Everything posted by Feneroin
-
Hangi kaplıca hangi hastalık ve rahatsızlıklara iyi gelir?
3-Bolu Göynük kaplıcaları ve faydaları Sınırlarımız içinde şifalı sularıyla öne çıkan bir diğer kaplıca da Bolu’daki Göynük kaplıcaları. Kalsiyum bikarbonat açısından zengin bir içeriğe sahip Göynük kaplıca suyunun sıcaklığı ortalama 32,5°C. Romatizma, siyatik, stres bozukluğu ve beden ağrıları üzerinde olumlu etkileri olan Göynük kaplıca sularından yararlanabilirsin. 4-Kozaklı kaplıcaları ve faydaları Kapadokya’ya yakın konumuyla öne çıkan Kozaklı, ülkemizin popüler kaplıca merkezlerinden bir diğeri. Sıcaklığı 27°C-93°C arasında değişen Kozaklı’daki termal sular birçok hastalığın iyileşmesinde de önemli rol oynuyor. Stres kaynaklı hastalıklar, gut, obezite, kireçlenme, mide rahatsızlıkları, böbrek ve idrar hastalıkları Kozaklı termal sularının iyi geldiği başlıca rahatsızlıklar. Kozaklı’daki kaplıca suyu yalnızca rahatsızlıklara iyi gelmiyor. Saçları ve tırnakları güçlendirirken cildi de yeniliyor. 5-Oylat kaplıcaları ve faydaları Bursa’nın İnegöl ilçesinde konumlanmış Oylat kaplıcaları doğrudan kullanıma uygun 40°C sıcaklığındaki şifalı sularıyla öne çıkıyor. Oylat kaplıca sularının çokça rahatsızlığa iyi geldiği de biliniyor. Ağrılı sinir hastalıkları için en önemli şifa kaynaklarından biri kabul edilen Oylat kaplıca suyunun romatizmal hastalıklar, çocuk felci, tansiyona bağlı rahatsızlıklar, gut, egzama, kadın hastalıkları üzerinde de olumlu etkileri gözlemleniyor. İçme suyu tedavisi olarak kullanılan Oylat kaplıca suyu, obezite ve akut dönem dışında böbreklerde oluşan küçük taş ve kumları iyileştirmekte etkili.
-
Hangi kaplıca hangi hastalık ve rahatsızlıklara iyi gelir?
Ülkemiz termal kaynaklar açısından son derece zengin bir coğrafya. Farklı bölgelerde çok sayıda termal kaynak ve çevresine kurulmuş termal otel var. Her bir termal kaynak suyu, sıcaklığı ve içeriği sayesinde farklı bir rahatsızlığın iyileşmesine yardımcı oluyor. Bugün hazırladığım içerikte ülkemizin dört bir yanından termal kaynaklara ve bu kaynakların hangi rahatsızlıklara iyi geldiğini derledim. Hadi birlikte keşfedelim. 1-Gazlıgöl kaplıcaları ve faydaları Afyonkarahisar şehir merkezine 25 kilometre uzaklıkta bulunan Gazlıgöl Kaplıcaları, ülkemizin en eski şifa kaynaklarından biri olarak biliniyor. Sıcaklığı 45°C ve 68°C arasında değişen Gazlıgöl kaplıca suları klorür, iyodür, bromür ve florür açısından zengin bir içeriğe sahip. Mineral, iyon ve gazlar yönünden zengin oluşu sayesinde Gazlıgöl’deki termal su, romatizmal rahatsızlıklara, böbrek ve idrar yolu rahatsızlıklarına, kalp ve solunum sistemiyle ilgili sorunlara, sindirim sistemi ve metabolizma problemlerine iyi geliyor. Soğuk su olarak içildiğinde vücudu içeriden iyileştirmeye yardımcı olan Gazlıgöl kaplıca sularının, cilt üzerinde ve kadın hastalıklarında olumlu etkileri görülüyor. 2-Kızılcahamam kaplıcaları ve faydaları Sırada ülkemizin başkentinde konumlanmış ve termal sularıyla ünlü Kızılcahamam kaplıcalarının faydaları var. Geçmişinin, Roma İmparatorluğu’nun parlak dönemlerine dayandığı varsayılan Kızılcahamam kaplıcaları sodyum bikarbonat, klorür ve florür açısından zengin bir içeriğe sahip. Mineraller açısından zengin kaplıca suyunun sıcaklıkları ise ortalama 47°C. Kızılcahamam termal suları ile hazırlanan banyo kürleri kireçlenmelere bağlı eklem hastalıkları, boyun, bel ve sırt ağrıları, stres bozukluğu, sinir sıkışmaları ve yumuşak doku zedelenmeleri üzerinde olumlu etkiye sahip.
-
PlayStation cd'li oyunlara son veriyor!
Tüketici tercihleri ve genel eğlence sektörü fiziksel disklerden dijital ortama doğru kaymaya devam ederken, PlayStation konsolları için piyasaya sürülecek tüm yeni oyunların fiziksel disk üretimi Ocak 2028'den itibaren durdurulacaktır. Bu tarihten sonra yeni oyunlar, yalnızca dijital formatta PlayStation Store ve perakendeciler aracılığıyla sunulacaktır. Bu geçiş süreci, Ocak 2028 öncesinde disk formatında halihazırda piyasaya sürülmüş veya sürülecek olan oyunları etkilemeyecektir. Dijital medyaya yönelik genel tercihin fiziksel diskleri önemli ölçüde geride bıraktığı bir ortamda, bu, Sony Interactive Entertainment'ın tüketici trendlerine uyum sağlaması adına doğal bir adımdır. Bu geçiş, topluluğumuzun büyük bir kısmının günümüzde oyunlara erişme ve oyunları oynama konusundaki tercihlerine daha iyi uyum sağlamamıza olanak tanıyacaktır. Oyuncuların oyunlara erişim yöntemlerinde inovasyonu teşvik etmeye ve ister perakendecilerde ister PlayStation Store'da olsun, yeni oyunları nereden satın alacakları konusunda seçenekler sunmaya yönelik kaynaklarımıza öncelik vermeye devam edeceğiz. Hayranlarımıza dünya standartlarında bir oyun deneyimi sunma konusundaki kararlılığımızı sürdürüyor ve devam eden desteğiniz için size teşekkür ediyoruz. Kaynak: PlayStation resmi sitesi
-
Toplu yemek ve Catering sektörü dijitalleşiyor
Operasyonel yönetim, Lojistik ve SürdürülebilirlikSektördeki yenilikçi adımların sadece konfor değil, aynı zamanda küresel bir sorumluluk olan sürdürülebilirlik tarafında da devasa etkileri var. Büyük ölçekli toplu yemek üretiminde gıda israfını minimize etmek, hem operasyonel karlılık hem de ekolojik denge için kritik bir öneme sahiptir. Başarılı bir girişim; üretim süreçlerini akılcı bir şekilde planlayarak, mutfaklarda tam olarak ihtiyaç duyulan miktar kadar üretim yapılmasını sağlar. “Hangi gün, hangi yemek, ne oranda tüketilecek?” gibi soruların cevapları, isabetli öngörüler ve modern planlama yöntemleriyle önceden belirlenerek mutfağa iletilir. Sonuç olarak: Üretim baştan doğru kurgulandığı için gıda israfı ve çöpe giden atık miktarı büyük ölçüde engellenir. Lojistik ve dağıtım ağları daha akılcı ve düzenli planlanarak gereksiz seferlerin önüne geçilir, yakıt tasarrufu sağlanarak karbon ayak izi düşürülür. Tedarik zincirindeki bu modern planlama sayesinde gereksiz alımlar önlenir ve maliyetler aşağı çekilir. Üreticiler ve Mutfaklar için yeni fırsat penceresiGelişen bu yenilikçi ekosistem, sadece hizmeti satın alan kurumlar için değil, kaliteli yemek üretip bunu doğru pazarla catering hizmeti vermek isteyen firmaları ve mutfaklar için de benzersiz fırsatlar sunuyor. Geleneksel düzende bir üreticinin kurumsal müşteri bulabilmesi, geniş satış ekipleri kurmasını, pazarlama bütçeleri ayırmasını ve uzun ihale süreçleriyle uğraşmasını gerektirirdi. Ancak pazar yerini dijitalleştiren modern girişimler sayesinde üreticiler; müşteri bulma, pazarlama yapma ve tahsilat takibi gibi yorucu süreçlerden kurtuluyor. Sisteme dahil olan mutfaklar: Odaklanma: Enerjilerini yalnızca en iyi bildikleri işe, yani lezzetli ve hijyenik yemek üretmeye verebiliyorlar. Kapasite Kullanımı: Mutfaklarındaki atıl (boş) kapasiteyi, platformun yönlendirdiği taleplerle doldurarak verimliliklerini maksimuma çıkarabiliyorlar. Finansal Güven: Düzenli ve öngörülebilir talep akışı sayesinde, ticari riskleri azalıyor ve büyüme planlarını çok daha güvenli bir zeminde yapabiliyorlar. Geleceğin mutfağı ve Sektörün yönüGeleneksel iş modellerinde ısrar eden yapılar giderek pazar payı kaybederken, modernleşmeyi, akılcı operasyon yönetimini ve karşılıklı faydayı işinin merkezine koyan platformlar yeni dönemin kazananları olacak. Bu devrime öncülük eden girişimler; sadece kurumların karınlarını doyuran hizmet sağlayıcılar değil, aynı zamanda verimliliği, üretici-tüketici dengesini ve sürdürülebilirliği yenilikçi bir vizyonla harmanlayan öncüler olarak konumlanacak. Dijitalleşen sektörün ateşi artık sadece ocakta değil, modern iş modellerinde ve inovasyonda yanıyor.
