveriş yapma ve sinemaya gitme gibi eylemler gerçekleştirilebilecek. Metaverse evrenine bunların yanında nesnelere dokunabilmek ve hissedebilmek için dokunma hissi sağlayabilecek eldiven geliştiriliyor. Dünyanın en önemli metaverse yatırımcılarının başında Facebook gelmektedir. Facebook’un ismini Meta olarak değiştirmesinden sonra metaverse kavramı daha bilinir bir hale gelmiştir. Facebook bu doğrultuda Microsoft yazılım şirketi ve Roblox gibi oyun platformlarıyla çalışmakta ve yatırımlar yapmaktadır. Güney Kore’nin Seul şehri Metaverse dünyasına katılan ilk şehirlerden oldu. Karayip Adaları ülkesi olan Barbados Metaverse’ye ilk büyükelçiliği açtı. Bunların yanında metaverseye ait kamu hizmet binaları ve çeşitli alışveriş binaları geliştiriliyor. Metaverse dünyası gelişmeye devam ederken çeşitli haberler geliyor. Metaverse evreninde 2020 yılında Travis Scott’un ilk kez bir konser vermesinden sonra ilk kez bir düğün gerçekleştirildi
  19. Gözlerde ve ciltte sararma şeklinde ortaya çıkan yenidoğan sarılığı; bebeklerde çok sık rastlanan bir durumdur. Zamanında ve sağlık doğmuş bebeklerin %60’ında, erken doğan bebeklerin ise %80’inde sarılık görülmektedir. Peki Yenidoğan Sarılığı Nedir? Belirtileri Nelerdir? Karaciğer tarafından üretilen sarı renkli bir sıvı olan bilirubin; seviyesi yükselerek deri ve yanakların içi, gözün beyaz kısmı gibi bölgelerde birikmesi sonucu oluşan hastalık çeşididir. Erken ya da geç doğum, genetik nedenler veya yetersiz beslenme gibi birçok şey sebep olmaktadır. Böyle durumlarda bebek hiç bekletilmeden mutlaka doktora gösterilmeli ve önlemi alınmalıdır Bebeklerde Sarılığa Sebep Olabilecek Durumlar; Erken ya da geç doğum Emme sorunu olan ve buna bağlı olarak iyi beslenemeyen bebekler, Annesiyle kan uyuşmazlığı olanlar Doğum esnasında kafa derisi altında kanama meydana gelen bebekler Diyabetli annelerin bebekleri Yenidoğan Sarılığı Belirtileri Nelerdir? Cildin ve Gözlerin Sararması; Ciltteki sarı renk en iyi gün ışığında ya da floresan lamba altında görülmektedir. Bu durum ise genellikle doğumdan sonra 2. yada 4. günlerde ortaya çıkar. Sarılığı tespit etmenin yollarından bir tanesi de; parmağınızı yavaşça bebeğinizin alnına burnuna ya da karnına bastırmaktır. Daha sonra bastırdığınız yer sararıyorsa, bebeğin sarılık hastalığına yakalanmış olabilir. Aynı zamanda bu sararmaları karında, kollarda ve bacaklarda da fark edebiliyorsan bu, sarılığın daha ağır geçtiğini göstermektedir. Yetersiz Beslenme ve Halsizlik; Bebekler sarılık geçirdiği dönemlerde iştahsızlık yaşamaktadırlar. Yani bebeğinizde iştah ve kilo kaybı bununla birlikte daha fazla uyku ihtiyacı gözlemliyorsanız hemen doktorunuza başvurmalısınız. Bu gibi durumlar ağır geçen bir arılığın belirtileridir. Sarılık Tedavisi Normal seviyelerde ilerleyen sarılıkta herhangi bir tedaviye ihtiyaç duyulmamaktadır. Ancak anne ve babalar sarılık riskini fark ettikleri anda öncelikle doktora getirmeli ve kesin teşhis koyulduktan sonra tedaviye evde devam edilmelidir. Aksi taktirde sarılık tedavisinde geç kalındığında kernikterus ismi verilen ve sinir sisteminde ciddi hasarlara yol açan hastalığa sebep olmaktadır. Doktorun koyacağı teşhis sonucunda sarılığın fizyolojik değil; patolojik olduğu anlaşılırsa hastanede tedavi başlamaktadır. Hastane uygulanacak sarılık tedavisi için fototerapi olarak adlandırılan ışın tedavisi uygulanır. Özel dalga boyunda ışık yayan lambalar altında uygulanan bu tedavi sayesinde sarılığa neden olan bilirubinin idrarda çözünerek vücuttan atılmasını sağlamaktadır. Tedavi gerektirmeyen evde gözlem altında olan bebekler için ise annelerin yapması gereken en önemli uygulamalar şunlardır; Normalden daha sık emzirmelidir. Bolca gün ışığından faydalandırmalıdır