-
Toplu yemek ve Catering sektörü dijitalleşiyor
Gıda sektörü, insanlık tarihi kadar eski ve geleneksel köklere sahip olsa da, teknoloji ile buluşması son yılların en heyecan verici ve dönüştürücü gelişmelerinden biri oldu. Bugün açıkça görüyoruz ki; toplu yemek ve catering sektörü hızla dijitalleşiyor. Sadece devasa tencerelerin kaynadığı, lojistik operasyonların manuel olarak yönetildiği o eski mutfaklar, yerini artık çok daha akıllı ve yenilikçi sistemlerle yönetilen modern operasyon merkezlerine bırakıyor. Bu devrimin merkezinde ise, geleneksel süreçleri yıkarak inovasyonu mutfağa sokan teknoloji odaklı girişimler yer alıyor. Gelenekselden dijitale: Neden bir değişime ihtiyaç vardı?Yıllar boyunca kurumlar, çalışanlarının beslenme ihtiyaçlarını karşılamak için oldukça zorlu ve verimsiz süreçlerden geçmek zorundaydı. İhtiyaca uygun, hijyen standartları yüksek ve lezzet istikrarı olan catering şirketleri bulmak, bu şirketlerle anlaştıktan sonra her gün menüleri takip etmek ve operasyonel hataları tolere etmek, İnsan Kaynakları ve İdari İşler departmanları için ciddi bir yüktü. Aynı zamanda çalışanların değişen beslenme alışkanlıkları (vegan, vejetaryen, glütensiz beslenme gibi) ve şirketlerin artan maliyet hassasiyetleri, manuel yürütülen sistemlerin çökmeye mahkum olduğunu gösterdi. Sektörde şeffaflık ve hız eksikliği, yeni nesil bir dönüşümü bir “lüks” olmaktan çıkarıp bir “zorunluluk” haline getirdi. Sektörü dönüştüren teknoloji girişimi yaklaşımıİşte tam bu kırılma noktasında, vizyoner girişimler devreye giriyor. Sadece yemek pişiren ve dağıtan bir yapıdan ziyade, talep ile arzı en kusursuz ve hızlı şekilde eşleştiren platformlar dönemi başladı. Modern şirketler için kurumsal yemek hizmeti almak, artık bitmek bilmeyen telefon trafiklerinden, mail zincirlerinden ve karmaşık tablolardan ibaret değil. Yeni nesil platformlar sayesinde bir şirket, saniyeler içinde çalışan sayısına, lokasyonuna ve bütçesine en uygun çözümleri filtreleyebiliyor. Yenilikçi girişimlerin bu sektöre kattığı en büyük değer, şeffaf bir ekosistem yaratarak hem hizmeti alan kurumların hem de hizmeti üreten mutfakların işini kolaylaştırması ve aradaki iletişimi pürüzsüz hale getirmesidir. Tabldot anlayışında yeni nesil çözümler ve KişiselleştirmeEskiden “ne çıkarsa bahtına” mantığıyla ilerleyen, esneklikten uzak tabldot yemek menüleri çalışan motivasyonunu doğrudan ve çoğu zaman olumsuz etkileyen bir unsurdu. Ancak sektöre yön veren yenilikçi bakış açısıyla birlikte tabldot kültürü de tamamen kabuk değiştirdi. Bugün başarılı bir “FoodTech” girişimi, çalışanların birbirinden farklı beklentilerini karşılayabilmek adına esnek menü planlamalarına ve kişiselleştirilmiş bir yemek deneyimine odaklanıyor. Çalışanlar, kendi beslenme tercihlerine uygun alternatif seçimler yapabiliyor ve yemek deneyimlerine doğrudan yön verebiliyor. Bu durum, standart ve sıkıcı görünen bir süreci nasıl etkileşimli, premium bir deneyime dönüştürebileceğinin en güzel kanıtıdır. Müşteri beklentilerini merkeze alan bu yeni nesil yaklaşım, klasik tabldot algısını yıkarak modern çalışma alanlarına kusursuz bir uyum sağlıyor.
-
Kadınlarda metabolizma 30 yaş sonrası nasıl değişir?
30 yaş sonrası kadın sağlığı, hem fizyolojik hem de psikolojik açıdan önemli değişimlerin yaşandığı bir dönemi temsil eder. Bu dönem yalnızca biyolojik bir süreç değil, aynı zamanda yaşam tarzı, kariyer, aile ve sosyal rollerin de yeniden şekillendiği bir evredir. Metabolizma hızı, hormonal denge, stres seviyesi ve uyku düzeni gibi faktörler bu yaşlardan itibaren farklılaşmaya başlar. Özellikle kadınlarda östrojen ve progesteron hormonlarının dalgalanması, kilo kontrolünden ruh haline kadar pek çok alanı etkileyebilir. Bu nedenle bilinçli bir yaşam planı oluşturmak büyük önem taşır. Kadınlarda 30 yaş sonrası dönemde kas kütlesinde azalma başlayabilir. Kas dokusunun azalması metabolizma hızını doğrudan etkiler. Metabolizmanın yavaşlaması ise kilo alımını kolaylaştırabilir. Bu süreçte düzenli direnç egzersizleri yapmak, protein ağırlıklı beslenmek ve günlük hareket miktarını artırmak oldukça önemlidir. Haftada en az üç gün ağırlık antrenmanı yapılması, kas kaybını önlemeye yardımcı olur. Ayrıca günlük 8-10 bin adım yürüyüş hedefi, genel sağlık üzerinde olumlu etki sağlar. Hormonal değişimler yalnızca fiziksel değil psikolojik etkiler de yaratır. Kadınlarda stres toleransı azalabilir, uyku kalitesi düşebilir ve duygusal hassasiyet artabilir. Bu nedenle stres yönetimi teknikleri büyük önem taşır. Meditasyon, nefes egzersizleri ve düzenli uyku rutini kortizol seviyesini dengeleyerek hem kilo kontrolüne hem de ruh sağlığına katkı sağlar. Beslenme alışkanlıkları da bu dönemde gözden geçirilmelidir. Rafine şeker tüketimi azaltılmalı, lif oranı yüksek besinlere yönelinmelidir. Tam tahıllar, yeşil yapraklı sebzeler, sağlıklı yağ kaynakları ve yeterli protein tüketimi hormonal dengeyi destekler. Ayrıca su tüketimi metabolizma üzerinde doğrudan etkilidir. Günde en az 2 litre su içmek önerilir. Uyku kalitesi kadın sağlığı için temel faktörlerden biridir. Gece 23:00 öncesi uykuya geçmek melatonin üretimini artırır. Melatonin hormonu hem bağışıklık sistemi hem de kilo kontrolü açısından kritik öneme sahiptir. Düzensiz uyku ise insülin direncini artırabilir ve kilo artışına zemin hazırlayabilir. Tüm bu süreçte düzenli sağlık kontrolleri ihmal edilmemelidir. Tiroid fonksiyon testleri, demir seviyeleri ve D vitamini ölçümleri kadınlarda sık görülen eksiklikleri tespit etmek açısından önemlidir. Erken teşhis, uzun vadeli sağlık sorunlarının önüne geçebilir. Sonuç olarak 30 yaş sonrası kadın sağlığı bilinçli yaşam tarzı tercihleri ile desteklenmelidir. Düzenli egzersiz, dengeli beslenme, stres yönetimi ve kaliteli uyku bir araya geldiğinde metabolizma dengede tutulabilir. Bu dönem bir gerileme değil, doğru alışkanlıklarla daha güçlü bir başlangıç olarak değerlendirilmelidir.
-
Fenerbahçe'nin Şampiyonlar Ligi'ndeki muhtemel eşleşmeleri belli oldu
Sonraki haber Fenerbahçe ilk maçına 21-22 Temmuz'da çıkacak. Fenerbahçe’nin UEFA Şampiyonlar Ligi yolculuğundaki muhtemel rakipleri netleşti. Sarı-lacivertliler, Devler Ligi macerasına 21-22 Temmuz’da başlayacak.Avrupa’da bu hafta oynanan karşılaşmaların ardından Fenerbahçe’nin UEFA Şampiyonlar Ligi’ne 2. eleme turundan katılması kesinleşti. Sarı-lacivertliler, yeni sezonun ilk resmi maçına 21-22 Temmuz tarihlerinde çıkacak. Temsilcimizin 2. eleme turundaki muhtemel rakipleri arasında Polonya’dan Górnik Zabrze, Jagiellonia Białystok ve Raków Częstochowa yer alırken, İskoç ekibi Hearts ile Avusturya temsilcisi Sturm Graz da olası eşleşmeler arasında bulunuyor. Fenerbahçe’nin 3. eleme turu ve play-off aşamasındaki muhtemel rakipleri de dikkat çekiyor. Portekiz’den Sporting CP, Fransa’dan Olimpik Lyon, Lille ve Rennes; Norveç temsilcisi Bodo/Glimt, Yunanistan’dan Olympiakos, Belçika ekibi Union Saint-Gilloise, Çekya’dan Sparta Prag ve Hollanda temsilcisi FC Twente sarı-lacivertlilerin karşısına çıkabilecek takımlar arasında yer aldı. Öte yandan eşleşme senaryoları, Aston Villa’nın sezonu nasıl tamamlayacağına göre şekillenecek. İngiliz ekibinin hem UEFA Avrupa Ligi şampiyonluğunu kazanması hem de Premier Lig’i ilk dört içinde bitirmesi halinde Sporting Lizbon elemelerde yer almayacak ve farklı bir senaryo devreye girecek. ASTON VİLLA İLK 4'TE BİTİRİR VE AVRUPA'DA KUPA ALIRSA RAKİPLER; ASTON VİLLA İKİ İHTİMALİ DE GERÇEKLEŞTİREMEZSE RAKİPLER; (GÖRÜNTÜLER ÜLKE PUANI SİTESİNDEN ALINMIŞTIR)
-
When life gives you tangerines 'Hayat Sana mandalina verdiğinde'
Oyuncu KadrosuIU IU Park Bo-gum Park Bo-gum Moon So-ri Moon So-ri Park Hae-joon Park Hae-joon
-
When life gives you tangerines 'Hayat Sana mandalina verdiğinde'
When Life Gives You Tangerines Trailer
-
When life gives you tangerines 'Hayat Sana mandalina verdiğinde'
Hayatın içinden, senden, benden bizden bir şeyler… Herkesin izlediğinde kendisinden, ailesinden izler bulabileceği, bizi anlatan çok güzel bir dizi. Güney Kore yapımı When Life Gives You Tangerines yani “hayat sana mandalina verdiğinde” izlerken empati yapacağınız yeri geldiğinde ağlayıp yeri geldiğinde güleceğiniz belkide Güney Kore’nin enlerinden olan bir yapım. Kadrosunda tanıdık isimler yer alan When Life Gives You Tangerines’ın baş rollerinde IU, Park Bo-gum, Moon So-ri ve Park Hae-joon yer alıyor. Dizinin senaryosunu Lim Sang-choon yazarken yönetmenliğini ise Kim Won-seok yapıyor. Dizi en iyi drama ödülü de dahil olmak üzere bir çok ödüle layık görüldü. 2025 tarihinde yayınlandı ve 16 bölümden oluşuyor. When Life Gives You Tangerines “Hayat Sana Mandalina Verdiğinde” KonusuDizi 1950’lerde Jeju adasında yaşayan ve şair olmak isteyen Ae-sun ile ona aşık olan ve çok değer veren Gwan-sik’nin hayatını ve yaşadıkları zorlukları konu alıyor. Ama bu sadece bir aşk dizisi değil. Aşkın, fedakarlığın, sevmenin ne demek olduğunun adeta kitabının yazıldığı bir dizi. İçerisinde ailenizin fedakarlıklarını, aşklarını, güçlerini görebileceğiniz, kendi hislerinizi film yapmış da izliyor gibi hissedeceğiniz bir yapım. Üç kuşağa ışık tutan bu yapım her dönemde İnsanların karşılaştıları maddi ve manevi bir takım sorunları, sevinçleri, öfkeleri ve fedakarlıkları konu alırken temelde ailenin her ne olursa olsun bir bütün olduğunu, anne ve babanın karşılıksız sevgisini gözler önüne seriyor. Bir insanın ömrünü mevsimlere benzeterek ilkbahar, yaz, sonbahar ve kış dönemlerinde ki hallerini yaşatıyor.