  20. Rossini Turnedo, İtalyan bestekar ve aynı zamanda bir gurme olan Rossini’nin 19. yüzyılda yaptığı ve yüzyıl boyunca en sevilen bonfile tarifidir. Tournedos alla Rossini nasıl yapılır öğrenelim… Malzemeler 600 gram bonfilelik sığır eti 1+1/2 çorba kaşığı tereyağı yeteri kadar tuz ve karabiber Sosu için: 1 siyah mantar yeteri kadar tuz 1 tüp karaciğer ezmesi (kaz ezmesi olursa daha iyi olur) 1 limon Kruton için: 4 dilim ekmek (baget ekmek) 1+1/2 çorba kaşığı tereyağı Hazırlanışı Francala türü içerisinde kepek bulunmayan ekmekten 1,5 santim kalınlığında 4 dilim kesin. Bir su bardağıyla ekmeklerin üzerine bastırın ve yuvarlak dilimler elde edin. Sonrasında bu ekmek dilimlerini kızdırılmış tereyağında kızartın. İki tarafı da pembeleşen ekmekleri bir tabağa yerleştirin. Bonfileden eşit dört parça kesip 1 parmaktan biraz kalın olacak şekilde inceltin. Bonfileler tavada kızdırılmış tereyağının içerisinde 4-5 dakika her yerleri kızartılarak pişirilir. Önceden kızartmış olduğumuz ekmek krutonların üzerine bonfileler yerleştirilir. Üzerlerine tuz ve biber serpilir. Turnedoların üzerine yuvarlak olarak dondurulmuş ciğerler yerleştirilir. Siyah mantar limonlu suyun içinde bekletilir ve zarı çıkarılarak temizlenir. Mantarlar 4 parçaya bölünüp yıkanır. Bonfile ve kızarttığımız ekmeklerden kalan yağda pişirilir. Bonfilenin üzerine yerleştirilir. Tavadaki kalan sos bonfilenin üzerine güzelce gezdirilir ve servis edilir. Afiyet Olsun
  21. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşen SpaceX ve Tesla'nın kurucusu dünyaca ünlü milyarder Elon Musk, Türkiye ile işbirliğimizi merakla bekliyorum. Sizinle (CB Erdoğan) tekrar görüşmek isterim. Türkiye ile dünyada ilk olacak pek çok projeyi birlikte yapacağız. Türkiye'ye ziyaretimi heyecanla bekliyorum" dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, dün SpaceX kurucusu Elon Musk ile görüşmüştü. Görüşmede Türkiye'deki kamu ve özel sektör kurumları ile şirket arasında uydu ve uzay teknolojileri başta olmak üzere farklı alanlarda iş birliğine ilişkin hususlar ele alındı. Elektrikli otonom araçlar ve dijital ekonomi konularının da konuşulduğu görüşmede, uzun dönemli yatırımlar ve mevcut iş birliğini geliştirecek adımlar değerlendirildi. ELON MUSK TÜRKİYE'YE GELECEK Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın özel olarak hazırlanan bir NFT hediye etti. Erdoğan ile yeniden görüşmenin bir onur olduğunu belirten Musk, Türkiye'yi ziyaret etmek istediğini de vurguladı
  22. Bundan 14 bin yıl önce yok olan 'Mu Kıtası' Büyük Okyanus'ta yer alıyordu. Asya Kıtası ve Amerika Kıtası arasında, Avustralya'nın iki katı büyüklüğünde olduğu söyleniyor. Bilim adamları Okyanus dibinde herhangi bir bulguya şimdiye kadar rastlamadılar. Ancak Pasifik Okyanusunda bir kıta'nın varlığı konusundaki görüş, çeşitli belge ve bulgular mevcut. Çin ve çevre adalarda bulunan kitabelerde "Kıtamız battı, biz de buraya kaçtık" yazmaktadır. Bu yazılı kayalar 14 bin yıllıktır, c14 karbon testleriyle sabittir. Başka bir rivayete göre ise, ilk insanlığın bu kıta üzerinden yayıldığı söylenmektedir. Türklerin'de bu kıta üzerinden Orta Asya'ya geçtiği düşünülmektedir. Günümüzde Polinezya, Mikronezya ve Melanezya takımadalarını oluşturan adalar, muhtemelen bu kıta'dan arta kalan parçalardır. Kıta ile ilgili diğer rivayetler ise şu şekillerdedir... Yeryüzünde insanın ilk ortaya çıktığı kıta Mu Kıtası'dır. Bu kıta, kıta'nın altında yer alan gaz odacıklarının patlamaları nedeniyle sulara gömülmüştür. Kıtanın 64 milyon nufusu vardı. Mu araştırmacılarına göre, Mu Kıtası'ndan her kıtaya göçler yapılmıştır. Başlıca göçler ise Kuzey ve Güney Amerika'ya yapılmıştır. Ayrıca Orta Asya'ya, Anadolu ve Mısır'a da göçler yapılmıştır.