-
GoMining 10% promo code
Use my referral link for 10% promo https://gomining.com/?ref=FENEROIN Referans linkimle üye olarak %10'luk promosyondan yararlanabilirsiniz
-
Selçuklu Mirası 'Arslanhane Camii'
Halk arasında bilinen ismiyle Arslanhane Camii bir diğer ismiyle de Ahi Şerafettin Camii… Anadolu Selçuklu’dan günümüze kadar tarihi dokusunu koruyarak gelen bir miras… Her bir taşıyla, işçiliğiyle, ustalığıyla göz kamaştırıcı ve özgün yapısıyla adeta bir sanat eseri olan Arslanhane Camii... Arslanhane Camii YoluAnkara kalesinin görkemli kapısından çıkıp sol yola doğru yokuş aşağı giderken bizi Arslanhane camiinin ihtişamlı minaresi karşıladı. Minarenin yapısı ve rengi bana adeta Türk diyarlarından gelen bir his verdi. Camiinin giriş kapısına doğru yaklaşıp kapıyı araladığımda bir süre orada kalakaldım. Çünkü hiçbir camiide rastlamadığım bir atmosferin içinde buldum kendimi. MihrapCaminin kapısını açtığımda o kalın ahşap sütunların arasından bana parlıyordu. Mihrabın kendine özgü bir tılsımı vardı adeta.. ona bakanın içine huzur dolmaması imkansızdı. Böyle dedi orada gönüllü olarak gelip turistlere camiiyi tanıtan bir mimar. Japon turistlerin mihrabın karşısına oturup kalkmak istemediklerinden bahsetti. Gerçekten de dediği kadar vardı. Mihrabın her köşesi tasavvufi sembollerle doluydu. Mihrapta ejderhalar ve güller yan yana işlenmişti. İnsanın içindeki iyilik ve kötülükten bahsediyordu. Nefsi aşıp ilahi aşka varmak gerektiğini figürler anlatıyordu. Ahi’deki Ahşap SütunlarCamiiye girer girmez 24 tane ahşap kalın sütunla karşılaştım. Oldukça yüksek olan ahşap sütunların en üstüne Bizans’tan kalma taşlar yerleştirilmiş. Taş işçiliği ve ahşap sanatının uyumu camiide kendini oldukça belli ediyordu. Camiiye ayrı bir hava katan ahşap sütunların arasından etrafa adeta tarih saçılıyordu. Arslanhane Camii Ahşap Sütunları Arslanhane Camii’nin MinberiAnadolu Selçuklu’ların ahşaptaki ustalığı kendisini minberlerde de göstermiş, çok az sayıdaki camiide bütün halde bulunan minberler özel tekniklerle yapılmış. Arslanhane Camiinin minberi ceviz ağacından yapılmış ve adeta bir puzzle’ın parçaları gibi birbirine geçirilerek inşa edilmiş. Zamanının Ender ÖrneklerindenArslanhane Camiinin tavanı zamanının ve tabiiki de bu zamanda bile benzerine rastlanmayan bir ustalıkla yapılmış. Tavan hiçbir çivi kullanmadan birbiri üzerine geçme ve kendinden çivileme yöntemiyle inşa edilmiş. Birbiri üzerine bindirme yöntemiyle yapılan tavan hoş bir görünüme sahip olmuş. MadalyonAhşap tavandan sarkan bir şey ise dikkatimi oldukça çekti. Demir zincire benzeyen o şey tek bir parça ağaçtan birbiri içine girmiş halkalar gibi şekillendirilerek yapılmış yekpare bir madalyondu. Tavanın üzerinde adeta bir kolye gibi sarkıyordu. Bu madalyon deprem olduğunda bir tarafının sarkmasıyla tavanda bir yerde sıkıntı olduğu anlaşılıp tamir edilmesi için yapılmıştı. Diğer bir anlamı ise tasavvufi yönden insanın dünya ve ahiretini dengede tutması gerektiğini kollardan biri düştüğünde insanda manevi bir sıkıntı olduğunu gösterir. Anadolu Selçuklu’nun sanat harikası olan Arslanhane Camii 2023 yılında UNESCO Dünya Mirası listesine girmiş. Ankara’ya yolu düşen herkesin muhakkak gidip ziyaret etmesi gereken camiilerden biri.
-
Mikro Aldatma nedir?
Mikro Aldatma bir ilişkide içerisinde olup partneriniz haricinde bir başka kişi ile fiziksel veya açıkça cinsel bir sadakatsizlikte bulunmadan ancak partnerinizde sadakatsızlık ve güvensizlik hissi yaratabilecek davranışlarda bulunmaya Mikro Aldatma denir. Mikro Aldatma İçin ÖrneklerSosyal medyada biriyle sürekli özel mesajlaşmak, özellikle romantik veya flörtöz tonda. Partnerden habersiz biriyle sık sık görüşmek ya da onunla özel bir bağ kurmak. Eski sevgiliyle gizlice iletişimi sürdürmek. Partneri yokmuş gibi davranarak başkalarıyla yakınlaşmak. Sadece “arkadaşız” denilen biriyle duygusal paylaşımlarda bulunmak. Bu örnekler gibi bir çok farklı davranışta mikro aldatma çatısı altına girebilir. Mikro Aldatmanın İlişkiye ZararlarıGüven sorunları yaratabilir. Partnerin kendini yetersiz ya da değersiz hissetmesine neden olabilir. İlişki sınırları net çizilmediğinde, bu davranışlar daha ciddi aldatmalara zemin hazırlayabilir. Mikro aldatma ilişkide birçok soruna yol açabilir. Bazı kişiler için büyük problem olmasada mikro aldatma sadakatsizliği ve güvensizliği temsil etmektedir. Bir çok ilişkinin kopma noktasına gelme veya kopmasına sebep olan durum mikro aldatmadır.
-
Tekne Orucu nedir?
Halk arasında çocuk orucu olarak bilinen Tekne Orucu nedir? Tekne orucu aslında halk arasında çocuk orucu olarakta geçer. Çocukların ramazan ayında belirli saatler arasında tuttuğu oruca denir. Genel olarak çocuklar tam oruç tutmaya dayanamazlar. Fakat tutmak isterler. Bu durumda devreye çocuklar için tekne orucu girer. Tekne Orucu, çocuklar için sabah ezanında değilde öğlen vaktinde başlayıp akşam ezanında son bulduğu bir çocuk orucudur. Tekne Orucu Faydalı mı?Bu oruç çocuğuz ile birlikte akşam yemeği yemenin (iftar yapmanın) fırsatını sunar buda aile bağlarını ve birlikteliği güçlendirir. Ayrıca tekne orucu çocuğunuzun iradesini güçlendirir. Empati yapabilme gibi özelliklerini geliştirebilir. Fakat şunu unutmamak gerekir ki çocukluk döneminde büyümek ve yeterli besinleri tüketmek oldukça önemlidir. Çocuğunuz eğer bir hastalığa sahip veya tekne orucu bile olsa bitkin düşüyor ise tekne orucunu kısaltmalı veya oruç tutmaması onun için daha iyi olacaktır. Tekne Orucunun Oluşturabileceği OlumsuzluklarTekne orucu ne kadar maneviyat ve fayda taşısada bazı durumlarda olumsuzluklar oluşturabilir. Bu olumsuzluklar sırasıyla; Düşük enerji, Bağışıklık sisteminin zayıflaması, kötü beslenme alışkanlıkları, büyüme sürecine olumsuz etki, yanlış ve düzensiz beslenme gibi olumsuz durumlar doğurabilir. Bu sebeple çocuğunuzun tekne orucuna uyması durumunda dikkatli olmakta fayda vardır.
-
galatasarayın fransız kulübü olduğuna dair kanıtlar
Türkiye'deki galatasaray lisesinde fransız bayrağı dalgalanıyor. Bir ülkede başka bir ülkenin bayrağı neden dalgalanır? Çünkü, o kurumun kökeni, dalgalanan bayrağın ülkesinden olduğunu belirtir, konsolosluk örnekleri gibi... Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterand'ın galatasaray'ı ziyaretinden: Yine bir başka Fransa Cumhurbaşkanı François Holland'ın galatasaray'ı ziyaretinden: galatasaray başkanının odasındaki fransızların atası Napolyon'un fotoğrafı Fransız kumandanın bir notu: galatasarayın 1923 senesinde kendi evinde oynayacağı FenerBahçe maçı için bastırdığı maç bileti: Neden eski dilimiz osmanlıca/arapçanın yanı sıra fransızca da yazdırma gereği duydular, dünya dili ingilizce varken? Cevap gayet açık... Devamı gelecek
-
galatasarayın fetöcü olduğunu kanıtlayan fotoğraf ve videolar
1.fotoğraf 2.fotoğraf (Yine gülen'i ziyaretlerinde) Ve o video (Millî olan hiç bir şeyi sevmiyor f.gülen)
-
Nietzsche kimdir? Nietzsche biyografisi