  23. 17. yüzyılda Osmanlı topraklarında çok ilginç bir kalp para hadisesi meydana geldi. Fransız, Hollandalı, İtalyan tüccarlar, Osmanlı hanımlarının çok beğenip süs olarak kullandıkları yeni Fransız parasını, Avrupa’nın çeşitli yerlerindeki darphanelerde değeri çok düşük olarak bastırdılar. Bu paralar gemilere doldurularak Osmanlı piyasasına sürüldü, ancak piyasada değeri düşük para miktarı artınca büyük bir kaos yaşandı Osmanlı hanımlarının süs olarak kullandıkları Fransız kalp paralarının ilginç bir hikâyesi vardır. 17. yüzyıl seyyahlarından Tavernier'in anlattığı hadiseyi, Cipolla ve Şevket Pamuk da incelemiştir. OSMANLI HANIMLARI ÇOK BEĞENDİ Osmanlı İmparatorluğu ile Fransa arasında Kanuni döneminden itibaren bir dostluk vardı. 17. yüzyılın ikinci yarısında Fransa tahtında bulunan ve "Güneş Kral" diye şöhret bulan XIV. Louis zamanında ilişkiler bozuldu. Ancak siyasi ilişkilerin bozulduğu yıllarda, Osmanlı piyasasında Fransız paraları en geçerli yabancı paralardandı. Fransa'da kullanılan en önemli para "ekü" idi. Yarım ekü ve çeyrek ekünün dışında ekünün on ikide birine Güneş Kral'ın babası XIII. Louis döneminde basıldığı için (1641) "louis" deniyordu. XIII. Louis, Paris Darphanesi'nde yeni para basma makineleri kurdurup 1641'de yeni teknikle paralar bastırdı. Liegeli Jean Varin'in geliştirdiği sistemle darbedilen "louis" isimli bu yeni para adını, yüzünde portresi olan XIII. Louis'den alıyordu. Paranın diğer tarafında da Fransız kraliyet arması vardı. Kral, Fransa ile İspanya arasındaki gerginlikten dolayı İspanyol Reali elde edemeyince yeni para bastırmıştı. Louisler, yeni darphane tekniğiyle basılmıştı. Kenarları tırtıllı idi. Fransız tüccarlar ve hâkimler. Yeni paraları çok beğenen Osmanlı hanımları, Fransız louislerini süs olarak kullanmaya başladılar. Louisler, küpe, bilezik ve kolye yapımında kullanılıyordu. Bu yüzden Osmanlı topraklarında herkes Fransız louisi arıyordu. Paranın gerçek değeri 12 louis, bir ekü ederken, talepten dolayı altı louis için bir ekü veriliyordu. Louisler para olmaktan çıkmış, ticari mal hâline gelmişti. Elbiselerini louislerle süslemek isteyen Osmanlı hanımları, Fransız paralarını elde etmek için her türlü fedakârlığı yapıyorlardı. Osmanlı İmparatorluğu'ndaki louislere karşı aşırı talep, Avrupalı vurguncuları harekete geçirdi. Fransız vurguncular, içinde gümüş oranı daha düşük, bakır oranı daha fazla para basarak Osmanlı topraklarında pazarlamayı düşündüler. Ancak para basımı için devletin izni gerekiyordu. Yoksa kalpazan muamelesi göreceklerdi. IV. Mehmed. HER YERDE BASILMAYA BAŞLANDI Vurguncular, para basma hakkı olan asillerden Orange Prensi ile Dombes Prensesi'ne işbirliği teklif ettiler. Trevoux'taki darphanede düşük alaşımlı paralar basılmaya başlandı. Paranın, içindeki gümüş miktarının düşüklüğüne rağmen Osmanlı topraklarında rağbet görmesi, vurguncuların cesaretini daha da artırdı. Darphanede, gittikçe içindeki gümüş miktarı azalan louisler basıldı. Osmanlı limanlarına mal gelir gibi louis yüklü gemiler geliyordu. Bir senede Fransız tüccarların Osmanlı limanlarına getirdiği louis yüklü gemi sayısı 20'den fazlaydı. Trevoux'taki darphaneyi kısa sürede başkaları izledi. Fransızlar'ın yanı sıra Cenevizliler de louis basma işine girdiler. Osmanlı hanımları, paranın içeriğine bakmadan louisleri aldıkları için darphaneler yıllarca çalıştı. Paraların içindeki gümüş miktarı, olması gerekenin üçte birine düşmüştü. Kalp sikke akışı zirvesine, 1656-1659 yılları arasında ulaştı. Jean-Baptiste Tavernier, gümrüklerden giren kalp sikkelerin sayısını 180 milyon olarak verir. Bunun yanında gümrük memurlarına rüşvet verilerek kaçak yollarla sokulanlar da oluyordu. Para basımı o kadar abartılmıştı ki, kalpazanlar sonunda tedbir alma ihtiyacı hissettiler. Gümüş oranı iyice düşürüldüğünden, bu paraların kendi piyasalarını altüst etmesini önlemek için bu sikkelere "Tüm Asya'da geçerlidir", "Uzak Asya'daki mallar için ödemedir" şeklinde ibareler koydular. Fransızlar, 1665'te piyasaya hissettirmeden düşük alaşımlı paraları toplamaya başladılar. Osmanlı topraklarında ticaret yapan İngilizler, sattıkları malların ödemesinin, kalp louislerle yapılmasını kabul etmediler. 1667'de Osmanlı hükümeti nezdinde durumu protesto ettiler. İngilizler'in protestosu Osmanlılar'ı harekete geçirdi. Osmanlı yönetimi durumu Fransa nezdinde protesto etti. Osmanlılar'ın Fransa'yı kalpazanlıkla suçlaması üzerine Fransız yetkililer harekete geçti. XIV. Louis paranın basımını durdurdu. Osmanlı İmparatorluğu'nda da sert tedbirler alındı. Gümüş miktarı düşük louisler tespit edildi. Kalp paraları piyasaya sürenlerin bir kısmı yakalandı. İbret olsun diye ağır cezalara çarptırıldılar. Bütün Avrupa kalp louislerin peşine düştü. Cenova'da kalp paraları evinde bulunduranlara bile ağır cezalar verileceğine dair bir ferman yayınlandı. Ancak Cenevizliler, ikili oynuyorlardı. Kalp louisler Cenova topraklarında darbedilmeye devam ediyordu. Bunun üzerine Fransa ve Venedik, Cenova'yı sıkıştırdılar. 