Vatandaşlığı, uyruğu ve etnisitesiTarih anlatıcıları ve Nietzsche üzerine çalışmalar yapmış akademisyenler, Nietzsche’yi gerek kültürel geçmişinden, gerekse kullandığı dilden dolayı “Alman bir filozof” olarak tanımlamışlardır. Diğerleri ise onu belirli bir milli kimlikle etiketlememişlerdir. Nietzsche, Almanya birleşerek millî devlet haline gelmeden önce, o zaman Alman Konfederasyonuna dâhil bir bölge olan Prusya’da, Prusya vatandaşlığı ile doğdu. Doğduğu yer olan Röcken, bugünkü Almanya’nın Saxony-Anhalt eyaletindedir. Basel’deki görevini kabul ettiği zaman Prusya vatandaşlığının iptali için devlete başvurdu.Vatandaşlığının iptalinin 17 Nisan 1879 tarihine ait resmi onay belgesi geldi ve Nietzsche, o tarihten sonra hayatının sonuna kadar resmi olarak devletsiz yaşadı. Nietzsche, atalarının Leh olduğuna inanıyordu. Hayatının sonlarına doğru bu hikâyeye iyice adapte olmuştu. 1888’de, “Atalarım Leh asilzadeleriydi (Nietzky); bu karakterin, üç jenerasyondur var olan Alman annelere rağmen iyi korunduğu görülmekte,” diye yazmış ve daha sonra Leh kimliğiyle ilgili olarak daha kararlı bir tavır sergilemiştir: “Ben kanında bir damla bile kötü kan olmayan, safkan bir Leh asilzadesiyim, kesinlikle Alman kanına sahip değilim”. Bir başka yazısında, “Alman milleti, yalnızca damarlarında oldukça fazla Leh kanı olduğu için yüce bir millettir […] Leh soyundan geldiğim için gurur duyuyorum.” yazmaktadır. Nietzsche, isminin Almanlaştırılmış olabileceğini düşünüyordu. Bir mektubunda, “Kanımın kökenini ve ismimi, Leh asilzadelerine atfediyorum; onlar ki Niëtzky diye anılmış, yaklaşık 100 yıl önce evlerini ve asilliklerini bırakmış, ve en sonunda dayanılmaz derecedeki baskıya boyun eğerek Protestan olmuşlardır.” demiştir. Birçok akademisyen, Nietzsche’nin ailesinin kökeni konusunda tartışmışlardır. Hans von Müller, Nietzsche’nin kız kardeşinin öne sürdüğü ve asil Leh kalıtımını doğrulayan soyağacını ortaya çıkardı. Weimar’daki Nietzsche Arşivinin müdürü Max Oehler, Nietzsche’nin, eşlerinin aileleri dâhil bütün atalarının Alman isimleri taşıdığını savunmuş ve Nietzsche’nin eski bir Alman Lutherci ruhban soyundan geldiğini iddia etmiştir. Günümüzdeki araştırmacılar da Nietzsche’nin Leh soyundan geldiği iddialarının “safkan uydurması” olduğunu düşünüyorlar. Nietzsche’nin toplu mektuplarının yayımcıları olan Colli ve Montinari, Nietzsche’nin bu iddialarının “hatalı ve temelsiz düşünceler” olduğunu açıklamışlardır. Nietzsche ismi bir Leh ismi değildir, fakat Almanya’nın orta bölgelerinde bu isim ve benzerleri (Nitsche ve Nitzke gibi) son derece yaygın bir şekilde mevcuttur. Bu isim, bir ilk ad olan Nikolaus’tan kısaltılmış hali olan Nick’e, daha sonra Slavik dillerle asimile olmuş hali Nitz, daha sonra da sırayla Nitsche ve Nietzsche olmuştur. Nietzsche’nin kendisini Leh soyluluğuna sahip olduğunu düşündürmek isteme sebebi bilinmemektedir. Biyografi yazarı R. J. Hollingdale’e göre Nietzsche’nin Leh soyundan geldiği propagandasının sebebi daha sonraki dönemlerinde kendi içinde “Almanya’ya karşı verdiği savaş”ın bir parçası olabilirdi. EserleriAna madde: Friedrich Nietzsche kaynak dizini Ayrıca bakınız: Friedrich Nietzsche hakkında yazılan eserler listesi Die Geburt der Tragödie aus dem Geiste der Musik Tragedyanın Doğuşu (1872) Über Wahrheit und Lüge im außermoralischen Sinn Ahlâksal Olmayan Duygulardaki Gerçekler ve Yalanlar Üzerine (1873) yayımlanmamış Die Philosophie im tragischen Zeitalter der Griechen Yunanların Trajik Çağında Felsefe (1873) yayımlanmamış Unzeitgemässe Betrachtungen Zamansız Düşünceler (1873–1876) Menschliches, Allzumenschliches İnsanca, Pek İnsanca (1878–1879) Morgenröte. Gedanken über die moralischen Vorurteile Tan Kızıllığı (1881) Idyllen aus Messina Messina’dan İdiller (1882) Die fröhliche Wissenschaft Şen Bilim (1882–1887) Also sprach Zarathustra Böyle Buyurdu Zerdüşt (1883–1885) Jenseits von Gut und Böse İyinin ve Kötünün Ötesinde (1886) Zur Genealogie der Moral Ahlâkın Soykütüğü Üzerine (1887) Der Fall Wagner Wagner Olayı (1888) Götzen-Dämmerung, oder, Wie man mit dem Hammer philosophiert Putların Alacakaranlığı (1888) Dionysos-Dithyramben (1888) Der Antichrist (1888) Ecce Homo (1888) Nietzsche Wagner’e Karşı (1888) Der Wille zur Macht Güç İstenci (el yazması)(1901) ölümünden sonra yayımlanmış Nietzsche’nin kütüphanesi Ana madde: Nietzsche’nin Kütüphanesi
-
Nietzsche kimdir? Nietzsche biyografisi
Zihinsel çöküşü ve ölümü (1889–1900)Çöküşünü yaşadığı rivayet edilen yer olan Piazza Carlo Alberto’un karşısından göründüğü şekliyle, Nietzsche’nin Torino’dayken kaldığı ev (arka planda sağda). Solda Palazzo Carignano’nun arka cephesi görülüyor. Nietzsche, 3 Ocak 1889’da zihinsel bir çöküş yaşadı. Torino sokaklarında toplumsal kargaşa çıkardığı için etraftaki iki polis onun yanına geldi. Gerçekte orada tam olarak ne olduğu bilinmiyor fakat Nietzsche’nin ölümünden sonra ortaya çıkan hikâyeler, Nietzsche’nin Piazza Carlo Alberto çıkışında bir atın kırbaçlanmasını görmesi üzerine atı korumak için ona koşup boynunda sarıldığı ve sonra yere yığıldığı üzerinedir. Bunu takip eden günlerde Nietzsche, Wahnbriefe (“Delilik Mektupları”) olarak bilinen kısa yazıları yazıp birkaç arkadaşına (Cosima Wagner ve Jacob Burckhardt da dâhil) gönderdi. Yazıların çoğu “Dionysos” olarak imzalanmıştı. Eski arkadaşı Burckhardt’a şöyle yazmıştı: “Caiaphas’ı zincirlere vurdum. Ayrıca geçen yıl Alman doktorlar tarafından çok bitkin bir halde çarmıha gerildim. Wilhelm, Bismarck ve tüm antisemitistler ortadan kaldırıldı.” Ayrıca Alman imparatoruna, vurulup Avrupa güçlerini Almanya’ya karşı askeri harekete geçmeye çağırmak için Roma’ya gitmesini komuta etmişti. 6 Ocak 1889’da Burckhardt, Nietzsche’den aldığı mektubu Overbeck’e gösterdi. Bir sonraki gün Overbeck benzer bir mektup daha aldı ve arkadaşlarının Nietzsche’yi Basel’e geri götürmeleri gerektiğine karar verdi. Overbeck Torino’ya gidip Nietzsche’yi Basel’de bir psikiyatri kliniğine getirdi. İşte o zaman Nietzsche’nin tamamen, ciddi bir zihinsel hastalığın pençelerine kapılmış olduğu anlaşıldı ve bunun üzerine annesi Franziska, onu Otto Binswanger’ın yönetiminde Jena’daki bir kliniği naklettirmeye karar verdi. 1889 kasımından 1890 şubatına kadar, sanat tarihçisi Julius Langbehn, doktorların yöntemlerinin Nietzsche’nin durumunu düzeltmede yetersiz kaldığını ileri sürerek Nietzsche’yi kendisi tedavi etmeye çalıştı. Langbehn’in Nietzsche üzerindeki kontrolü, tedaviyi gizlilik içinde sürdürmesinin kendine olan güvenin sarsılmasına kadar artarak devam etti. 1890 martında Franziska, Nietzsche’yi klinikten aldırdı ve 1890 mayısında onu Naumburg’daki kendi evine götürdü. Bu süreçte Overbeck ve Gast, Nietzsche’nin yayımlanmamış eserlerine ne yapılacağı konusuna kafa yoruyordu. 1889 ocağında, o anda basılmış ve ciltlenmiş olan Putların Alacakaranlığı’nın planlanmış bir yayımıyla ilerlediler. Şubatta Nietzsche Wagner’e Karşnın elli kopyalık özel basımını sipariş ettiler, ama yayımcı C. G. Naumann gizlice yüz tane bastı. Overbeck ve Gast, Deccal ile Ecce Homonun yayımını, daha radikal içerik taşıdıkları gerekçesiyle alıkoymaya karar verdi. Nietzsche algısı ve tanınması, ilk dalgasını atlatmıştı. 1893’te Nietzsche’nin kız kardeşi Elisabeth, kocasının intiharının ardından Nueva Germania’dan döndü. Nietzsche’nin yapıtlarını okuyup inceledi ve yayım işlerini tek tek kendi kontrolüne aldı. Overbeck, nihayetinde görev dışı kalmıştı. Gast da sonunda işbirliğine girdi. Franziska’nın 1897’deki ölümünden sonra Nietzsche, Elisabeth’in bakımındaki ve Rudolf Steiner (1895’te, Nietzsche’yi öven ilk kitaplardan birini yazan kişi) dâhil kendisini görmeye gelen ziyaretçilerin olduğu Weimar’da yaşadı. Elisabeth bir ara öyle ileri gitti ki Steiner’ı, kardeşinin felsefesini anlamakta kendisine yardım edecek bir danışman olarak işe almak istedi. Steiner hemen birkaç ay sonra Elisabeth’e felsefe konusunda herhangi bir şey öğretmenin imkânsız olduğunu söyleyerek bu girişime engel oldu. Peter Gast, Nietzsche’nin çöküşünden sonra yazılarını “düzeltecekti” ve onayı olmadan da öyle yaptı; bu hareketi modern bilimciler tarafından şiddetle eleştirilmektedir.[kaynak belirtilmeli] Nietzsche’nin zihinsel hastalık kökeninin teşhisi, o zamanın medikal paradigması olan üçüncü devre sifilis olarak kondu. Birçok yorumcu hastalığın felsefesine bir etkisi olmadığını söylese de Georges Bataille, bu konuda karanlık ipuçları bırakmış ve René Girard’ın postmodern psikanalizi Nietzsche’de Richard Wagner ile arasında bir rekabet saptamıştır.[46] Sifilis teşhisi sorgulanmış ve Schain’in çalışmasından önce Cybulska tarafından vasküler bunamayı takiben periyodik psikozlu manik depresiflik ortaya atılmıştır. Leonard Sax, tıbbi kanıtları inceledikten sonra bunun sifilis değil, sağ taraflı retroorbital beyin zarı tümörü (menenjiyom) olduğuna hükmetmiştir ve Nietzsche’nin bunamasının en akla yatkın açıklaması bu olmuştur. Orth ve Trimble ise frontotemperal demans teşhisini koymuştur. Diğer birkaç kişi ise CADASIL adlı bir sendrom ileri sürmüştür. 1898 ve 1899’da Nietzsche, en az iki kere daha inme geçirerek konuşamaz ve yürüyemez hâle gelecek şekilde felç kaldı. 1900 ağustosunun ortalarında zatürreye yakalandıktan sonra 24-25 Ağustos gecesi bir başka inme geçirdi ve 25 Ağustos öğlesinde öldü. Elisabeth, onu Röcken bei Lützen’deki kilisede babasının yanına defnettirdi. Arkadaşı Gast, cenaze konuşmasında “Kutsal olsun adın tüm kuşaklar için!” dedi. Nietzsche, Ecce Homo`da (cenaze yapıldığı zamanda hala yayımlanmamıştı) bir gün adının “kutsal” olarak anılmasından nasıl korktuğunu yazmıştı. Elisabeth Förster-Nietzsche, Nietzsche’nin yayımlanmamış notlarından “Güç İstenci”ni derledi ve yayımladı. Elisabeth, Nietzsche’nin daha önceki taslaklarını kendi isteğince birleştirdiği ve bu materyalle büyük imtiyaz sahibi olduğu için, ortak görüşe göre bu kitap Nietzsche’nin niyetini yansıtmamaktadır. (Örneğin Elisabeth, Nietzsche’nin Deccal’inde İncil’den bir pasajı aynen yazdığı 35. aforizmayı kaldırmıştır.) Gerçekten de Nietzsche’nin “Nachlass”ının yayımcısı Mazzino Montinari, bu yapılanı bir tahrifat olarak adlandırmaktadır.[50]
-
Nietzsche kimdir? Nietzsche biyografisi
Mezuniyet sonrası ilk yılları1864’te mezuniyetinden sonra Bonn Üniversitesinde teoloji ve klasik filoloji alanında çalışmalara başladı. Nietzsche ve Deussen, kısa süreliğine Burschenschaft Frankoniaya üye oldular. Nietzsche, bir sömestr sonra (ve annesine olan öfkesi üzerine) teolojik çalışmalarını durdurdu ve inancını kaybetti.[13] Daha 1862 yılında, yazdığı “Yazgı ve Tarih” adlı denemesinde tarihi araştırmaların Hristiyanlığın temel öğretilerini geçersiz kıldığını öne sürüyordu, ancak David Strauss’un “İsa’nın Hayatı” adlı eseri de bu genç adamı derinden etkilemişe benziyor. 1865 yılında 20’sindeyken, çok dindar biri olan kız kardeşi Elisabeth’e inancını kaybetmesiyle ilgili bir mektup yazdı. Mektup, şu cümleyle bitiyordu: “Sonuç olarak insanların yolu ikiye ayrılıyor: huzur ve zevk diye didinip durmak istiyorsan, inan; hakikatin tutkunu olmak istiyorsan, sorgula…” Schopenhauer’ın felsefesi Nietzsche’yi 1865’ten üretken hayatının sonuna kadar fazlasıyla etkilemiştir. Bunların ardından Nietzsche, sayesinde gelecek yıl Leipzig Üniversitesine yöneleceği Friedrich Wilhelm Ritschl’in denetiminde filoloji çalışmaya yoğunlaştı. Orada akranı bir öğrenci olan Erwin Rohde ile yakın arkadaş oldu. Nietzsche’nin ilk filolojik yayımları bundan kısa süre sonra ortaya çıktı. 1865 yılında Arthur Schopenhauer’ın eserlerini enikonu inceledi. Felsefi ilgisinin uyanışını Schopenhauer’ın İstenç ve Tasarım Olarak Dünya’sına borçluydu ve daha sonra Schopenhauer’ın saygı duyduğu birkaç düşünürden biri olduğunu Çağa Aykırı Düşünceler’deki Eğitimci Olarak Schopenhauer adlı denemesinde kabul etti. 1866 yılında, Friedrich Albert Lange’ın Materyalizmin Tarihi’ni adlı eserini okudu. Lange’ın anti-materyalist Kant felsefesini betimleyişi, Avrupa materyalizminin doğuşu, Avrupa’nın bilimle artan yakınlığı, Charles Darwin’in evrim teorisi ve gelenek ile otoritelere karşı genel bir ayaklanma, Nietzsche’de büyük ilgi uyandırdı. Bu kültürel çevre, onu ufuklarını filolojiden öteye taşıyarak felsefi çalışmalarına devam etmeye teşvik etti. 1867’de Nietzsche Naumburg’daki Prusya ağır silah bölüğünde bir yıllık gönüllü hizmete kaydoldu. Akranı acemi erler arasında en iyi binicilerden biri olarak görülüyordu ve subayları, Nietzsche’nin kısa sürede yüzbaşı rütbesine ulaşacağını öngörüyordu. Ne var ki 1868 martında, atının eyerine atlarken Nietzsche’nin göğsü eyer kaşına çarptı ve sol yanında iki kası aylarca yürüyememesine sebebiyet verecek şekilde yırtıldı. Bunun sonucunda Nietzsche, ilgisini çalışmalarını yeniden tamamlamaya ve Richard Wagner ile o yıldan sonra ilk kez görüşmeye çevirdi. Kısmen Ritschl’in desteğiyle Nietzsche, İsviçre’de Basel Üniversitesi’nde klasik filoloji profesörlüğü gibi hatırı sayılır bir teklif aldı. Henüz 24 yaşındaydı ve ne doktorasını tamamlamış, ne de öğretim sertifikası almıştı. Teklif tam da filolojiyi bırakmayı düşündüğü zamanda gelmiş olsa da, teklifi kabul etti./ O gün bugündür, Nietzsche hâlâ Klasik Bilimi alanında en genç yaşta profesör olmuş insanlar arasındadır. Basel’e taşınmadan önce Prusya vatandaşlığını bırakmış, hayatının geri kalanını resmi olarak devletsiz yaşamıştır. Bununla birlikte, Fransa-Prusya Savaşında, Prusya güçleri arasında sıhhiye eri olarak hizmet verdi. Askeriyede geçirdiği kısa zamanında çok şey deneyimledi ve savaşın sarsıcı etkilerine tanıklık etti. Ayrıca difteri ve dizanteriye yakalandı. Walter Kaufmann, Nietzsche’nin o zaman diğer enfeksiyonlarla birlikte sifilis hastalığına da yakalandığı öngörüsünde bulunmaktadır. Nietzsche, 1870’te Basel’e dönüşünde Alman İmparatorluğunun kuruluşunu ve Otto von Bismarck’ın takiben belirlediği politikaları bir yabancı gözüyle ve dehalarına büyük bir kuşkuculukla gözlemledi. Üniversitedeki açılış konferansı Homeros ve Klasik Filoloji oldu. Nietzsche ayrıca, hayatı boyunca dostu olarak kalacak olan teoloji profesörü Franz Overbeck ile tanıştı. 1873’teki Düşünce ve Gerçeklik eserinin sahibi olan az tanınmış Rus filozof Afrikalı Spir ve Nietzsche’nin derslerine sıklıkla katıldığı ünlü bir tarihçi olan arkadaşı Jacob Burckhardt, bu sürede Nietzsche üzerinde belirgin etkiler göstermeye başladı Nietzsche 1868’de Richard Wagner’le ve daha sonra Wagner’in eşi Cosima ile Leipzig’de tanışmıştı. İkisine de büyük hayranlık duydu ve Basel’deki geçirdiği zamanı boyunca Wagnerlerin Luzern’de Tribschen’deki evini sıkça ziyaret etti. Wagnerler Nietzsche’yi en samimi çevrelerine aldılar ve Beyrut Festivalinin başlangıcına gösterdiği ilgiden memnun kaldılar. 1870’te Nietzsche, Trajik Düşüncenin Başlangıcının el yazmasını Cosima’ya doğum günü armağanı olarak verdi. 1872’deyse ilk kitabı olan Trajedinin Doğuşnu yayımladı. Ancak bu alandaki arkadaşları -Ritschl de dâhil- Nietzsche’nin daha kuramsal bir yaklaşım adına klasik filolojik yöntemden kaçındığı bu çalışmaya pek az ilgi gösterdi. Polemiği Filolojinin Geleceğinde, Ulrich von Wilamowitz-Moellendorff kitabın algısına gölge düşürdü ve kitabın adını kötüledi. Karşılık olarak Rohde (artık Kiel’de profesördü) ve Wagner, Nietzsche’yi savunmaya geçti. Nietzsche, filolojik topluluğun arasında duyduğu yalıtılmışlığını özgürce dile getirdi ve Basel’de felsefe alanında bir pozisyona atanmayı denediyse de başarılı olamadı. 1873 ile 1876 yılları arasında dört ayrı uzun deneme yayımladı: “David Strauss: İtirafçı ve Yazar”, “Tarihin Yararı ve Yararsızlığı Üzerine”, “Eğitimci Olarak Schopenhauer” ve “Richard Wagner Beyrut’ta”. Dört yazı sonraları Çağa Aykırı Düşünceler başlığıyla derlenmiş basımda yer aldı. Bu dört yazı, Schopenhauer ve Wagner’in önerdiği yollardan gelişmekte olan Alman kültürüne meydan okuyan bir kültürel eleştiri yönelimi taşıyordu. Nietzsche 1873’te, ölümünden sonra “Yunanların Trajik Çağında Felsefe” adıyla yayımlanacak olan notlarını da biriktirmeye başladı. Bu süreçte Nietzsche, Wagnerlerin çevresinde Malwida von Meysenbug ve Hans von Bülow ile tanıştı ve 1876’da Nietzsche’nin erken dönem yazılarındaki pesimizmi bırakmasında etkili olan Paul Rée ile dostluk kurmaya başladı. Ancak Nietzsche, gösterilerin bayağılığı ve toplumun rezilliğinden tiksindiği 1876 Beyrut Festivali yüzünden derin bir düş kırıklığı yaşadı. Ayrıca Wagner’in, Nietzsche’nin karşıtlık duyduğu “Alman kültürüne” taraf olmasının yanı sıra Alman halkının arasında ününü kutlaması yüzünden yabancılaştı. Bütün bunlar Nietzsche’nin Wagner’den kendini uzaklaştırmasına neden oldu. 1878’de İnsanca, Pek İnsancnın (yelpazesi metafizikten ahlâka, dinden cinsiyet bilimine kadar genişlikte olan bir aforizma kitabı) yayımlanmasıyla Nietzsche’nin eserlerindeki Afrikalı Spir’in Düşünce ve Gerçeklikten yüksek derecede etkilenmiş ve Wagner ile Schopenhauer’ın pesimist felsefesine tepki gösteren yeni tarzı belirginleşti. Nietzsche, Deussen ve Rohde ile olan dostluğundan da soğudu. 1879’da sağlığındaki önemli bozulmadan sonra Basel’deki pozisyonundan istifa etmek zorunda kaldı. (Çocukluğundan beri, onu neredeyse yarı yarıya kör bırakan uzağı görememe anları, migren ağrıları ve şiddetli hazımsızlıklar dâhil, sağlığını aksatan çeşitli hastalıklar ona dert olmuştu. 