1655-1669 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu'na milyonlarca kalp louis girmişti. Paralardaki sahtekârlık fark edilince imparatorlukta kaos meydana geldi. Herkes elindeki louisten kurtulmaya çalışıyordu. Gerçek louisleri bile artık kimse istemiyordu. Bu yüzden imparatorlukta fiyatlar arttı, piyasa altüst oldu. Paris Darphanesi FRANSIZ SEYYAHIN GÖZÜYLE SAHTE PARA TİCARETİ 17. yüzyıl seyyahlarından Jean-Baptiste Tavernier, rahmetli Teoman Tunçdoğan tarafından çevrilen "Topkapı Sarayı" isimli eserinde sahte para hikâyesini şöyle anlatır: "Marsilyalı bir tüccar, İzmir'de tuttuğu bir aracıya, bir miktar ipek alması için diğer gümüş sikkelerle birlikte -herhangi bir amaç gütmeksizin- 'beş sol'lük iki-üç yüz ekü göndermiş. Bu bozuk paralar Türklerin çok hoşuna gitmiş; onları o kadar sevmişler ki, bunların İspanyol 'sekiz real'ine denk olduğunu sanmışlar ve onların sekizine bir ekü vermeye başlamışlar. Bunu gören aracı, Marsilya'ya yazarak oldukça yüklü miktarda sol yollanmasını istemiş ve bundan büyük para kazanmış. Eğer bizim Fransızlar bu kazançla yetinmiş olsalardı, hilede aşırıya kaçılması yüzünden kesilen bu sikke ticareti hâlâ sürebilir ve çok yararlarına olurdu. Çünkü Türkler artık başka parayla ticaret yapmak istemiyorlardı ve orduların ulufeleri ödenirken askeri memnun etmek için ödemeleri sol ile yapmak gerekiyordu... Dolayısıyla bizim Fransız tüccarlar, Türkiye'de önce bir ekü karşılığında sekiz sol vererek (oysa Fransa'da bir ekü on iki sol ediyordu) yüzde elli kazanmışlar. Ne var ki, Avrupa'nın diğer halkları, İngilizler, Hollandalılar, İtalyanlar onların kazançlarını kıskanıp yollarını kesmişler, sadrazama şikâyet etmişler; sadrazam da bundan böyle bir ekü karşılığında on iki sol alınmasını ya da bu paranın artık tedavülden kaldırılmasını, gemilerde bulunan 'sol'lere de el konmasını ferman buyurmuş. Fransızlar bununla da yetinmemişler; ne var ki, sadrazamın buyruğuna boyun eğmek de gerektiği için içinde 'dört sol'lük bile saf gümüş bulunmayan sikkeler kestirmeyi düşünmüşler; bu da onlara yüzde yirmi beş gibi büyük bir kazanç sağlıyormuş. Türklerin hileyi anlamaları için belli bir zaman geçmiş; paranın kenarlarının düzgün ve görünüşünün beyaz olması Türklere yetiyormuş; alt tabakadan kadınlar, kızlar bunları başlıklarına süs olarak takıyorlarmış. Tıpkı varlıklı kadınların altın takmaları gibi, onlar da bu güzel küçük sikkeleri alınlık olarak başlıklarına sıralıyorlarmış. XIII. Louis. Tüccarlarımız amaçlarına ulaşmak için, bu sikkeleri alıp satabilecekleri eyaletler aramaya başlamışlar. Önce Dombes, Orange ve Avignon eyaletlerini denemişler; daha sonra İtalya'ya geçerek Monaco ve Massa illerinde bir süre uğraşmışlar. Ne var ki, Türklerin üstünde kadın yüzü bulunan paraları daha çok sevdiklerini gözlemleyince ve bu prensler onlara ülkelerinde bu kadar düşük ayarlı sikke kesme ve Dombes Prensesi de kendi damgasını kullanma iznini vermek istemeyince, gözlerini imparatorluğun nüfuz alanı içinde kalan, ama Cenevizlerin elindeki toprakların ortasında bulunan kimi şatolara dikmişler; buralarda, bu şatoların senyörlerinin de işine gelen koşullarda arzularına kavuşmuşlar. Orange'da kestirdikleri sikkeler de Türklerce beğenilmiş ve Türkler arasında rağbet görmüş. Çünkü üstündeki damga güzel ve çok belirginmiş. Buna karşılık, Avignon Papalığı'nda kesilenler -kadın çehresi pek güzel çizilmediği ve boynuna asılı haç Türklerin hoşuna gitmediği için- pek tedavül şansı bulamamış. Bu ticarette yüzde yirmi beş kazançla yetinilseydi, iş sürüp gidebilir ve kazanç da çok büyük olurdu. Ama, yavaş yavaş işin suyu çıkarılmış ve sonunda her sikkede 'bir sol'lük bile gümüş kalmamış. Fransızlarımız onların tedavülünü sağlamak için bir eküye on sekiz, hatta yirmi sol vermeye başlamışlar; bu durum İstanbul, Halep, İzmir ve diğer ticaret kentlerindeki büyük tüccarların işine gelmiş. Çünkü, taşra eyaletlerindeki küçük tüccarların getirdikleri mallar karşılığında ödeme yaparken, bir ekü karşılığı olarak on iki-on üç sol veriyorlarmış. Ticaretlerinin sarhoşluğuna kapılmış ve kazançları iyi giderken en güzel malları almakla yetinmeyerek bulabildikleri her çeşit yüksek değerli parayı da satın almışlar ve kalp paralarını yapmaya devam etmek amacıyla Fransa'ya götürmüşler. Böylesine geniş bir imparatorluğun bütün topraklarında bu ticaret o kadar ileri gitmiş ki, söz konusu topraklarda olağanüstü miktarda kalp para yaygınlaşmış; bu durum gümrük kayıtlarına da geçmiş. Bilgileri dışında kalanlar (tayfaların ve diğer bazı kişilerin gizleyebildikleri paralar) hariç, imparatorluk topraklarına yönelik kalp para akışı yüz seksen milyona ulaşmış. Kalp olmayan para getiren diğer Avrupalı tüccarlar, bu kargaşaya karşı seslerini yükseltmiş ve şikâyetlerini ikinci kez sadrazama iletmişler; sonunda, Türkler gözlerini açmış. Olay böyle sürerse, kısa süre sonra imparatorlukta gümüş yerine sadece bakır kalacağını anlayan sadrazam, 'beş sol'lük paraların ülkeye sokulmasını yasaklamış; bu yasağa karşı gelme cesaretini göstereceklerin müsadereye uğrayacağını ve ağır para cezalarına çarptırılacağını açıklamış. Sadrazamın bu fermanı ve koyduğu yasak, güzel buldukları için bu ufak sikkeleri kullanan Girit'teki askerlerin hoşuna gitmemiş. Ne söylenirse söylensin düşüncelerini değiştirmemiş ve ulufelerinin bu paralarla ödenmesini istemişler; bazı kazan kaldırma olayları da görülünce, İzmir'e ve diğer bazı ticaret kentlerine kadırgalar gönderilerek buralarda bulunan bütün sol'lerin toplatılması kararı alınmış. Bütün Osmanlı İmparatorluğu eyaletlerine yayılmış olağanüstü miktardaki bu kalp paralar nihayet ortalıktan çekilmiş ve sol'ler yasaklanarak tedavülden kaldırılmıştır."