1868’deki binicilik kazası ve 1870’teki hastalıkları, Basel’deki yılları boyunca onu, günlük işini yerine getiremeyecek halde bırakıncaya kadar her seferinde daha uzun tatillere çıkmaya zorlayarak zarar vermeyi sürdüren bu durumu alevlendirmiş olabilir.) Basel’den aldığı emekli maaşıyla geçinen Nietzsche, sağlığına yararlı olan iklimleri bulmak için sık sık yolculuk etti ve 1889’a kadar farklı şehirlerde bağımsız bir yazar olarak yaşadı. Birçok yazını İsviçre’de St. Moritz yakınlarındaki Sils Maria’da geçirdi. Kışlarını İtalyan şehirleri Cenova, Rapallo ile Torino’da ve Fransız şehri Nice’te geçirdi. 1881’de Fransa Tunus’u işgal ettiğinde Avrupa’yı dışarıdan görmek için Tunus şehrine seyahat etmeyi planladı, ancak daha sonra, muhtemelen sağlık sorunları nedeniyle bu fikirden vazgeçti. Nietzsche Naumburg’a arada sırada ailesini ziyaret etmek için döndü ve özellikle bu zamanlarda kız kardeşiyle tekrarlanan çatışma ve barışma dönemleri yaşadı. Cenova’dayken Nietzsche’nin görme yeteneğindeki zayıflık, yazmaya devam edebilmek için daktilo kullanmayı keşfetmesini sağladı. Çağdaş bir daktilo aygıtı olan Hansen Yazma Topu’nu kullanmayı denediği biliniyor. En sonunda, eski bir öğrencisi olan Peter Gast, Nietzsche’nin bir çeşit özel sekreteri oldu. Gast, 1876’da Beyrut’ta Richard Wagner ile Nietzsche’nin darmadağın ve neredeyse okunaksız el yazısını ilk kez transkribe etti. Bundan sonra Nietzsche’nin neredeyse bütün eserlerinin galede yazım denetlemelerini o yaptı. 23 Şubat 1880’de en az bir tatilinde, genellikle parasız olan Gast, ortak arkadaşları Paul Rée’den 200 mark destek gördü. Gast, Nietzsche’nin kendisini eleştirmesine izin verdiği az sayıda arkadaşlarından biriydi. Zerdüşt`e büyük coşkuyla cevaben Gast, “lüzumsuz” olarak tanımlanan kişilerin aslında oldukça gerekli olduğuna dikkat çekmeyi gerekli buldu. Örneğin, Epikuros’un keçi peynirinden oluşan yemeğini bile sağlamaları için kaç insana güvenmek zorunda kaldığını sıraladı. Gast ve Overbeck, Nietzsche’nin hayatının sonuna dek sadık dostları olarak kaldılar. Malwida von Meysenbug, Wagner çevresinin dışından da olsa anaç bir koruyucu gibi davrandı. Kısa süre sonra Nietzsche, müzik eleştirmeni Carl Fuchs ile irtibat kurdu. Nietzsche en üretken döneminin eşiğinde duruyordu. 1878’de İnsanca, Pek İnsanca ile başlamak üzere, 1888’e kadar her yıl bir kitabı veya kitabın büyük bir kısmını yayımlayacaktı; yazdığı son yıl olan 1888’te ise beş kitap tamamladı. 1882’de Şen Bilim’in ilk kısmını yayımladı. Ayrıca bu yılda Malwida von Meysenbug ve Paul Rée aracılığıyla Lou Andreas Salomé[30] ile tanıştı. Nietzsche ile Salomé, yazı genellikle Nietzsche’nin kız kardeşi Elisabeth’in şaperonluğunda, Türingiya’daki Tautenburg’da geçirdiler. Ancak Nietzsche, Salomé’yi yetenekli bir öğrenciden çok, uygun bir eş olarak gördü. Salomé, Nietzsche’nin kendisine evlenme teklif ettiğini ve onu reddettiğini bildirmektedir, ancak Salomé’nin bildirilerinin güvenilirliği soru işaretleri taşımaktadır.[31] Nietzsche’nin Rée ve Salomé ile ilişkisi 1882-83 kışında, kısmen Elisabeth’in düzenlediği entrikalar nedeniyle koptu. Yeni hastalık dönemleri arasında Salomé yüzünden annesi ve kız kardeşiyle arası açılmış ve hemen hemen yalıtılmış bir hayat yaşarken Rapallo’ya kaçtı. Burada Böyle Buyurdu Zerdüşt`ün ilk bölümünü sadece on günde yazdı. 1882’de yüksek dozda afyon almasına rağmen uyku sorunu yaşamaktaydı. 1882’de Nice’de kalırken, kendi yatıştırıcı kloralhidrat reçetelerini “Dr. Nietzsche” diye imzalayarak yazıyordu. Schopenhauer ile (uzun zaman önce ölmüş ve Nietzsche’yle hiç tanışmamıştı) felsefi bağlarını, Wagner’le de sosyal bağlarını kopardıktan sonra Nietzsche’nin pek az arkadaşı kalmıştı. Gelişen yeni Zerdüşt tarzıyla, eseri daha da yabancılaştı ve kitapçılar onu yalnızca nezaketen aldı. Nietzsche bunu fark etti ve her ne kadar şikayet ettiyse de münzeviliğini sürdürdü. Kitapları çoğunlukla elde kaldı. 1885’te Zerdüşt`ün sadece 40 kopyasının basımını yaptı ve yalnızca bir kısmını Helene von Druskowitz’in de aralarında olduğu yakın arkadaşlarına dağıttı. 1883’te Leipzig Üniversitesinde öğretim görevliliği almak için girişti ve başarısız oldu. Belli olmuştu ki Zerdüşt`te dile getirdiği Hristiyanlığa ve tanrı kavramına karşı gösterdiği tutumları nedeniyle artık herhangi bir Alman üniversitesinde etkin bir şekilde görev alamayacaktı. Bunun ardından gelen “öç ve hınç duygularının” onu hayata küstürdüğünü şöyle dile getirdi: “Ve dolayısıyla, perişanlığın ne demek olduğunu (itibarımın, kişiliğimin ve amaçlarımın yıpranmasını) en geniş anlamda kavradığımdan beri gelişen öfkem, öğrencilerin güvenini ve bu güveni kazanma olasılığımı benden almaya yetmiştir.” 1886’da Nietzsche, antisemitist fikirlerinden tiksindiği yayımcısı Ernst Schmeitzner ile ilişkisini kesti. Nietzsche, kendi yazılarını Schmeitzner’in bu “antisemitist çöplüğüne tamamen gömülmüş ve mezardan çıkarılamayacak hâle getirilmiş” olarak gördü ve yayımcıyı “her duyarlı aklın soğuk bir aşağılamayla tamamen reddedeceği” bir akımla ilişkilendirdi. Ardından kendi cebinden İyinin ve Kötünün Ötesindnin basımını yaptı. Ayrıca daha önceki eserlerinin ve bir sonraki yıl ikinci baskılarının, eserlerin temelini ahenkli bir perspektife oturtan yeni önsözlerle yayımlanması planlanan Trajedinin Doğuşu, İnsanca, Pek İnsanca, Tan Kızıllığı ve Şen Bilimin yayım haklarını da aldı. Sonra, bir süreliğine eserlerini tamamlanmış gibi gördü ve yakında bir okuyucu kitlesinin ortaya çıkacağını umut etti. Aslında Nietzsche’nin düşüncesine ilgi bu kez gerçekten artmıştı, sadece Nietzsche’nin gözüne yavaş bir şekilde ve zorlukla çarpıyordu. Bu yıllarda Nietzsche, Meta von Salis, Carl Spitteler ve Gottfried Keller ile tanıştı. 1886’da kız kardeşi Elisabeth de antisemitist Bernhard Förster ile evlendi ve “Cermenik” bir sömürge olan, Nietzsche’nin kahkahalarla alay ederek tepki gösterdiği Nueva Germania’yı kurmak için Paraguay’a yolculuk etti. Nietzsche’nin Elisabeth’le ilişkisi mektuplaşmalarla çatışma ve barışma çemberinde sürüp gitti, ancak Nietzsche’nin çöküşüne kadar hiçbir zaman bir araya gelmediler. Nietzsche, uzun süreli çalışmayı imkânsız kılan, uzun ve acılı hastalık atakları yaşamaya devam etti. 1887’de, “Ahlâkın Soykütüğü Üzerine” adlı polemiği yazdı. Aynı yıl içinde, çabucak bir yakınlık duyacağı Fyodor Dostoyevski’nin eserleriyle karşılaştı. Hippolyte Taine ve Georg Brandes ile de mektuplaştı. 1870’lerde Søren Kierkegaard’ın felsefesini öğretmeye başlamış olan Brandes, Nietzsche’ye yazdığı mektupta ondan Kierkegaard okumasını istiyordu; Nietzsche bu mektuba cevaben, Kopenhag’a gelip onunla Kierkegaard okuyacağını yazdı. Ancak sözünü yerine getiremeden hastalığı çok kötüleşti. Brandes, 1888’in başlarında Kopenhag’a, Nietzsche’nin felsefesi üzerine ilk ders notlarından birini götürdü. Nietzsche, daha önce “Ahlâkın Soykütüğü Üzerine”de Güç İstenci: Tüm Değerlerin Yeniden Değerlendirilmesi Denemesi başlığıyla yeni bir çalışmasını duyurmuş olsa da sonraları bu özel yaklaşımını bir kenara bırakmış ve yerine taslak pasajlardan bazılarını 1888’de Putların Alacakaranlığı ile Deccal`i yazarken kullanmıştır. Sağlığı düzeliyor gibi oldu ve yazı keyifle geçirdi. 1888 güzünde, yazıları ve mektupları, onun kendi durumu ve yazgısı için yaptığı yüksek öngörüsünü ortaya sermeye başladı. Yazılarına, özellikle en son yazdığı polemiği Wagner Olayı’na gelen tepkileri gözünde büyüttü. Kırk dördüncü yaş gününde Putların Alacakaranlığı ve Deccai tamamladıktan sonra otobiyografisi Ecce Homoyu yazmaya karar verdi. Bu eserin önsözünde (Nietzsche, burada eserinin yaratacağı yorum zorluklarının gayet farkındaydı) şöyle belirtmektedir: “Duyun beni! Duyulması gerekenim ben. Hepsinden önce, başkası saymayın beni”. Nietzsche, aralık ayında August Strindberg ile mektuplaşmaya başladı ve uluslararası bir dönüm noktasının eksikliğini hissedip eski yazılarını yayımcıdan geri satın alarak diğer Avrupa dillerine tercüme ettirebileceğini düşündü. Dahası, Nietzsche Wagner’e Karşı derlemesinin ve şiirlerinden oluşan Dionysos Dithrambosları koleksiyonunun yayımını planladı.
-
Nietzsche kimdir? Nietzsche biyografisi
Alman filozof, Friedrich Wilhelm Nietzsche Kimdir? Hayat yolculuğu ve eserleri... Friedrich Wilhelm Nietzsche (15 Ekim 1844 – 25 Ağustos 1900), Alman filolog, filozof, kültür eleştirmeni, şair ve besteci. Din, ahlâk, modern kültür, felsefe ve bilim üzerine metafor, ironi ve aforizma dolu bir üslupla eleştirel yazılar yazmıştır. Nietzsche’nin kilit fikirlerini Apollon-Dionysos ikiliği, perspektivizm, Güç İstenci, “Tanrının ölümü”, Üstinsan ve bengi dönüş oluşturur. Felsefesinin merkezini oluşturan şey, kişinin coşkun enerjisini sömüren her türlü öğretinin, toplumsal olarak ne kadar geçerli olursa olsun sorgulanarak “hayatın olumlanması”dır.[4] Hakikatin değeri ve nesnelliği üzerine yürüttüğü kökten sorgulaması, geniş çaplı yorumların odağını oluşturur ve etkisi özellikle kıta felsefesi geleneğinde varoluşçuluk, postmodernizm ve postyapısalcılık da dâhil olmak üzere devam etmektedir. Nietzsche, kariyerine felsefeye dönmeden önce klasik filolog (Yunan ve Roma metin eleştirmeni) olarak başladı. 1869 yılında yirmi dört yaşındayken Basel Üniversitesi’nde klasik filoloji kürsüsüne, bu yeri alan en genç kişi olarak atandı. 1879 yazında, hayatının büyük bölümünde kendisine dert olacak olan sağlık sorunları yüzünden istifa etti. 1889’da kırk dört yaşında zihinsel yetilerinin tamamının kaybıyla sonuçlanan bir çöküş yaşadı. Çöküşü sonraları, üçüncü devre sifilis hastalığının yol açtığı, nadir görülen bir genel pareziye yoruldu; fakat bu teşhiste soru işaretleri vardı.[6] Nietzsche, kalan yıllarını 1897’de ölümüne kadar annesinin, 1900’de kendi ölümüne kadar kız kardeşi Elisabeth Förster-Nietzsche’nin bakımında geçirdi. Bakıcısı olarak kız kardeşi, Nietzsche’nin el yazmalarının idareciliğini ve editörlüğünü üstlendi. Förster-Nietzsche, tanınmış bir Alman milliyetçisi ve antisemitist olan Bernhard Förster ile evliydi ve Nietzsche’nin yayımlanmamış yazılarını, kocasının ideolojisine uyarlamak üzere, Nietzsche’nin belirttiği, antisemitizm ile milliyetçiliğe sert ve bariz biçimde karşı çıktığı görüşlerine genellikle ters düşecek biçimde yeniden düzenledi. Förster-Nietzsche’nin yaptığı değişiklikler sebebiyle Nietzsche’nin adı, sonraları yirminci yüzyıl bilim insanları Nietzsche’nin fikirlerinin yanlış yorumlanmasına karşı harekete geçmiş olsalar da, Alman militarizmi ve Nazizm ile birlikte anılır olmuştur. Naumburg’da, Haziran 1862 başında çekilen bu fotoğrafında Nietzsche 17 yaşındadır, 1862. Prusya Krallığı’nın Saksonya eyaletinde bulunan Leipzig yakınlarındaki Röcken’in küçük bir kasabasında büyümüştür. Adını, Nietzsche’nin doğum gününde kırk dokuz yaşına giren Prusya Kralı IV. Frederick William’dan aldı (Nietzsche daha sonra ikinci adı olan “Wilhelm”i atmıştır[7]). Nietzsche’nin ebeveynleri Lutherci bir papaz ve eski öğretmen olan Carl Ludwig Nietzsche (1813–49) ile Franziska Oehler (1826–97), oğullarının doğumundan önceki yıl olan 1843’te evlenmişlerdi. İki çocukları daha vardı: 1846 doğumlu bir kız, Elisabeth Förster-Nietzsche ve ikinci oğulları, 1848 doğumlu Ludwig Joseph. Nietzsche’nin babası 1849’da bir beyin hastalığından öldü; bir sonraki yıl da erkek kardeşi Ludwig Joseph iki yaşında öldü. Bunlar üzerine ailece, Nietzsche’nin anneannesi ve iki bekar halası ile yaşayacakları Naumburg’a taşındı. Aile, Nietzsche’nin anneannesinin 1856’da ölmesinden sonra, şimdi müze ve Nietzsche çalışma merkezi olan kendi evlerine taşındı. Nietzsche bir erkek okuluna, ardından da son derece saygın ailelerden olan Gustav Krug, Rudolf Wagner ve Wilhelm Pinder ile arkadaş olduğu özel okula gitti. 1854’te Naumburg’da Domgymnasium’a katıldı, ancak müzik ve dil alanında özel yetenekler gösterdiğinden uluslararası tanınmışlığa sahip Schulpforta onu öğrencisi olarak aldı. Oraya giderek 1858’den 1864’e kadar orada okudu ve Paul Deussen ile Carl von Gersdorff ile arkadaş oldu. Şiirler ve besteler üzerinde çalışmaya da zaman buldu. Schulpforta’da önemli bir dil altyapısı (Yunanca, Latince, İbranice ve Fransızca) edindi ve böylece önemli eserleri birinci kaynaktan okuma imkanı buldu[8]; ayrıca ilk kez küçük bir kasabanın tutucu ortamındaki aile hayatından uzakta olmayı deneyimledi. 1864 martının dönem sonu notlarında Din ve Almanca 1; Yunanca ve Latince 2a; Fransızca, Tarih ve Fizik 2b ve İbranice ile Matematik “sönük” bir 3’tü. Pforta’da uygunsuz sayılan konuların peşinden koşma tutkusu ve eğilimi edinmişti. O zamanlar neredeyse hiç bilinmeyen şair Friedrich Hölderlin’in eserleriyle tanıştı. Hölderlin’den “en sevdiğim şair” diye bahsediyordu ve bir denemesinde bu çılgın şairin “en yüce düşüncelliğe” farkındalık getirdiğini yazıyordu. Denemeyi gözden geçiren öğretmen ona iyi bir not verdi, ancak Nietzsche’nin gelecekte daha sağlıklı, daha duru ve daha “Alman” yazarlar üzerine eğilmesinin uygun olacağı yorumunu yaptı. Nietzsche ayrıca tuhaf, dinsiz ve genellikle sarhoş bir şair olan Ernst Ortlepp’i de tanıyordu; Ortlepp, genç Nietzsche ile tanıştıktan birkaç hafta sonra bir hendekte ölü bulundu, ancak onun Nietzsche’yi Richard Wagner’in yazılı eserleriyle ve müziğiyle tanıştıran kişi olması muhtemeldir. Nietzsche, belki de Ortlepp’in etkisiyle Richter adında bir öğrenciyle birlikte okula sarhoş dönüp bir öğretmenle karşılaştı ve bu Nietzsche’nin sınıf birinciliğini kaybederek sınıf başkanlığının elinden alınmasıyla sonuçlandı.
-
Akkız kimdir?
Son yılların tarihi dizilerinde adeta bir çığır açan Mehmet Bozdağ’dan İslam öncesi dönemi ve bir kadın savaşçıyı anlatan tarihi bir dizi geliyor. Destan dizisinde savaşçı bir kadın olan Akkız güzel olduğu kadar cesur ve bileği bükülmez bir savaşçı. Destan dizisinin ilk tanıtımı yapıldığından beri herkesin merak ettiği tek soru İslam öncesi dönemde gerçekten Akkız adında kadın bir savaşçının var olup olmadığı. Peki Akkız adında tarihi bir kadın savaşçı var mı? Tarihte Akkız Kimdir?Türk toplumunda kadın çok önemli bir yere sahiptir. Özellikle Türk Destanlarında kadının yeri çok önemlidir. Tarihi kaynaklara göre Akkız adından kadın bir savaşçı yok. Fakat Türk destanlarında bir çok kadın savaşçı geçmektedir. Türk Destanlarında kadın savaşçılar Alp Kadın olarak geçmektedir. Dünyanın en uzun destanı olan Manas Destan’ında Kanıkey, Çayırdı Hatun, Ak Erkeç ve Ay Çörek isminde bir çok savaşçı Alp Kadın yer almaktadır. Türk Destanlarında kadınlarında cesur ve kuvvetli olması şarttı. Alp olan her kadın muhakkak at binmeyi ve silah kullanmayı bilmesi bir zorunluluktu. Tarihte Selcen Hatun, Banı Çiçek ve Boyu Uzun Burla Hatun bu tip kadınlara örnek gösterilebilir. Türk destanlarının neresinden bakarsanız bakın iyi bir eş ve anne tipi olmasını yanında kadın cesur, gözü pek ve mücadeleci bir savaşçıdır. Alp kadınlar yeri geldiğinde savaşçı yeri geldiğinde akıl danışılan bilge kişilerdi. Bunlardan biri olan Kağan eşi Kurmanca Datça, her zaman eşinin yanında yer almış ve ülke yöneticiliği yapmıştır. Destan 8. yüzyıl Ortaçağ’da İslam öncesi dönemde vahşi bir çağ yaşanırken dağların kızı olarak bilinen Akkız’ın cesareti ve savaşçılığı ile adaletsizliğe baş kaldırdığı bir destanın hikayesini anlatacak. Akkız yüreğinde cesaret ve merhameti barındırarak haksızlığa karşı büyük bir savaş verecektir
-
Necmeddin Kübra kimdir?
Kesin olmamakla birlikte 1145 yılında adeta bir masal şehir olan Harezm‘de doğdu. Ticaretle meşgul olan bir ailede büyüdü. Büyük ihtimalle kumaş ticaretiyle ilgileniyorlardı. Çünkü çocukluğunda kumaş dükkanlarını hırsızlardan korumak için geceleri bi başına nöbet tuttuğu bilinmektedir. Hatta yalnız geçirdiği bu gecelerde aklını başından alan hayaller gördüğünü kendisi söylemektedir. Gençliğini de Harezm’de geçiren Necmeddin Kübra, eğitim almak için yollara düştü. Şehir şehir dolaştı. Nişabur, Hemedan, İsfahan, Mekke ve İskenderiye’de eğitim gördü. 35 yaşına kadar süren tahsilin ardından ise tasavvufa yöneldi. Necmeddin Kübra ve TasavvufTasavvufa yönelen Necmeddin Kübra, ilk olarak kendisini terbiye edecek bir mürşid aradı. Dizful şehrinde İsmail Kasri isimli bir şeyhe intisap etti. Şeyh kısa bir süre sonra Necmeddin’i, sahip olduğu bilgi birikim onda kibre yol açacağı gerekçesiyle Ammâr Yâsir el-Bitlisî isimli bir başka şeyhe gönderdi. Meğer endişelenmekte haklıymış. Burada kendisini şeyhinden üstün gören ve tarikat adabına aykırı davranan Necmeddin Kübra bu seferde Mısır da Şeyh Rûzbihân’ın yanına gönderilmiştir. Burada yaşadığı bir olay Necmeddin Kübra da büyük bir etki uyandırmış. Şöyle ki; Necmeddin, Şeyh Rûzbihân’ın yanına gidince onu çok az miktarda bir su ile abdest alırken bulmuş. Şeyh onun üzerine birkaç damla su serpmiş. Necmeddin bu birkaç damla suyu kulağında şiddetli bir yumruk darbesi olarak hissetmiş ve bilincini yitirmiş. Bunun üzerine tekrar Ammâr Yâsir el-Bitlisî’nin yanına dönmüş ve tasavvufi terbiyesini tamamlamıştır. Harezm ve Kübreviye’nin KuruluşuNecmeddin Kübra 1184 tarihinde doğduğu şehir olan Harezm’e geri döndü. Harzemşah hükümdarı olan Alaaddin Muhammed ve Celaleddin Harzemşah bu büyük veliye ihtimam ve saygı göstermiştir. Necmeddin Kübra bundan sonraki hayatını öğrencilerinin tasavvuf terbiyesini tamamlamaya ve insanları doğru yola çağırmaya vakfetti. Altmış öğrencisi olduğu söylenmektedir. Bu öğrencilerden de bazıları devrinin ileri gelen hocalarından olmuştur. Ayrıca Mevlana Celaleddin Rumi’nin babası Bahaeddin Veled de onun öğrencisiydi. Yetiştirdiği öğrencileriyle OrtaAsya kökenli üç büyük tarikattan biri olan Kübreviye ekolünü kurmuştur. Kendisi ve kurucusu olduğu tarikat için kullanılan Kübra lakabı, Kur’an’da haşir gününü simgeleyen “et-tâmmetü’l-kübrâ” (en-Nâziât 79/34) ifadesinin kısaltılmış şeklidir. Bu ekol yürüttüğü irşad faaliyetleri sonucu OrtaAsya’dan Hindistan ve Irak’a kadar genişlemiştir. Necmeddin Kübra’nın VefatıHarezm, 1221 yılında Moğollar tarafından işgal edildi. Halk büyük bir katliama maruz kalırken şehir tahrip edildi. Bu işgal sırasında Cengiz Han, Necmeddin’e şehri terketmesi için izin vermiş, ancak o şehir yakılıp yıkılırken hayatının bağışlanmasını kabul edemeyeceğini söylemiştir. Yapılan katliam sırasında öldürülmüştür. Bugün Harezm’e bağlı Gürgenç şehrinde ki türbesinde yatmaktadır
-
Cengiz Bozkurt kimdir?