  24. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, İBB’de terör bağlantılı 557 kişinin işe alındığını açıklamıştı. Bu isimlerden bazıları şunlar: Ömer Keleş: 2013’te PKK’nın dağ kadrosuna katıldı. 2017’de yakalandı. Mustafa Kılıç: PKK’nın dağ kadrosundaydı. Nurettin Kaya: KCK’daki faaliyetlerinden dolayı 2012’de tutuklandı. Emrullah Ataman: 2015 yılında Ağrı’dan PKK’ya katıldı. CHP’li İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, belediyeyi PKK’lılarla doldurdu. İBB Başkanı İmamoğlu, göreve gelir gelmez ilk iş olarak AK Parti döneminde belediyede çalışan 13 bin 312 emekçiyi işten çıkarmıştı. Ardından ise belediyeye yaklaşık 33 bin işçi alımı yapmıştı. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, TBMM’deki bütçe görüşmelerinde yaptığı açıklamada, İmamoğlu döneminde belediyeye alınan kişilerden bazılarının terör örgütleriyle iltisaklı olduğuna dikkat çekmişti. 2013’te örgüte katılmış Terör örgütleriyle bağlantılı olduğu belirtilen isimlerden bazılarına ulaşıldı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin iştirak şirketlerinden İstanbul Ağaç Peyzaj Eğitim Hizmetleri ve Hayvanat Bahçesi İşletmeciliği San. Tic. A.Ş.’de çalışan bu isimlerin bazılarının geçmişte PKK’nın dağ kadrosunda faaliyet gösterdikleri belirlendi. İşte PKK’nın dağ kadrosundan İBB kadrosuna geçen o çalışanlar: - Ömer Keleş: 2013’de PKK/KCK terör örgütü içerisinde faaliyet göstermek üzere dağ kadrosuna katıldı. 2017’de güvenlik güçlerince yakalandı. Örgütün gençlik yapılanması içerisinde birçok illegal eyleme katıldı. Örgütle bağlantılılar - Mustafa Kılıç: 2013’de PKK/KCK içerisinde faaliyet göstermek üzere dağ kadrosuna katıldı. Örgütün gençlik yapılanması içerisinde birçok illegal eyleme katıldığı tespit edildi. - Nurettin Kaya: KCK/TM içerisindeki faaliyetlerinden dolayı “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan hakkında bulunan yakalama kararına istinaden 14 Temmuz 2012’de yakalanıp tutuklandı. - Osman Bozan: 2015’te HDP ve DBP il binası önünde düzenlenen ve “Önderliğin Özgürlüğü Özgürlüğümüzdür” şeklinde Özgür Kadın Kongresi (KJA) ibareli pankart ile teröristbaşı Abdullah Öcalan’ın fotoğrafı bulunan dövizlerin taşındığı eyleme katıldı. - Emrullah Ataman: 2015 yılının başında Irak’ta faaliyet göstermek üzere Ağrı Dağı’ndan PKK/KCK terör örgütünün dağ kadrosuna katıldığı belirlendi. Gençlik yapılanmasında Belediye iştirakı Boğaziçi Konut Hizmet Yönetimi İşletim ve Ticaret A.Ş.’de çalışan Hüdeydan Ece’nin kimlik bilgileri, 26 Ocak 2001’de Gercüş’te yapılan arazi arama-tarama sırasında örgüt sığınağında bulundu. İSPER İstanbul Personel Yönetim A.Ş’de ev cihazları teknikeri olarak çalışan Serbun Yurtsever’in ise 2014’ün başında Irak’ta faaliyet göstermek üzere PKK/KCK’nın kırsal alanına katıldığı tespit edildi. Ayrıca örgütün gençlik yapılanması içerisinde birçok illegal eyleme katıldığı tespit edildi
  25. Suriye'de ekonomik sorunlar son dönemde derinleşirken, ülkenin kuzeyindeki bazı bölgelerde Türk Lirası'nın kullanımı artıyor. Suriyeli silahlı muhalif gruplar, hakim oldukları Afrin, Cerablus ve El Bab bölgelerinde, hali hazırda kullanılan Türk Lirası'nı son haftalarda özel olarak teşvik etmeye başladı. Bu kapsamda bölgedeki PTT ofisleri üzerinden piyasaya daha fazla banknot ve madeni paranın sokulduğunu belirtiliyor. El Kaide'nin Suriye'deki eski kolu olan grupların da içinde yer aldığı Hayat Tahrir el Şam (HTŞ) örgütünün kontrolündeki İdlib eyaletinde ise, HTŞ'nin oluşturduğu Kurtuluş Hükümeti adlı oluşum TL kullanımını zorunlu hale getirdi. Peki ülkenin bazı bölgelerinde Suriye Lirası yerine neden ve nasıl TL kullanılıyor? Tarafların gözünde TL'nin kullanımının yaygınlaşması ne anlama geliyor? Suriye ekonomisi açısından zorlu dönem Dokuz yıllık iç savaşta ciddi bir yıpranma yaşayan Suriye ekonomisi, son aylarda, yoğun ekonomik ilişkileri olan Lübnan'daki ekonomik krizin de etkisiyle daha zorlu bir döneme girdi. Suriye'deki en zengin iş adamlarından biri olan, Devlet Başkanı Beşar Esad'ın kuzeni Rami Mahluf'a para cezası kesilmesi ve kendisinin bunu ödemeyi kabul etmemesi de piyasalarda çalkantı yarattı. Bunların dışında ABD'nin 17 Haziran'da Sezar Yasası'yla yeni yaptırımları yürürlüğe sokması da bu zorlu süreci derinleştirdi. Ülkede enflasyon son birkaç haftada hızla yükselirken, gıda gibi temel ihtiyaç maddelerine ulaşım zorlaştı. Suriye Lirası ABD Doları karşısında önemli ölçüde değer kaybetti. Bugün bir dolar yaklaşık 3000 Suriye Lirası'na denk geliyor. Böyle bir süreçte Türk Lirası'nın, ülkenin kuzeyindeki bazı bölgelerindeki kullanımı yaygınlaşmaya başladı. Suriyeli muhalif lider: Türkiye ile görüştük, TL'yi teşvik ediyoruz Afrin, Cerablus ve El Bab bölgeleri, Türk ordusu ile Suriyeli silahlı muhalif grupların denetiminde bulunuyor. Türkiye, 2016 ve 2017'de düzenlediği Fırat Kalkanı Harekâtı ve 2018'de gerçekleştirdiği Zeytin Dalı Harekâtı sonrası, bu bölgelerde PTT büroları kurmuştu. Türkiye'den idari mülkiye amirleri buralarda görev yapıyor. Sağlık ve eğitim hizmetleri çoğunlukla Türkiye tarafından organize edilip karşılanırken çöp toplama, su, elektrik gibi hizmetler de sınırın diğer tarafındaki Gaziantep ve Hatay belediyelerinin yardımıyla sağlanıyor. Buralarda oluşturulan yerel meclislerde görev yapan Suriyeli yöneticilerin maaşları da, polis ve asker gücü gibi, Türkiye tarafından TL olarak ödeniyor. Türkiye ile ticaret de devam ediyor. Muhaliflerin Suriye Geçici Hükümeti oluşumunun başındaki isim Abdurrahman Mustafa, BBC Türkçe'ye, son yaşanan ekonomik sorunların ardından, bu bölgelerde yeni bir arayış içerisine girdiklerini aktardı. Mustafa, "kurtarılmış bölge" olarak tarif ettiği bu alanlardaki Suriyelilerin birikimlerini bu zor ekonomik süreçte korumak amacıyla Türk yetkililerle toplantılar yaptıklarını ve sonuçta Türkiye'nin küçük banknotlar ve madeni paraları bu bölgeye aktardığını anlatıyor: "Bu bölgelerde Türk Lirası zaten tedavülde. Milli Ordu olsun, hükümet personeli olsun, yerel yönetimler olsun, sivil toplum örgütleri olsun, hepsinin maaşları ya dolarla ya da TL'yle karşılanıyordu. "Ama bizim oradaki sorunumuz, TL için küçük madeni paralar ve banknotlar olmamasıydı. Türk tarafıyla görüşmeler sonucu bu gerçekleştirildi. Bizim bölgelere küçük paraların, madeni para olsun, küçük banknotlar olsun, temini sağlandı." Mustafa, son dönemde bu bölgelerde Türk Lirası'nın kullanımını teşvik ettiklerini ancak bunun geçici bir durum olduğunu altını söylüyor: "Oradaki ekmek, akaryakıt ve diğer hususlarda artık Türk Lirası üzerinden fiyatlandırma yapılmasını teşvik ediyoruz. Ama yaptırım, karar yoktur. Bizim Suriye Lirası'nı iptal etme gibi bir amacımız yoktur. "Yine Suriye Lirası'yla alışveriş yapacak olan varsa özgürdür, bizim ona diyeceğimiz bir şey yoktur. "Bu da geçici bir uygulamadır. Suriye'de kapsamlı bir siyasal süreç olduktan sonra zaten ulusal paraya geçilecektir." Türk yetkili: Teşvik yok, Türk Lirası güvence olarak görülüyor Konuyla ilgili BBC Türkçe'ye konuşan üst düzey bir diplomatik kaynak ise TL kullanımının bu bölgelerdeki teşvik edilmesinde Türkiye'nin bir dahli olmadığını söylüyor: "Orada Suriye devleti var, başka bir devletin egemenlik hakları var. Biz burada daha sağlam durduğumuz için, piyasa koşullarına göre böyle bir gelişme oldu ancak bizim bunu Türkiye olarak teşvik etmemiz söz konusu değil." Diplomatik kaynak, Suriye'de savaştan önce de Türk Lirası'nın kabul edildiği yerlerin olduğunu, bunun ötesinde çok büyük bir değişim olmadığını söylüyor: "2010'da Halep çarşısına gittiğinizde de elinizde Türk Lirası varsa alışveriş yapabilirdiniz. Şu an eskiye göre tek farkı Suriye Lirası çok değer kaybettiği için Türk Lirası'nı insanların artık bir güvence olarak görmesi. Yoksa pratikte zaten kullanılıyordu. "Suriye'de bir savaş ekonomisi var. Her kesimden insan; Alevi, Sünni, Kürt fark etmiyor, daha