Leyla İle Mecnun dizisindeki Erdal Bakkal karakteriyle hafızalara kazınan Cengiz Bozkurt Kimdir? Cengiz Bozkurt’un hayatı ve yer aldığı dizi filmler… Cengiz Bozkurt’un Hayatı24 Aralık 1965 yılında Nevşehir’de dünyaya geldi. Liseyi, Ankara Atatürk Lisesi’nde okudu. Üniversitede ODTÜ Fizik’te okuyup ardından İngiltere’de Goldsmiths, University of London’da Medya ve İletişim bölümünden mezun oldu. Okumak için gittiği İngiltere’de 14 yıl boyunca değişik işlerde çalıştı. ODTÜ ve İngiltere’de okuduğu üniversitelerde ki bölümleri haricinde tiyatro eğitimi de aldı. Okul yıllarındayken kısa filmler çekmeye başlayan Bozkurt, aynı zamanda çeşitli tiyatrolarda oynadı. Londra’da tanıştığı tiyatrocu Mehmet Ergen ve bir kaç arkadaşıyla Arcola Theatre adında bir tiyatro kurdular. İngiltere’de bu tiyatronun adını kısa sürede duyurdular. Mehmet Ergen’in ısrarları üzerine oyunculuğa yönelmiştir. 2005 yılında Kurşun Yarası, Kırık Kanatlar, Ezo Gelin gibi dizilerde yer almıştır. 2011 ve 2013 yılları arasında Erdal Bakkal rolü ile adını duyurduğu Leyla İle Mecnun dizisinde yer almıştır. 2013 yılında Binnur Kaya ve Uğur Yücel‘in baş rolünde olduğu Aramızda Kalsın dizisinde Halil rolüyle yer almıştır. Aynı yıl Demet Akbağ ve Erdal Özyağcılar‘ın baş rolünde olduğu Sevdaluk adlı dizide oynamıştır. 2015 yılında Kocamın Ailesi, 2016’da Hangimiz Sevmedik, 2020’de Gençliğim Eyvah ve Kuzey Yıldızı İlk Aşk dizilerinde roller almıştır. Son olarak 2021 yılında Netflix’de gösterime giren 50m2 dizisinde Muhtar rolüne hayat vermiştir. Cengiz Bozkurt’un İnstagram Hesabı : mcengizbozkurt Cengiz Bozkurt’un Yer Aldığı Dizi ve Filmlerden Bir Kaçı2019 Cinayet Süsü: Komiser Salih Ali Atay 2018 Ailecek Şaşkınız: Muzaffer Selçuk Aydemir 2016 Küçük Esnaf: Fahrettin Bedran Güzel 2014 Pek Yakında: Suat Cem Yılmaz 2013 Eyyvah Eyvah 3: Organizatör Hakan Algül 2012 Uzun Hikâye Müstahdem: Osman Sınav 2010 Kaybedenler Kulübü: Taksi durağındaki şoför Tolga Örnek 2010 Ay Lav Yu: Sado Sermiyan Midyat 2008 Devrim Arabaları: Ender Tolga Örnek 2007 Yumurta: Semih Kaplanoğlu 2006 The Net 2.0 Polis memuru: Charles Winkler 2021 50m2: Muhtar Selçuk Aydemir 2020 Gençliğim Eyvah: Arif Asmalı Deniz Yılmaz Şayir 2018-2020 Jet Sosyete: Cengiz Özpamuk Hakan Algül 2016 Hangimiz Sevmedik: Şener Yeşil Metin Balekoğlu 2015 Kocamın Ailesi: Dilaver Şafak Bal 2013-2014 Aramızda Kalsın: Halil Güzide Balcı 2013 Ben de Özledim: Cengiz Onur Ünlü 2011-2013 Leyla ile Mecnun: Erdal Bakkal Onur Ünlü 2007 Sevgili Dünürüm: Osman Hakan Algül 2006-2009 Parmaklıklar Ardında: Ekrem Hakan Gürtop 2006 Ezo Gelin: Duran 2005 Seni Çok Özledim: Serhan Ertunç Dilek Gökçin
-
Kim So-Hyun kimdir?
Kariyer hayatına çocukluktan başlayan Güney Kore’nin başarılı genç oyuncularından Kim So-hyun’un merak edilen yaşamı ve kariyeri… Kim So-hyun Kimdir?4 Haziran 1999 yılında Avustralya’da dünyaya gelen Kim So-hyun, 5 yaşındayken ailesiyle birlikte Güney Kore’ye dönmüşlerdir. Kariyer hayatına 7 yaşında başlayan güzel oyuncu, ilk olarak Que Sera Sera dizisinde rol almıştır. Kim So-hyun, Hanyang Üniversitesi Tiyatro ve Sinema Bölümünü okumaktadır. Çocukluğundan beri birçok dizi filmde rol alan Kim So-hyun, 2012 yılında MBC kanalında yayınlanan Moon Embracing the Sun dizisinde büyük çıkış yakalamıştır. Daha sonra 2015 yılında Who Are You: School 2015 dizisi ile dikkatleri üzerine toplayan Kim So-hyun güzelliği ile de nam salmayı başarmıştır. Genç yaşına rağmen birçok dizide rol alan Kim So-hyun 2019 yılında Netflix’te yayınlanan Love Alarm dizisi ile pek çok ülkede tanınmayı başarmıştır. Dizinin devam serisi 2021 yılında tekrardan Netflix’te yayınlanacaktır. Son olarak Kim So-hyun KBS kanalında yayınlanacak River Where the Moon Rises dizisinde Ji Soo ile baş rol olarak oynayacaktır. Boy: 1,65 m Burcu: İkizler Instagram: @wow_kimsohyun Kim So-hyun Rol Aldığı DizilerRiver Where the Moon Rises (KBS2, 2021) Love Alarm 2 (Netflix, 2021) The Tale of Nokdu (KBS2, 2019) Love Alarm (Netflix, 2019) Radio Romance (KBS2, 2018) While You Were Sleeping (SBS, 2017) Ruler: Master of the Mask (MBC, 2017) Goblin (tvN, 2016 – 2017) Let’s Fight Ghost (tvN, 2016) Page Turner (KBS2, 2016) Nightmare High (Web Drama – Naver TVcast, 2016) Who Are You – School 2015 (KBS2, 2015) Sensory Couple (SBS, 2015) Reset (OCN, 2014) Triangle (MBC, 2014) The Suspicious Housekeeper (SBS, 2013) I Can Hear Your Voice (SBS, 2013) Secret of the Birth (SBS, 2013) IRIS 2 (KBS2, 2013) I Miss You (MBC, 2012-2013) Ma Boy (Tooniverse, 2012) Love Again (jTBC, 2012) Rooftop Prince (SBS, 2012) The Moon Embracing The Sun (MBC, 2012) Padam Padam… The Sound of His and Her Heartbeats (jTBC, 2011-2012) The Thorn Birds (KBS2, 2011) The Duo (MBC, 2011) Bread, Love and Dreams (KBS2, 2010) Korean Ghost Stories (KBS2, 2008) Que Sera Sera (2007) Kim So-hyun Rol Aldığı FilmleriThe Last Princess (2016) Unforgettable (2016) Killer Toon (2013) I am the King (2012) Spy Papa (2011) Sin of a Family (2011) Man of Vendetta (2010)
-
Terken Hatun kimdir?
Terken Hatun bir diğer adıyla Celâliye Hatun, Selçuklu Devleti’nin hükümdarı I. Melikşah‘ın eşi ve I. Mahmud’un annesidir. Karahanlılar soyuna mensup Terken Hatun; Batı Karahanlılar’ın kurucusu ve ilk hükümdarı olan İbrâhim Tamgaç Han’ın kızıdır. Sultan Alparslan oğlu I. Melikşah ile evlenen Terken Hatun’un; Dâvud, Ahmed, Mâh-Melek Hatun ve Mahmud adlı dört çocuğu olmuştur. Terken Hatun siyasî olaylarda aktif rol alan sultanlardandır. Öyle ki küçük oğlu Mahmud’un Sultan Melikşah’tan sonra başa geçmesi için her türlü oyunu oynamıştır. Ancak Nizâmülmülk’ün Melikşah’ın büyük oğlu Berkyaruk’u veliaht tayin ettirmek istemesi Terken Hatun ile çatışmasına sebep olmuştur. Bu çatışmalar sonucunda Terken Hatun; sultana açıkça Nizâmülmülk aleyhtarlığı yapmaya başlamıştır. Planı Nizâmülmülk yerine kendi veziri olan Tâcülmülk’ü getirtmekti. Terken Hatun’un uzun süren uğraları sonucunda Melikşah ile Nizâmülmülk’ün arası açılmıştır. Melikşah bir gün Bağdat’a giderken Nizâmülmülk’ün bir Bâtınî fedaisi tarafından öldürülmesi Terken Hatun’unda işine gelmiştir. Terken Hatun’un gözünü taht sevgisi kaplamıştı ki daha Melikşah hayattayken 5 yaşındaki oğlu Mahmud’a; emîrü’l-mü’minîn lakabı ile seslenmeye başlamıştır. Yönetimde kontrolü kaybetmemek için Sultan Melikşah’ın ölümünü bekleyen Terken Hatun; işleri daha da hızlandırmak için veliaht Berkyaruk’a pus kurdurttu. Ancak Berkyaruk pusuya düşmeden canını kurtarmıştır. Tüm bunlara rağmen yılmadan devam eden Terken H. en sonunda; Berkyaruk’a babasının mirasından 500.000 dinar verip İsfahan ve Fars dışındaki yerlerde saltanatını kabul etmek zorunda kaldı. Her koşulda sınırları zorlamayı başaran ve hırs için olan Terken H. Berkyaruk’un dayısı ve Azerbaycan Meliki İsmâil b. Alp Sungur Yâkūtî’ye evlenme teklif etti ve saltanatta ortaklık önerdi ve Berkyaruk’a karşı savaş ilan ettirtti. Ancak İsmâil, Berkyaruk’a karşı girdiği savaşı kaybetmiş ve İsfahan’a sığınmıştır. Böylece hedeflediği evlilikte gerçekleşemeyen Terken Hatun, vazgeçmemek için direnmiştir. Ertesi yıl yine tahtı ele geçirmek için Berkyaruk’a karşı savaş başlatacaktı ki bu kez komutanının vefatı sonucu bu savaşta başlamadan bitmiş oldu. Terken Hatun’un ÖlümüTerken Hatun Berkyaruk’a karşı savaşa giderken yolda hastalanarak geri dönmüştür. Kısa bir süre sonra da İsfahan’da vefat etmiştir (Ramazan 487 / Eylül-Ekim 1094). Bağdat’ta Hanefîler için Terken Hatun Medresesi yapıldığı gibi İsfahan Cuma Camii avlusunda yer alan, teknik ve estetik özellikleri bakımından mükemmel olan kubbeli bölüm de Terken Hatun adına 1088’de inşa edilmiştir. Terken Hatun, siyasî olaylar içinde yer alan birçok erkek hânedan mensubunun ve onlar adına sayısız entrikalar çeviren devlet adamlarının mâruz kalmadığı ağır ithamlara muhatap olmuş önemli bir simadır