kârlı çıkacağı, karşılığında daha fazla mal alabileceği para hangisiyse onu kullanır. "Bu bölgede hem Türkiye ile hem rejim ile ticaret yapan çok sayıda tüccar var. Ayrıca bu tüccarların uluslararası bağlantıları da çok güçlü, ülkenin üçte biri şu an yurt dışında yaşıyor, bunu hesaba katın. Bu sebeple döviz akışı da oluyor, onu da en kazançlı para birimine çevirip kullanıyorlar." Diplomatik yetkili, söz konusu ticaret ve para akışını anlatmak için şu ifadeyi kullanıyor: "Ankara'dan bir Türk Lirası'nı yere koyup yuvarlayın, o para Ürdün'den çıkar. Muhtemelen de değeri artarak çıkar." Türk yetkili TL ile ilgili gelişmeleri ekonomik şartlar açısından açıklamakla birlikte ortada belirli bir siyasi mesaj da olduğu kanısında: "Türk Lirası belli bir düzeyde güvenlik sağlıyor. Suriye Lirası değer kaybediyor ama biz buradayız ve güçlüyüz, mesajı verilmiş oluyor." İdlib'de neden Türk Lirası'na geçildi? İdlib'de, Türkiye dahil çeşitli ülkelerin terör örgütü listesinde yer alan HTŞ'nin kurduğu, Kurtuluş Hükümeti adlı oluşum bazı alanlarda artık TL'nin kullanılacağını açıktan ilan etmiş durumda. Bu oluşumun hem askeri gücü hem de polis gücü var. Oluşum, eyaletteki eğitim ve sağlık hizmetlerini de karşılıyor ve idareyle ilgili kuralları koyuyor. İdlib'de kullanılan temel gıda malzemeleri, ilaç, tekstil gibi ürünlerin ticareti çok büyük oranda Türkiye'den yapılıyor. Şam yönetiminin kontrol ettiği güney ve doğudaki bölgelerle yapılan kısıtlı ticaret, yılın başındaki çatışmalardan sonra neredeyse durma noktasına geldi. Türkiye'ye geçişlerin sağlandığı Cilvegözü Sınır Kapısı'nın HTŞ'nin elinde olması ve ticaretin büyük oranda buradan Türkiye ile sürmesi, İdlib'de de Türk lirasının yaygın olarak kullanılması sonucunu doğurmuştu. Son dönemde Suriye lirası değer kaybedince HTŞ, buna karşı önlem kapsamında bazı alanlarda Türk Lirası'nın kullanımını zorunlu hale getirdi. 10 Haziran'da Kurtuluş Hükümeti oluşumunun ekonomiden sorumlu ismi Bassel Abdülaziz, günlük alışverişlerde Türk Lirası'nın kullanılacağını, artık İdlib'de de maaşların Türk lirasıyla ödeneceğini duyurdu. Ekmek, benzin, ilaç gibi hayati önemdeki alışverişlerin TL ile yapılması zorunlu hale geldi. İdlib'de görev yapan uluslararası sivil toplum kuruluşları ve yardım derneklerinin çalışanlarına da maaşları TL ile ödeniyor. Ancak günlük küçük miktardaki alışverişler için ihtiyaç olan 5 TL, 10 TL değerindeki banknotlar ve madeni paralar, Afrin ve Cerablus'ta olduğu gibi PTT aracılığıyla sağlanmıyor çünkü İdlib'de Türkiye'nin resmi kurumları yok. TL, İdlib'e ticaretle nasıl geliyor? Türkiye'nin İdlib'de resmi kurumları olmaması nedeniyle eyalette "dövizci" adı verilen tüccarlar, İdlib'deki büyük ticaret faaliyetlerinde edinilen ve yine küçük banknotları bulunmayan dolar banknotlarını alıp Cilvegözü Sınır Kapısı'ndan Türkiye'ye geçiyor. Türkiye tarafında 100 dolarlık banknotları TL'ye çevirip İdlib'e geri götürüyorlar. Bu şekilde TL'nin bölgede daha fazla dolaşımı sağlanıyor. İdlib'de yaşayan, bu dolaşımı sağlayan tüccarlarla çalışan bir kişi, bu sistemi BBC Türkçe'ye anlatırken milyon dolarlık ticaret iddiasında bulunuyor: "Cilvegözü sınır kapısından geçtikten ilk büyük yerleşim birimi olan Sermede bölgesi, İdlib'in tüm ticaretinin geçiş noktası. Burada çok sayıda tüccar iş yapıyor. "Suriye lirası değer kaybedince zaten dolarla ticaret yapmaya başlamışlardı. Ellerinde dolar bu sebeple var. Ama şimdi ekmek gibi daha küçük miktardaki alışverişler için 2 dolar bulunmuyor örneğin. Bunu TL ile karşılamak gerekiyor. Onlar da dolarları Türkiye'ye götürüyor, 1 TL'den 10 TL'ye kadar paraları getirip günlük alışverişler için piyasaya sürmüş oluyor. "Benim şimdiye kadar bildiğim İdlib'deki insanlar bu tüccarlara toplam 6 milyon dolar verdi. O para, ya Türkiye'ye götürüldü ya da El Bab, Afrin ve Cerablus'a götürülüp PTT üzerinden TL'ye çevrildi." Suriyeli bu kaynak, hem HTŞ hem diğer bölgelerdeki yetkililerle iş yaptığı için ismini vermek istemiyor. "Tüccarların da HTŞ üyesi olmadığını, ancak şu an İdlib'de yönetimin fiili olarak HTŞ'nin elinde olduğu için onları kabul etmek zorunda olduklarını" söylüyor. Dolardan vazgeçilmesinin sebebini de şu ifadelerle anlatıyor: "Eskiden buradaki tüccarlar rejimle de iş yapardı. Para neredeyse oradalar… Ama rejimle yapılan iş karşılığı dolar gelirdi. Şimdi bu büyük değerdeki banknotlar kullanılamayacak hale geldi, rejim bölgesiyle ticari ilişki de neredeyse bitme noktasına geldi. Doları bu şekilde değerlendiriyorlar." BBC Türkçe'ye konuşan Türk diplomatik kaynak ise, İdlib'de HTŞ'nin TL'ye geçişi zorunlu kılan açıklamasından Ankara'nın çok rahatsız olduğunu söylüyor. Döviz geçişleri sorumuzu ise şu sözlerle yanıtlıyor: "Cilvegözü Sınır Kapısı HTŞ'ye ait. O taraftan onlar izin veriyor geçenlere. Ancak biz insani yardımlara ve ticarete devam ettiğimiz için belli bir kontrolden sonra sivillerin geçişlerine izin veriyoruz. Ticaret savaş öncesinde de vardı, şimdi de devam ediyor." Suriye yönetimi TL'nin kullanımına nasıl bakıyor? Suriye yönetiminin ise yaşananları, "Türkiye'nin işgal planının parçası olarak" gördüğü anlaşılıyor. Konuyla ilgili BBC Türkçe'nin sorularını yanıtlayan, Şam'da yaşayan, hükümete yakın siyasi analist Arif Della, "bazı bölgelerde TL kullanımının arkasında doğrudan Türkiye olduğu" görüşünde Della, "Türkiye'nin uluslararası yasalara aykırı hareket ettiğini" savunuyor: "Türkiye'nin halihazırda işgal etmiş olduğu Suriye'deki topraklarda kendi para biriminin kullanılmasını dayatması hukuka aykırıdır. "Bu uygulama ve aralarında Türkiye'nin Suriye topraklarında insanları tutuklaması, apartheid duvarları örmesi, Suriye topraklarında Türkiye bayrağı dalgalandırması ve hem Türkiye hem de Türkiye'nin desteklediği terörist gruplar tarafından işgal edilen yerlerdeki okullarda Türk eğitim müfredatını dayatması; Türkiye'nin siyasetinin, işgalini sağlamlaştırmaya doğru gittiğini teyit etmektedir." Della, Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkinin de şu anda işgal eden ve edilen seviyesinde olduğunu söylüyor: "Türkiye ile Suriye arasındaki ikili ilişkiler, işgal eden ve işgal edilen seviyesine gelmiştir. İşgali Suriye-Türkiye ilişkilerini tanımlayan tek kavramdır ve buna Suriye tarafından kesinlikle karşı çıkılmalıdır." Bu arada Suriye'nin Kürtlerin denetimi altında bölgeleri de TL kullanımına tepki gösteriyor. BBC Türkçe'ye konuşan, Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi adı verilen oluşumun Eş Başkan Yardımcısı Bedran Çiya Kürd şu yorumu yapıyor: "Bu, Türkiye'nin bu bölgeleri ilhak etmekte olduğunu teyit eden sayısız kanıttan biridir. Türkiye'nin Suriye'de kontrol ettiği bölgeler, Suriyeli karakterini yitirmektedir. Bu politikanın Suriye krizinin çözümü ile bölgedeki barış ve istikrarın geleceğinde ciddi ve negatif yansımaları olacaktır." Mart 2011'de başlayan iç savaş öncesi 21 milyon olan Suriye nüfusu, Dünya Bankası verilerin göre 2019'da 16 milyon 900 bine düşmüştü. Birleşmiş Milletler'in açıklamalarına göre, bu nüfusun 3 milyondan fazlasının İdlib'de yaşadığı düşünülüyor. 2017 öncesi 1,5 milyon olan bölgenin nüfusunun, silahlı grupların Şam yönetimine karşı kaybettiği bölgelerdeki halkın göçleri sonucu olarak 3 milyonu geçtiği belirtiliyor. Türkiye'nin açıkladığı verilere göre Afrin ve Fırat Kalkanı bölgesinde ise nüfus 2 milyona yaklaştı. Yani bu verilere göre neredeyse 6 milyon Suriyeliyi kapsayan bir alanda, yaygın olarak Türk lirasını kullanılıyor. Bu da ülke nüfusunun üçte birine denk geliyor. Suriye'de TL kullanımının yaygınlaşmasının ekonomik sonuçları önümüzdeki dönemde daha net görülecek. Ancak bunun siyasal sonuçları, özellikle Astana ve Soçi süreçlerine etki edip etmeyeceği de merak konusu
×
×
  • Create New...

Önemli bilgi

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için Gizlilik poliçesini inceleyebilirsiniz.